"BULGARİSTAN'DA TÜRK FOLKLORU" SEMPOZYUMU VE BULGARİSTAN GEZİ NOTLARI
Dr. Yaşar KALAFAT
Bu yazıyı 13-15 1998 tarihleri arasında Bulgaristan'ın Şumnu şehrinde Episkos Konstantin Prevlavs Üniversitesi Yabancı Diller Fakültesi Rus Dili ve Türk Dili Bölümü Edirne Trakya Üniversitesi ve Türkiye Folklor Araştırma Kurumu tarafından düzenlenen "Bulgaristan'da Türk folkloru Sempozyumu" münasebetiyle tuttuğum notlardan hareketle yazdım.
Bu sempozyuma biz "Bulgaristan-Anadolu kararlaştırmalı Türk Halk İnançları, konulu bir bildiri ile katıldık. Bulgaristan'da bulunduğumuz zaman içerisinde derleme imkan bulduğumuz halk inançlarını ise, "Bulgaristan-Şumnu Türk Halk İnançları" başlığı ile makale yaptık.
Sempozyuma Romanya ve Makedonya'dan da bilim adamları çağrılmış olmalarına rağmen katılım Bulgaristan'dan 20, Türkiye'den 9 ve Gagauzel'inden bilim adamı şeklinde olmuştur. Bulgaristan'dan Şumnu'nun yanısıra Sofya'dan da iştirak olmuştur. Bulgaristan'dan katılanlardan katılan bilim adamlarından 8'i Türktüler.
Sempozyuma T.C.'nin Burgaz Başkonsolosu M. Babur Hızlan da katılmıştır. B. Hızlan kısa konuşmasında Bulgaristan'daki Evlad-ı Fatihan'dan evvelki Slavlaşan Bulgar Türklüğünü de değinmiş sonra sempozyumun şeref masasında; Türkiye'den gelen kuruluş temsilcileri; Prof. Dr. Mertal Tulum, Salih Baklacı, İ.Ü. Nasrattınoğlu, Şumnu Belediye Başkan Yardımcısı Petır Sincirliyev, Prof. Totyu Totev ile birlikte yerini almıştır.
Babur Hızlan konuşmasında, bir dönem Bulgaristan Türklüğü'nün yok sayıldığı, geçmişteki bu karanlık günlerden Bulgar Türklüğünün Folklorunun hatırlandığı bu günlere gelindiğini, bundan çok memnunluk duyduğunu belirtti. Yaklaşık 100 kişi olan sempozyum salondakilerden alkış aldı.
Petır Sincirliyev'de konuşmasında, Balkanlardaki Türk-Bulgar kültür hareketinin iki ülkenin kardeşçe ilişkilerini olumlu etkileyeceğini belirtti.
Türk Folklor Kurumu Başkanı İrfan Nasrattınoğlu, Bulgaristan Türklerinin geçmişlerini Proto Bulgar döneminden başlayarak anlattı.
Prof. Dr. Totev, Sumnu Devlet Üniversitesi Rektörü sıfatıyla 13.11.1998 günü "Bulgaristan'da Türk Folkloru Sempozyumu münasebetiyle bir konuşma yapmıştır. Konuşmasında; "Bu İlmi Sempozyumun ve katılan bilim adamlarının Türk-Bulgar Dostluğuna büyük katkılarda bulunacağını, verilen ilmi bildirilerin kitap olarak basılacağını, bu dökümanların gelecek nesillerin aydınlanmalarında yardımcı olacağını, Trakya Üniversitesi ile Şumnu Üniversitesi arasında kurulan bu ilmi köprü için Salih Baklacı'ya minnet duyduğunu" belirtti.
Totyu Todev Sempozyumun randımanlı olması için elinden gelen gayreti gösterdi ve Türkiyeli Türk bilim adamlarına yakınlık gösterdi. Totyu Todev için Şumnu'lu Türk bilim adamları "gerçek bir Türk Dostu" demektedirler.
Sempozyumun bildiri dili Türkçe ve Bulgarca idi. Türkiye'den katılan delegeler. Osman Aziz ve Salih Baklacı Bulgarca, Yaşar Kalafat, Ahmet Hasan Çelebi, Emin Kalay, Mesude Şenol, İrfan Nasrattınoğlu, Kenan Oflas, bildirilerini Türkçe verdiler. Gagauzyeri'nden Tudorka Arnaut Bulgaristan'dan Haşim Akif, Sabri Alagöz, Nazmiye Hasanova, Fikriye Mehmet, Emine Halil, Osman Aziz, Kazim Memiş, İsmail Alagöz Türkçe verdiler.
Türk bildiricilerden daha ziyade Sofya'dan katılan bildiri sahipleri bildirilerini Bulgarca verdiler. İbrahim Tatarlı değerlendirme konuşmasını Bulgarca yaptı. Ferihan Atasoy'da Bulgarca konuştu.
Bulgaristan'da resmi dil, eğitim dili Bulgarca'dır. Faaliyeti Edirne Trakya Üniversitesi, Türk Folklor Kurumu ile Şumnu Devlet Üniversitesi birlikte düzenledikleri için Türk bilim adamlarından bir kısmının Bulgarca bildiri vermeleri yadırganmadı.
Şumnu Devlet Üniversite'sindeki Türk bilim adamları henüz okutman seviyesindedirler. Bulgaristan Türkü kanunen almış olduğu kültürel hakları henüz tamamen kullanamıyor olsa dahi birkaç yıl gibi kısa bir sürede alınan semere hiç de fena değildir. Bu gelişme Bulgaristan'ın demokrasiyi geçiyor olması ve Türk toplumunun ilmi kültürel değerlerine sahip çıkması itibariyle önemlidir.
Fikriye Mehmet Şumnu Devlet Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Türkçe okutmanıdır. 14.11.1998 günü, Bulgaristan'da Türk Folkloru Sempozyumu'nda verdiği "masalların eğitimde rolü" konulu bildirisinde, üniversitede haftada 4 saat Türk Dili ve Edebiyatı dersi verildiğini belirtti. Üniversite'de okutulan bu dersin müfredatının ve eğitim malzemesinin Türkiye'de hazırlandığını açıkladı.
Bulgaristan'da, uluslar arası toplantılarda "Bulgaristan'da Türk varlığı, onun dilinin Türkçe olduğu ve bu konuda Türkiye Cumhuriyeti ilmi çevreleri ile dayanışma sürdürüldüğü söylenilebilmektedir.
Şumlu Devlet Üniversitesi, Şumnu Türklüğünün Akademik kadrosunu içermektedir. Üniversite'de Türklere ait bir fakülte veya Türklerin ayrıca bir üniversitesi de yoktur. Başkanı Türk olmayan bir bölümde istihdam edilen ve aralarında Doktoralı kimsenin de bulunmadığı bir grup araştırmacı, öğrencilere sadece Türkçe dersi vermektedir.
Bu bölümde görevli Türk bilim adamları Mehmet Beytullah, Haşim Arif, Ferihan Atasoy, Kazım Memiş, Osman Aziz, Emine Halil, Fikriye Mehmet, Nazmiye Hasanova, Sabri Alagöz, İbrahim Hasan'dır. Bunlardan bir kısmı dışardan derslere girmektedir.
Sumnu'da Sumlu bir Türk potansiyelin oluşması bu bölümün güçlenmesine bağlıdır. Bu bölüm, Türkiye'de yüksek öğrenim alan Bulgaristan Türklerine uygulanılacak özel istihdam politikaları ile istenilen şekli alabilir.
Sempozyum'daki diğer bildirilerde "Prof .Dr. İbrahim Tatarlı'nın "Bulgaristan Türk folklorunun Temel Problemleri" Prof. Dr. Todor Cicev'in" Türkçe iki Bulgar Noel Türküsü" Doç. Dr. Tsvetana Georgieva'nın "Çağdaş Kırcaalide Geleneksel Türk-Bulgar Kültür Etkileşme ve Çatışmaları" Dr. Galina Lozanova'nın Bulgaristan Müslümanlarının Adetlerinde Azrail" dr. Lübdnur Mikov'un "Tırgovişte Bölgesi Türk folklorunda Kız. Ana Tekkesi" "Türk Bojidar Aleksiev'in "Bulgaristan folklorunda, Demirbaba Tekkesi" As. Grigor Grigorov'un "Bulgarca İstanbul Pazar Kültürü" folklorcu Yazar Elena Ognonova "Bulgar-Türk masallarında paralel motifler"
13-15 Kasım tarihleri arasında Şumnu'da yapılan Bulgaristan'da Türk Folkloru Sempozyumunda "Sumnu Türk Folklorunun İzleri" isimli bir bildiri ver Venata Yankova Bulgaristan'da Türklerin de var olduklarını geçmişte de Bulgaristan'da Türklerin varlıklarını sürdürdükleri, Sumnu'da folklor varlığı itibariyle bu gerçeği inkar etmenin mümkün olmadığını söylemiştir.
Bulgaristan'da tarihi Türk varlığı Bulgar ilim adamları tarafından çeşitli ilmi disiplinlerin alanı kapsamına giren konular itibariyle Resmi Bulgar görüşüne rağmen açıklanabilmektedir. Bulgaristan bilim adamlarının Türk varlığına dair ne düşündüklerini görüş farklılıkları ile birlikte bilmek ve buradan hareketle daha sağlıklı politikalar üretmek, Bulgar bilim adamları ile birlikte sık yapılacak sempozyumlarla sağlanılabilir.
Bulgaristan'da Türk Milli Şuurunun ilmi temellere oturtulabilmesi itibariyle; "Türk Ağızları", "Bulgaristan Mutfağı", "Bulgaristan'da Türk Toponomisi", "Bulgaristan'da Türk Otomatiği", "Bulgaristan'da Türk Halk İnançları", "Bulgaristan Türk Dokumanlığı", "Bulgaristan Türk halk oyunları" nın master planlarla incelenmesi üzerinde durulmalıdır.
Bulgaristan Türkleri arasında töre tam canlılığı ile olmasa da hala yaşamaktadır. Töreyi uygulamaya karşı hiçbir baskı yoktur. Töre'nin canlılık kazanması hayata geçirilmesi için rahatlıkla telkin yapılabilmektedir.
Sempozyumda İbrahim tatarlı "Bulgaristan'da Türk Folklorunun Temel Unsurları" Salih Baklacı "XIX. yy. sonları ve XX. yy. başlarında Türk Bulgar Folklor İlişkileri" Haşim Akif "Doğu Rodoplardan ezgiler" Sabri Alagöz "Türk Düğün Gelenek ve Türküleri" Emine Halil "Türk Bulgar Mutfağında Etkilenmeler" Ahmet Hasan Çebeci "Bulgaristan Türklerinde Pehlivanlık Gelenekleri ve Yetiştirdikleri Dünya Şampiyonları" İrfan Nasrattinoğlu "Türk Bulgar Folklorunda Etkileşmeler" Yaşar Kalafat "Bulgaristan Anadolu Karşılaştırmalı Türk Halk İnançları" Ferihan Atasoy "Kırcali Türklerinde Nikah Adetleri" Mesude Şenol "Macar Türk Doğum Adetleri", Kenon Oflas "Balkanlarda Konuk Ağırlama" Tudorko Arnaut "Bulgaristan-Moldova-Ukrayna Gagauzlerının Halk Kültürü Paralelliği konulu bildiriler vermişlerdir ki, bu bildiriler Bulgaristan'da Türk töresel hayatının giderek baskıdan kurtulmaya yüz tuttuğunu gösterir. Nitekim bu teşhisi Bulgar bilim adamlarının bildirilerinden hareketle de koyabiliyoruz.
Nitekim, Bulgar Araştırmacı Nadejda Progova verdiği 21870 tarihli ilk Nebadat Kitabında Bulgaristan'da Türk yemekleri" isimli bildirisinde, tarihi bir belgeyi esas alarak Bulgaristan'daki Türk Yemek Kültürünü izah etmiştir. Veneto Yankova, "Şumnu yöresinde Türk Folklor Öyküleri ve Söz Ustaları" isimli bildirisinde Bulgaristan'da devam etmekte olan Türk sözlü kültürünün izahını yapmıştır.
Bu konulara yer verilince Sofya Üniversitesi'nden Krosimira Koleva yaptığı oturum başkanlığı münasebeti ile Bulgar ve Türk kültürel etkileşimine dair Bulgarlar ve Türklerin verdikleri bildirilerden etkilenerek yakın bir zamanda iki ülke aydınları bu konuyu geniş bir şekilde ele alan bir sempozyum düzenlenmesini teklif etti. Bu teklif olumlu karşılandı.
Bulgaristan'da Avrupa Birliği'nin ve uluslar arası bazı kuruluşların sürekli baskıları sonucu yönetim ve aydında bir demokratikleşme arayışı başlamıştır. Diğer taraftan Bulgar Yönetimlerince uygulanan baskıca yöntemler Bulgar iç dinamiklerinin de tepkisine yol açmaktadır. Bulgaristan'da Türklerle ve Türkiye ile birlikte zorlukları yenmek taraflısı bir potansiyel oluşmuştur.
Türk bilim adamlarının Prof. Dr. İbrahim Tatarlı, "Bulgaristan Türk Folklorunun Temel Problemleri "Türk Atasözlerinin Bazı Sözdirim özellikleri" As. Fikriye Mehmet" Masalların Eğitimde Rolü" "şair Ozman Aziz "Rodop Türk Efsaneleri Gazeteci Yaşar Karim Memiş, "Folklor Araştırmalarında Basının Rolü" konulu bildirileri kültürel yaklaşımı kolaylaştırmıştı. Bulgaristan ile Türkiye arasındaki ilmi-kültürel ilişkiler yoğunlaştırılabilir ise; Proto-Bulgar Türkü gerçeğinin anlaşılması kolaylaşır. Bu gelişme, slavlaştırma politikasını zaaf yaratabilir. Türkiye'nin, Balkan Türklüğünü, sadece Evladı Fatikan'a bağlamış olma hatasının geç de olsa telafisi kolaylaşır.
Todora Arnaut Gagauz yerinden Komrat Üniversitesi Halk Bilimi Türkiyat Dersleri hocasıdır. Üniversiteyi Azerbaycan-Bakü'de bitirmiş doktorası Türkiye yapmaktadır.
Aktif ve Şuurlu Ortodoks Türklerden olan Todora Arnaut "Bulgaristan-Moldova-Ukrayna Gagauzlarının Halk Kültürü Paralelliği" isimli bildirisi ile Balkanlardaki Hıristiyan Türk varlığının ortak kültürel değerlerini halk kültürü itibariyle izah etti. Böylece bu alanda ve kodda anılan coğrafyanın İslamiyet evveli Türk varlığı izah ediliyor, bu geçmişin günümüze gelen uzantısı anlatılmış oluyordu.
Bu tema sempozyumun açılışına katılan açılış oturumuna eş başkanlık yapan Burgaz Başkonsolosumuz M. Babür Hızlan tarafından da yaptığı açılış konuşmasında kürsüden dile getirildi. Anılan şahıs onuruna Bulgaristan Merkez Bankası Genel Müdürü Gospodin Stoyanev verdiği yemekte de Rektör Totyu Totev ve diğer özel davetçilerin huzurunda bu gerçeği açıkladı. Bu gerçek yaşar Kalafat (Bulgaristan-Anadolu Karşılaştırmalı Türk Halk İnançları" isimli bildirisinde ve diğer bazı bildirilerde dile getirildi.
Bir Bulgaristan Türkü bize şu bilgileri verdi; Bulgaristan'da İslam halk büyük çoğunlukla Sünni inançlıdır. Heterodoks olan kesim Alevi ve Kızılbaştır. Kızılbaşlık ve Alevilik tanımları ile açıklanan kesimlerin aralarındaki inanç ve anlayış farkını ancak özel çalışma yapmış uzmanlar belirleyebilir. Halkın arasında bu tarz bir tasnif ve bölünme yoktur. Halk bu türden bir itham ve mensubiyet içerisinde değildir. Sünni inançlı kesimlerle bu çevre arasında da herhangi bir ihtilaf yoktur. Taraflar arasında rahatlıkla evlilikler olmaktadır. Birçok Bulgaristan Müslüman Türkü, Sünni mi veya Alevi Kızılbaş mı olduğunu dahi bilmez. Bu hale geçirilen uzun ataist dönem ile Bulgar Devlet yönetiminin Müslüman Türk halka uyguladığı ağır baskı da yol açmıştır. Müslüman halk, baskının kaynağı olan Hıristiyan Bulgar yönetimine karşı, daha geni tabanlı olmayı tercih etmiştir. Giderek Müslüman Türkler dini inanç itibariyle aralarında daha toleranslı olmuşlardır.
Bulgaristan Türkleri arasında mezhep mensubiyeti, mezhep taassubu, mezhepler arası ihtilaf, mezhep içi örgütlenme yoktur. Çok kere Bulgaristanlı sade Müslüman vatanda hangi mezhepten olduğunu bilmez. Mezheplere dair ayrıntılı bilgisi de yoktur. Muayyen kimseler, Alevi-Bektaşi olarak bilinen Türk bölgelerine dair genel bilgi sahibidirler.
Bulgaristan'ın Müslüman Türkleri ile Hıristiyan Bulgarlardan Ortodoks ve Katolikler arasında evlenmeler olmaktadır. Komünizmin Bulgaristan'da girmesinden evvel bu iki dine mensup insanlar aralarında evlenmezlerdi. Komünizm bir dönem bu tür evliliği hızlandırmıştır. Demokrasi geçiş döneminde milli mensubiyet ve dini mensubiyet duyguları Türkler arasında tekrar canlanmış Müslüman Türk halk gayri müslüm Bulgar halk ile evlenmeye mesafeli bakmaya başlamıştır. Ancak yine de son dönem itibariyle de karşılıklı kız alıp vermeler devam etmektedir. Taraflar arası evliliği hızlandırarak Bulgar kimliğinde Türklüğü eritmek Bulgarlaştırmak geçmişte uzun süre Bulgar yönetiminin milli politikası olmuştur.
Türklerin mescit ve cami yaptırma ve yapma hakları baskı altında değildir. İstenilmesi halinde her Bulgaristan Türkü cami yaptırabilir. Cami yaptırılmasına önayak olabilir. Bu tür konuları takip edebilir. Türkiye ve Bulgaristan'dan bu maksatla para toplayabilir. Bu konudaki serbesti giderek artarken ve imkandan Türkler faydalanmaktadırlar.
Bir din görevlisi Türkün verdiği bilgiye göre; "Cenubi Bulgaristan'da Rodoplar bölgesinde Sunni İnançlı halk arasında Arapların dini faaliyetleri sonucu mezhep değiştirmeler başlamıştır. Araplar Rodop bölgesinde çok cami ve Şumnu bölgesinde 3-4 okula da maddi yardım yapıp sunni mezheplere müdahale etmemişlerdir.
İran'dan 1987-1998 yıllarında iki İranlı Şumnu'da İslam cemaat arasında dini faaliyet göstermiş Şumnu ahalisi de, cami çevresi de kendilerine pek itibar etmemiştir. Ermanlılar köyünden birkaç çocuk İran'a dini eğitim için götürülmüş, sonra bu çocuklar da İran'dan pek mutlu dönmemiş. İran'da namazın farklı kılınışını yadırgamışlardır. Elvanlı alevi köyünde İranlılar biraz taraftar bulabilmiş Şumnu'nun yaşlı alevi köylüleri İranlı misyonerlere pek itibar etmemiştir.
Bulgaristan'ın Alevi inançlı Müslüman Türkleri arasında Bulgar ve Fars bilim adamı ve uygulamacılarının çalışmaları bilinirken Türkiye'nin bu alanda akademik manada bir çalışması yoktur. 1980'li yıllarda Salih Baklacı'nın başlattığı bir çalışmayı Bulgar yönetimi engellemiştir.
Bulgaristan Aleviliğini inceleyen yabancılar; Sofiya Bıserova, Lvaniçka Georgieva, Hrısto Hristov, Danko Dimitrova, yordan Stefanov, Marta İvanova, Meglena Kuseva, Alabomur mikov'dur. Bulgaristan Türk Aleviliği Türk araştırmacılarca yeterince incelenmemiştir.
Bulgaristan'ın alevi (yerel tabirle Kızılbaş) köylerinin bir kısmının camisi vardır ve halkı namaz kılarlar. Bir kısım Kızılbaş köylerinin ise camileri hiç olmamıştır ve buralardaki Müslümanlar da namaz kılmazlar.
İran bu bölgeler üzerinde faaliyet sürdürmektedir. Ancak fazla etkili olamamıştır. Söyütlü Alevi köyünün camisini İran'lı din misyonerleri yaptırmışlardır.
Bulgaristan'da Alevilik, Kızılbaşlık olarak geçmektedir. Kızılbaş köyleri. Dulova (Akkadınlar), Kubralı (Bal Pınar), Bıselsı (Nasrettin), Sevor (Ceferler), Brodivari (Yeni Baltacık), Çernik (Karalar), Silistre merkezidir. Burada Kızılbaşlar Babailer ve daha çok da İsmailler kollarından oluşmuştur. İki grup aralarında Kızılbaşlığın yorumu konusunda ihtilaflıdır.
Türkiye'den gidip Bulgaristanda çalışmakta olan bir din görevlisine göre; Bulgaristan'da İslamiyet'in bölgeye ve Balkanlara Türklerden çok evvel Araplar tarafından getirildiği temaları işleniyor. İfadeye göre İstanbul'un Arap orduları tarafından feth edilme döneminde İstanbul'un muhasarasını kolaylaştırmak için Trakya'ya 25.000 Arap iskanı sağlanılmıştır. İddiaya göre Pomaklar Arap soyludurlar ve onlar buraya o dönemde yerleşmişlerdir. Araplar "Muhtar Pomak Bölgesi" iddiasındadırlar. Bu faaliyet başta Suudi Arabistan olmak üzere Körfez Ülkeleri Libya tarafından finanse edilmektedir.
Arap İslami zihniyetini bölgeye sokmak isteyen organizasyon bölgeden eğitim vermek için 600 gencine Arap ülkelerinden burs vermektedirler. Diyanete devredilmeden evvel Türk İmam Hatip okullarını da finanse etmek istemişlerdir. Bu organizasyon okullaşmadan ziyade cami yaptırmaktadır. Bulgaristan'da yapılmakta olan camilerin büyük bir kısmını bunlar yapmaktadırlar. Vahabilik Bulgaristan Türkleri arasında taraflar bulmaya yüz tutmuştur. Camii cemaatı arasında namaz farklılıklar baş göstermiştir.
Bulgaristan'daki İmam Hatip okulları Diyanet İşleri Başkanlığı (Diyanet vakfına devredilmeden bu okulların öğretmenleri özel Türk Lisesi öğretmeni olan kimselerdi. Ancak bunlar, Suudi Arabistan'ın ve diğer körfez, ülkelerinin Türkiye alehtarı tutumlarını onaylamıyorlar. Vahabiliğen karşıdırlar."
Pomaklar için Bulgar Yönetimi "Müslüman olmuş Bulgarlardır" demektedir. Onlara sınırlı da olsa polis ve subay olma imkanı biraz daha fazla tanınmaktadır. Böylece onların Bulgar yönetimine ısınmaları amaçlanıyor. Miktarları az olduğu için Bulgar Yönetimi Pomak etnik varlığını Türkler derecesinde tehdit görmüyor. Azınlık Yasası itibariyle Bulgarla eşit etnik kimlik edinmeleri halinde Bulgar halkın Pomak konusu ile ilgili özel bir tavrı yoktur. Halk seviyesinde pek az Bulgar, halkların eşitliğini kabul etmektedir.
Bulgaristan'ın Çepni bölgesinde 800 kadar Pomak köyü vardır. Bu köylerin tamamına yakınının cami imamı Arap ülkelerinden gelmektedir. İmamlar çocuklara din dersi vermektedirler. Pomak bölgesinde zaman zaman halk imza toplayarak Türkçe ders veren okul öğretmeni istemektedir. Arap din görevlileri cemaata "siz Arapsınız" diyip bu okullara çocuklarını göndermemeleri için baskı yapmaktadırlar.
75 yaşındaki 50 yıllık bir Türk cami İmamının ifadesine göre; "Köyünüzün camisi çok büyük değil ama ihtiyacı karşılıyor. Halk göç etti. Bu Türk köyünde 15-20 hane Türk kaldık. 5-6 kişi yaşlılardan cemaatımız var. Araplar gelip büyük bir cami yaptırılsın diye para bırakmışlar bitişik köydeki köylüler parayı yemişler."
Suudi Arabistan'dan Pomaklar üzerindeki yoğun İslami-Vahabi faaliyetleri, bazı Bulgar fanatiklerini tahrik etmiş, bu çevrenin tepkisi basına da yansımış ancak Bulgar Hükümetinin Vahabi faaliyetine karşı tedbir almasını sağlayamamıştır. Bunlar Yönetiminin Vahabilere karşı bu toleranslı tutumu "Bulgarlar Suudi Arabistan'dan kredi almış olabilirler" şeklinde yorumlanmıştır.
Suudi Arabistan ve Körfez Ülkelerinin Bulgaristan'da gösterdikleri islami hareketin toleransla karşılanması onların Vahabi oluşu ile izah edilirken, "Bulgaristan'da İslamın bütünlük arzetmemesi ihtilaflı iki İslam kesimin olması, Arap İslam misyonerlerinin Türkiye ve Türklük aleyhinde bulunmaları Bulgarların politikasına uymaktadır" şeklinde izah edilmektedir.
Bulgaristan'da yakın bir dönemde 50.000 civarında Pomak resmi müracaat yaparak kendilerini Türk olarak kayıt altına aldırmıştır. Din müşterekliği de olunca Pomak-Türk İslam İttifakı Bulgaristan Hıristiyan ortamında bir dayanışma çevresi oluşturmuştur.
Arapların Vahabi zihniyetli İslami anlayışı Bulgaristan'a sokmaları dönemin de İslam halk arasında Pomak-Türk ayrışımı başlamıştır. Pomakların dili Türkçe'den farklı olduğundan onlara farklı bir kimlik kazandırmak daha kolay olmuş ve Pomak potansiyelin yüzde 30 kendilerini Arap olarak kabullenmeye ve Vahabiliği benimsemeye başlamışlardır. Pomaklara Suriye'den getirtilip Balkanlara yerleştirilmiş oldukları telkin edilmekte ve dillerinin Slav lehçesi oluşu da Suriye de farklı Arapçaların konuşulduğu şeklinde izah edilmektedir.
Bulgaristan'da Vahabiliği ve Pomaklara Arap oldukları telkinini yapan 4 veya 5 merkez vardır.
Arap milliyetçiliği Arap İslam anlayışı ile birlikte geliştirilmekte ve yayılma alanı bulmaktadır. Bu ideoloji milliyet ve dini zihniyet itibariyle Türkler ve Türkiye'nin İslami anlayışından sadece farklılık arzetmemekte aynı zamanda fikir ve faaliyet alanı olarak da Türklüğün aleyhine gelişmektedir.
Kültürel hayata dair yapılan açıklamalara göre; Bulgaristan'da yeni bir yayın organının çıkarılması tasarlanıyor. Muhtemelen aylık olarak çıkacak olan bu yayın; aktüalite, kültür ve siyaset mahiyetli 2-3 fasikül olacaktır. Amaç, bir çok konuya yer verirken Bulgaristan Türkünü organize hırsızlığa, göçe teşvik uygulamalarına, siyasi şuurun oluşmasına dair bilgilendirmektir. Bu faaliyetin içerisinde Sadık Baklacı vardır. Onun ifadesine göre 2-3 aylık maddi destek sağlanabildiği takdirde, dergi kendisini finanse edebilecektir.
Bulgaristan Türkleri arasında yerel örgütlenme, göstermelik teşkilatlanma, yayın çıkarmış olma, çok kere bir geçim şeklidir. Az-çok pirim yapan bir uğraşı alanıdır. Bazı çevreler ise, çıkan yayınlar etrafında güç oluşturmaktan ise, yeni yayın ve örgütsel ilişkilerin oluşturulmasından yanadırlar.
Kazım Memiş'in çıkarmakta olduğu Balon isimli çocuk mecmuası 8.000 tiraj yapmakta ve çocuklar tarafından beğenildiği ifade edilmektedir.
Kırsal kesim sözleşmeden tamamen habersizdir. Kırsal kesimde Türkiye'nin TV Kanalları yakından izlenilmektedir. Daha ziyade diziler ilgi çekmektedir. Haberlerde ise Bulgaristan'daki Türk vatandaş, sözleşme türünden gelişmeleri bulamamaktadır.
Bulgaristan'daki İmam Hatip Okulu Personeli veya aydın işadamları da sözleşmenin mahiyetini ve içeriğini bilememektedir. Enformasyon yokluğu çekilmektedir.
Bulgaristan Türkleri örf ve geleneklerini yaşatma itibariyle hiçbir sorunla karşılaşmamaktadırlar. Dini günlerini istedikleri şekilde hayata getirebilmektedirler. Nişan, düğün, merasimleri, kandil geceleri, sünnet toyları, piknik gelenekleri, aile toplantıları gibi törelerde, hiçbir baskı yoktur. Bunları araştırmak ve araştırma sonuçlarını neşretmek tamamen serbesttir. Bu konularda, geçmişte günümüzün karşılaştırmasını yapmak, bulguları belgelemek, ilmi araştırma yapmak, arşivlemek tamamen serbesttir.
Bulgaristan Türklerinin milli kültürel hayatları itibariyle sorunları eşitlik yasaları ile elde ettikleri kültürel haklarının radyo ve TV'de realize edilememesindendir. TV Konusundaki hakları tanınmış iken, Millet Meclisi ilgili azınlıkların kültürel hakları yasasında, Türklerin hakları aleyhinde açıklamalar getirmişlerdir. Yasaya yapılan ilavelerle "bazı programlar yapılabilir" "Bazı imkanlar sağlanabilir" gibi hükümler getirmişlerdir. Ancak Bulgaristan Cumhurbaşkanı Türk azınlık aleyhinde olan bu yasayı onaylamamış tekrar hazırlanmak üzere millet meclisine göndermiştir.
Bulgaristan'ın her kesiminden Türk TV Ve Radyo kanalları rahatlıkla izlenilmektedir. T.C.'nin sözlü ve görüntülü yayınlarına Bulgaristan Türklerince büyük ilgi gösterilmektedir. Türkçeyi bu yayınlardan öğrenen çocuklara ve yetişkinlere sık rastlanabiliyor. Bulgaristan Türklerinde bu yolla Anadolu Türkçe'si yaygınlaşmaktadır. Bu arada özellikle Türkiye'nin TV. programlarında kültür dejenerasyonu ve dildeki bozulma da Bulgar Türklerine yansımaktadır.
Bulgaristan'da Zaman Gazetesi 4-5 yıldır çıkmaktadır. Türkiye'de Zaman Gazetesi bağlantılıdır. Yayınları Türkçe ve Bulgarca'dır. Haftalık bir Organdır. Kuzey Bulgaristan muhabirliğini Mustafa Çete yapmaktadır. Zaman Grubu'nun Bulgaristan'da bu gazeteden başka etkinliği yoktur. Gazetenin Güney Bulgaristan muhabirliği de vardır.
Bulgaristan'daki Bulgar Türkü bir dostumun ifadesine göre; "Bulgaristan'da Türkler Türk Özel TV Kanallarını yakından izliyorlar. Esasen bütün Türk kanalları takip edilebiliyor. Farklı iki anten ile bütün Türk kanalları izlenebilir. Bir anten bir uyduğu diğeri diğer uyduyu izliyor. Bu kanallar sayesinde Bulgar Türkü Türkiye Türkçe'sini öğrendi. Bu kanalların demokratik hakların öğrenilmesi dünyayı izleyebilme itibariyle de yararı oldu. Ancak Bulgaristan türkü artık Bulgaristan'la ilgilenmez oldu. Bütün gözler Türkiye'nin iç siyasetine döndü. Hiçbir Bulgaristan türkü Bulgaristan'daki kendisi ile ilgili gelişmeleri izlemiyor. Bulgaristan Türkünü topraklarına bağlamak için bu kanallardan özel yayın yapılmalıdır."
Bulgaristan'da Türk-Bulgar Koleji mümessili okul halen yoktur. Başlangıçta var iken bunlar el değiştirmiş Türkiye diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet Vakfına devredilmişlerdir. Halen Bulgaristan'da Mestanlı, Şumnu ve Ruscuk'da 3 İmam Hatip Lisesi vardır. Sofya'da ise Yüksek İslam Enstitüsü keza T.C. Diyanetine bağlıdır. Şumnu'daki ise; ünlü Nevvap (Naipler) okuludur. Bu okul Osmanlı devrinin son döneminde Balkanlara bir çok fikir, din ve devlet adamı yetiştirmiş daha sonraları bunlardan Türkiye'ye de gelip hizmet edenler olmuştur. Bu grup vahabiliye ve Arap İslamına tamamen karşıdır.
Bulgaristan'ın iman ve hatip ihtiyacını büyük ölçüde bu kuruluşlar karşılamaktadırlar. Ayrıca Türkiye de kurslara katılmak üzere Diyanet İşleri Başkanlığının kontrolunda din adamı adayları gönderilmektedir.
Köy camilerinden bir kaçında 2-3 kişilik dini eğitim alan gruplar da vardır. Bulgaristan'da cami cemaati 40-50 yaşlarından sonraki kuşaktan oluşmaktadır. Gençler arasında pek camiye gidiş yoğun değildir.
Şumnu'da bir eve öğle yemeği için Türk akademik delegasyonu olarak davet aldık. Burası Türk-Bulgar Kolleji Diyanet İşleri Başkanlığına devredilmeden evvel bu okulda okuyan öğrencilere yurt ve yemekhanelik yapmıştı. Burada halen 17'si lise, 2'si üniversitede okuyan 19 öğrenci kalmaktadır. Nezaretçi öğretmenleri yurt müdürleri, anbar memurları, ahcıları vs. var. Şumnu'ya yolu düşen türk araştırmacılarına da davet türünden jestler yapmaktadırlar. Bina gayet temiz ve ilişkiler ciddi idi. Alındığımız odada bir duvar kitaplığı vardı. Kitaplar arasında çeşitli olanaklarla ilgili kıymetli eserler vardı. Okul Müdürü öğrencilerin branşlarına dair bilgi verdi öğrencilerden 2-3 tanesi dini eğitim görüyordu.
Şumnu İmam Hatip Lisesi (Nevvop) ilk iki yıl kız öğrenci de almış daha sonra kız öğrenci almamıştır. Nevvop'dan mezun olan bayan imam hatiplerin tamamına yakını işsizdir. Bir kısmı da lokanta garsonluğu gibi işlerde çalışmaktadırlar.
Bulgaristan'daki ilk ve ortaokullara konulan Türkçe dersine katılan öğrenci sayısında önemli ölçüde düşüş var. Bu düşüş, bilhassa ortaokul öğrencilerinde gözlenmektedir. Haftada 4 saat Türkçe dersi zaten az gelirken bu dersleri almaya öğrenciler mecbur da değillerdir.
Şumnu'da Türk azınlık 60 dönümlük Sumnu'nun Türk semtinde eski kale mahallesinde Tumbul camiinin yukarısında, 60 dönümlük bir arsanın kendilerine tahsisi için uğraşmaktadır. Bu alınabildiği taktirde, Türkiye ve Bulgaristan'dan para toplama cihetine gidilip bu arsa üzerinde Türk Kültür Sarayı yapılacaktır. Amaç Türk çocuklarını üniversiteye yetiştirmektir. Onlara okuldışı eğitimin de verilmesini sağlamak, onları kültürel etkinliklere çekmektir. Bu konuda Bulgaristan'dan ve Türkiye'deki Bulgaristan muhaciri çevrelerden bazı sözler almışlardır. Her iki ülkede bu tür girişimleri, onların ifadesi ile "dinci" çevreler desteklemektedir. "Bulgaristan'da Türk Folkloru (13-15Kasım 1998)" isimli faaliyete maddi kaynak daha ziyade bu çevreden esnaflarca bir karşılık beklenilmeden yapılmıştır.
Merkezi Sofya olan, birisi Şumnu olmak üzere, Bulgaristan'da ayrıca iki şubesi bulunan Balkanlar Eğitim ve Kalkındırma Vakfı'nın iki yayın organından birisi Ümit, diğeri ise, Bulgaristan'da Zaman'dır. Ümit, aylık bir yayın organı olup, dergi karakterindedir. Zaman ise, haftada bir Bulgarca ve Türkçe olarak çıkmaktadır. Ümit'in tirajı 3-4.000 civarında, Bulgaristan'da Zaman'ın ise, tirajı haftada 1.500 civarındadır.
Bulgaristan'da yayınlanan ve Türk kamuoyuna hitap eden dergi ve gazeteler arasında bir dayanışma ve koordinasyon olmadığı gibi, çok kere biribirlerine muhaliftirler. Son zamanda Balon isimli bir çocuk dergisi de çıkarılmaya başlanılmıştır.
Bulgaristan'da, Türkçe yayına konulan ortak teşhis "halkımız okumuyor" Bulgaristan Türklerinin aydın kesimi göç etti cahil kesimi kaldı" ayrıca maddi sıkıntı da okuma arzusunu olumsuz etkiliyor şeklindedir.
Hasan Yakup Hasan ve Sabri M. Can, Varna'da birlikte çocuk kitapları ve halk masalları yazmaktadırlar. Eserlerinin malzemesini Bulgaristan Türk halkından derliyor ve yayınlarını Latin Türk Alfabesi ve İstanbul Türkçesi ile yapıyorlar. Her iki Türk kesim arasında dil ve halk kültürü itibariyle kurulan bu köprü çocuklar seviyesinde ele alınınca olumlu sonuçlar vermektedir.
Şumnu Bulgaristan Türkleri, Türk Kültür ve Eğitim Derneği Türk Dil ve Kültürü ağırlıkla 3 ayda bir çıkarılacak olan bir dergi hazırlamaktadır. Dergi 40 sahifelik olacak Şumnu'da üniversite öğrencisi ve aydınlara hitap edecektir. 40-50 sahife olması düşünürken derginin hazırlayıcıları arasında Şumnu Devlet Üniversitesi'nin Türk Dili asistanlarından Şair Yazar Haşim Arif'de vardır. Haşim Arif'in "Haritada Anadolu" "Bir Damla Su" "Türk yazımından iki inci" gibi kitapları da vardır.
Bulgaristan ve bilhassa Sumnu Türk Aydını seviyeli yayın özlemi duymaktadır. Yazı temin edilebildiği taktirde anılan dergiye verilebilir. Bu türden bir fikri destek, aydınları büyük ölçüde Bulgaristan'a göçmüş olan Bulgaristan Türklerine, bilhassa üniversite gençliğine destek sağlayacaktır.
Bulgaristan'da Bulgar yönetimi ve Bulgar aydınının Türk kimliğini inkar etme dönemi geçmiş, geride kalmıştır. Türk kültürel kimliği Bulgarlarca kabul görüyor. Ancak bu kabul yeterince resmiyet kazanmamış veya hukukileşen Bulgaristan Türkü kültürel varlığını kabullenme gerçeği uygulama alanına yeteri kadar yansımamıştır. Bulgaristan Türk milli kültürü henüz resmi kültür olamamıştır. Bulgaristan'da yaşayan kültürün Türk kesimine ait olan kısmı henüz ülkenin resmi kültürü ne girememiştir. Resmi dil itibariyle Bulgaristan'da Türk Kültürünü Bulgarca anlatma dönemini yaşanıyor. Bu dönem özel hassasiyet taşımaktadır. Şöven zihniyetli Bulgar fanatikleri zamanı lehlerine kullanmak istiyorlar. Türk kültür adamlarının akıllı, gerçekçi, metotlu ısrarlı ve temkinli davranmaları gerekiyor.
Bulgar Üniversitelerine girecek Türk gençlere yapılan baskı eskiden olduğu kadar yoğun olmamakla beraber hala devam etmektedir. Türk gençleri haklarını arayabilmek itibariyle henüz yeterince şuurlanmamışlardır. Bulgar yönetimi, mevzuat demokratikleşse ve demokratik davranılmak istenilse dahi eski alışkanlıklarından hemen vazgeçememektedirler.
Bulgaristan'da üniversite eğitimi yapabilmek itibariyle etnik kesimler arasında tam bir eşitlik yoktur. Bulgar gençler askeri okullar ve yüksek polis okullarına girebilirlerken özellikle, Türkler olmak üzere diğer etnik kesimlere bu haklar tanınmamaktadırlar. Pomaklara Türklere nazaran sınırlı olsa da polis olabilme imkanı tanınmıştır. Bu uygulama Pomak toplumun entegrasyonunun sağlanmasına matuftur. Başarılı da olmaktadır.
Bulgaristan'da eğitim gören Türk öğrencilere burs almaları itibariyle uygulanılan bir engel yoktur. Bu konuda ne engelleyici bir mevzuat ve ne de mevzuata rağmen fanatik çevrelerce olumsuz uygulamalar yoktur. Bu tür yaygın olan şikayetlere yol açan bir uygulama mevcut değildir. Esasen Bulgaristan'da 35-45 yaş arası Türk aydın kuşak göçlerle boşanmıştır. Üniversite adayı gençler ile yaşlı aydınların bir kısmı kalmıştır. Bursların alınmasını daha ziyade öğrencilerin lisedeki başarıları tayin etmektedir.
10.000 Yüksek öğrenim öğrencisinin eğitimi konusunda Bulgar aydınının kanaati; "Proje iyi düşünülmüştür. Bulgaristan Türklüğünün geleceği itibariyle yararlıdır. İlerisi için aydın kadro yetişmektedir. Gençlerimiz yüksek öğrenim imkanı bulmaktadırlar. Ancak seçmeler sağlıklı olmamaktadır. Evsafı uygun olmayan gençler yeteneksizler gönderilmektedirler. Şeklinde iken, "Bulgaristan'daki Türk gençleri ise "seçimler çok objektif yapılıyor" şeklindedir. Sumnu Üniversitesi Türkçe okutmanlarına göre "seçimler üniversitenin ilgili kürsülerini ihate edecek tarzdo olmalıdır" şeklindedir.
Sumnu'da kalmakta olduğumuz misafirhane üniversite öğrenci yurdunun bir bölümü idi. İki numaralı bu yurt binasının duvarına 30-40 cm. çapındaki bir daire içerisine muntazam kamalı haç motifi yerleştirilmişti.
Bu durumu izah edenler "Bulgaristan yılda bir gün "Faşistler Günü" olarak kutlanır. Kutlamayı gençler yaparlar bu münasebetle Bulgar faşizmi muhtevalı sloganlar atılır, bayraklarla yürüyüşler yapılır çevreye sloganlar yazılır. Bugün her yıl Eylül ayında kutlanır. Bu faaliyet Bulgar-Üniversite Milliyetçiliğini diri tutmaya matuftur" demektedir.
Bulgaristan-Sumlu'lu bir Türk üniversite öğrencisinin ifadesine göre; "Bulgaristan'da notları uygun olan her öğrenci etnik farklılığına bakılmaksızın üniversiteye girebilir. Ben şimdiye kadar Türk olduğum için üniversiteye giremeyen bir kimse görmedim. Üniversite öğrencilerinden öğrenci bursu alabilmek için de etnik farklılık bir faktör değildir. Müracaatlar incelenir, burs alabilmek için fakir olanlara öncelik verilir. Türkiye ile öğrenci mübadelesi itibariyle bir sorunumuz yoktur. Bulgaristan ile Türkiye arasındaki üniversiteler arası denklik sağlanılmıştır. Diplomalar karşılıklı geçerlidirler. Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç edip öğrenci mübadelesi kapsamında okumak için Bulgaristan'a gelenlere, Bulgaristan Yönetimi burs vermiyordu, o da çözümlendi."
Bulgaristan'dan Türkiye'ye gelip Türkiye'de kalmak isteyen Bulgarlar çeşitli yöntemlerle Bulgaristan'dan Türkiye'ye yüksek öğrenim için gelen Türk gençleri ile evlenerek onların eşi sıfatıyle Türkiye'ye girmekte ve Türkiye'de Bulgarca tercümanlık öğretmenlik türünden iş talebinde bulunmakta ve önemli yerlerde tercümanlık da alabilmektedirler. YÖK kayıtları bu realiteye şahitlik etmektedirler.
Şumnu'da tarihi Osmanlı vakıf kitaplığının kitapları Şumnu'da muhtelif kütüphanelere dağıtılmıştır. Haşim Akif'in başkanlığındaki bir komisyon tarihi kitaplığı yeniden canlandırmak istemektedir. Bu amaçla yazışmalar başlatılmıştır. İstenilmesi halinde bu kitaplığa kitap sağlanılmak suretiyle Şumnu'da yeni bir Türk-Kültür Merkezi oluşturulabilir.
Şumnu'da, Osmanlı döneminde Mithat Paşa zamanında yaptırılmış ünlü tiyatro binası, şimdi metruk haldedir. Bulgar Yönetimi bu binanın Türk Kültürü itibariyle önemini ve Türkler'in buna verdikleri değeri bilmektedir. Türkiye'den bir milyarderin onartıp Bulgar idaresine verilmesini istemektedirler. Bulgar yönetimi ekonomik çıkar için her fırsatı değerlendirmektedir. Kanaatimize göre bu tür tesislerin onarımı yoluna gidilmeden tetrici kültürel faaliyet yapılıp semeresi alındıkça, kontrolu Türkler tarafından yapılabilecek kültürel yardımların yapılması cihetine gidilmelidir.
15-XI. 1998 günü yaptığı özel bir konuşmada teorisyen bir dostumuz "T.C.'nin en büyük hatası Bulgar yönetimine karşı sürekli savunmada kalmasıdır. Türkiye Bulgarların etnik kimlik ile ilgili iddialarına karşı taarruza geçse Bulgarların tutunacakları dalları kalmaz. Bunu Bulgarlar da bilirler de Türkiye bilmez" demiştir.
Bulgaristan'da asgari 150.000 civarında Türkçe konuşan Gagağuz Türkü var. Bunlar Bulgar Türklerinin aksine Türkçe olan Türk soylu halklardır. 1855 yılında Slavbulgar alfabesi uygulamaya konulup Bulgar Türkleri Slavlaştırılarak dilleri olan Türkçe'yi yitirip kültürel kimlik değişimine uğratılmadan evvel Hıristiyan Türklerden Gagağuz ile Hıristiyan Bulgar Türkleri aynı dilin biribirine çok yakın iki ağzı ile konuşuyorlardı.
Bulgaristan'da Deliorman Gagaoğuzları, Dodruca Gagağuzları, Varna Gagağuzları vardır. Bulgaristan Gagağuz Bölgesi Romanya Gagağuz bölgesinin coğrafi uzantısı durumundadır. Ayrıca Kurumova, Büyükmanastır, Küçük Manastır, Kızılağaç bölgesi Gagağuz bölgesi olup bunlara Yanbal Gagağuzları denilmektedir. Karadeniz sahil şeridi Gagağuz bölgesi ise Ahyolu, Mısivri, Emin, Gözeken, Akdere gibi köylerden oluşmuştur.
"Bulgaristan'ın Kuzey doğu bölgesi, Müslüman Türk bölgesidir. Ancak bu Türkler'in Karadeniz'e sahilleri yoktur. Gagağuz Türklerinin ise bu bölgede yerleşim konumları Karadenize açılmaktadır. Gagağuz Türkleri ile Evladı Fatihan olan Türkler arasında oluşacak soydaşlık milli şuuru Bulgaristan Türklüğünün Slavlaşarak erimesini önleyebilir"
Bulgaristan Tuna nehri üzerinde kurulacak ikinci bir karayolu köprüsü için Uluslar arası Para Fonu'ndan kredi almak üzeredir. Köprünün Bulgaristan Tunası itibariyle batı, orta veya doğuda yapılması üzerinde durulmaktadır. Henüz yeri belirlenmemiştir. Köprü, Bulgaristan'ın Kuzey doğusunda kurulması halinde Romanya Bulgaristan Batı Trakya hattı itibariyle Türk yerleşim bölgelerini biribirine bağlamış olacaktır.
Gagauzyeri Moldovya'daki Gagauzların 5 vilayetten meydana gelmiş Muhtar Cumhuriyeti'nin adıdır. Gagauzeli ise Moldovya'da diğer Gagauz köyleri Bulgaristan'ın Gagauz bölgeleri Kuzey Yunanistan'daki Gagauz şehir ve köyleri Romanya Gagağuz yerleşim bölgelerinden meydana gelmiştir.
Bu tanım Slavbulgarlarının Gagağuzyeri Gagağuzlarını inkar etmeleri onlara Slavbulgarlarının Türkçe öğrenmeye mecbur edilmiş uzantıları oldukları görüşüne karşı geliştirilmektedir.
Bulgarska Kopona, haftalık bir yayın organı olup, kralcıların gazetesidir. Bu gazetenin taraftarları kendilerini proto-Bulgar sayar. Bu Slavlığı iddiasını reddederler. Bulgarlarla Türkleri akraba sayarlar. Bir anlamla Turancı bir çevredirler. Bunlar eski "kubrat"cılardır. Geçmişte Avrupa'da bu tez etrafında etkinlikler göstermişlerdir.
Bulgaristan'da krallık yönetimi döneminde Vasıl Morinov isimli bir Bulgar Şovenisti Yazar "Kuzey Doğu Bulgarları, Türkler ve Gagaguzların yaşayışında sosyal-kültürel unsurlar adlı bir eser yazmıştır. Eserde, Bulgarların ayrı bir ırk ve milliyetlerinin olduğu Gagauz ve Türklerin de bu milletin kültüründen etkilendikleri anlatılmaktadır.
Bulgar teorisyenleri, 100 yıl evvel başlattıkları Türklerden ayrı bir kimliğe mensubiyetleri itibariyle bu tür faaliyetlere Türklerden çok evvel başlamış ve bazı ilim kollarından harekette kimlik inşaasına geçmişlerdir. Ayrıca bu yapay kimlikten hareketle Avrupa Türklüğü için tehdit oluşturmaya başlamışlardır.
Bulgaristan'da komünizmin olduğu yıllarda, muhtemelen 1960'larda Çuvas bilim adamları, Bulgaristan'dan bazı tarihçilerden aldıkları davet üzerine, Bulgarlar ile Çuvaşların soydaş oldukları gerçeğini araştırmak için bir teklif yapmışlardır. Bulgar ve Çuvaş etnoğrafyasından hareketle yapılan çalışmalar her iki toplumun soydaş oldukları realitesini ortaya çıkarmıştır. Daha sonra bu konunun üzerinde durulması yasaklanmıştır.
Balkanlar ve Rusya Federasyonu içerisindeki Türk soylu Hırıstiyanların aralarındaki akrabalığın üzerinde durulması, bu coğrafyada Türklük yanlı yeni potansiyellerin ortaya çıkmasını sağlayabilir. Bu potansiyel yeni politikaların oluşturulmalarında yarar sağlayabilir.
Bulgaristan'daki "Karakoçan" gezici toplumu iskan edilebilmiştir. Prof. Dr. Ahmet Coferoğlu geçmişte bunlarla ilgili bir ilmi çalışma yapmış ve yazısını Türk Kültürü Dergisinde nesretmişti. Bu yazıya göre Karakaçan'lar Slav tesirinde kalmış göçebe proto Türklerdir"
Bulgaristan'da Karakoçan olarak bilinen yakın zamana kadar dağlarda meskun bulunan halka Yunanistan eğitim kültür vs. itibariyle yardımcı olup onlara kendi kültürüne vermeye başlamıştır.
Bulgaristan Türk aydını arasında "Türkiye Bulgar Türklerini kabul etmek zorundadır. Türkiye'nin milli geliri Bulgaristan'dan kat kat fazladır. Türkiye, Çeçen, Kürt, Boşnak, Arnavut herkese yardım etmektedir. Bulgar Türklerini Türkiye kabul etmekle mecbur olduğu bir görevi yapmaktadır. Türkiye Bulgaristan'daki Türkün hayat şartlarını Türkiye seviyesine getirmek veya onları Türkiye'ye almak zorundadır tarzında propaganda yapılmaktadır.
Bulgaristan'daki bir Türk dostumun ifadesine göre; Bulgaristan Türkünün siyasi örgütlenmesinin her safhasında Bulgar idarenin baskıları engellemeleri vardır. Ancak Bulgaristan Türkünün siyasi örgütlenememe sebebi Bulgar engellemesinden ziyade Türk kesimin yeteneksizliğinden ve isteksizliğinden kaynaklanmaktadır. Bulgaristan'da engeli sağlayan sade Bulgar vatandaşı değil. Şumnu enteljans merkezleridir. Türk kesimde ise gözünü baskı içerisinde açmış köylü Türkler vardır. Bulgaristan Türk aydını Türkiye'ye göçmüş veya satın alınmıştır.
Türk kesimin siyasi örgütlenmesine mani teşkil edecek yasal engel yoktur. Engeller illegal yollarla geliştirilmiş uygulamalardır.
Bulgaristan Türklerinde TMKH (Türk Milli Kurtuluş Hareketi) Bulgaristan Türkünün ciddi kurtuluş örgütü idi. Zamanla HÖH içerisinde eritildi. Bu vatansever gençler sahipsiz kaldılar. Bunların başlattığı harekete Bulgar polisi Sızıp hareketin kontrolunu ele geçirmemiş olsa idi. Bugün Bulgaristan'da Türk Bulgar Federe Devleti olurdu ve göç de olmazdı.
Bulgaristan Türkünün Bulgaristan'da kalmasının çözümü Bulgaristan'da özelleştirmeye gidilmesidir. Özelleştirme ile daha iyi ekonomik şartlara ulaşılabileceğinin kendilerine gösterilmesindedir. Ziraatla uğraşan Bulgaristan Türkünün zirai ürünleri para edebilmeli. Bunları izleyebilmeli. Bulgaristan Türkü, tarım ve hayvancılıktan arta kalan zamanını bir fabrikada değerlendirmeye alınmıştır. Geçmişte sosyalleştirildiği için ücret ödemeden karşıladığı ihtiyaçlarına şimdi para ödemek zorunda kalmıştır.
Bu konularda HÖ hareketi ümüt kapısı olmaktan çıkmıştır. O'na "ele geçirilmiş örgüt" gözü ile bakılmaktadır.
HÖ Hareketi seçim evvelinde Türk seçmenine yapamayacağı vaadlerde bulunmuştur. İş sahasının açılması, eğitim özgürlüğü, kültürel hakların verilmesi Türk TV Kanalları gibi. Bunların hiçbirisi yapılamadı. Belki de maksatlı olarak vaadde bulunuldu. Bu hal halkın partiye ve partileşmek suretiyle çözüm bulunabileceğine güveni kalmadı. Giderek bu ümitsiz göçü kaçınılmaz çare haline getirdi.
Bulgaristan'daki İmam Hatip Okulu mezunlarına devlet kadro ve maaş vermemektedir. Bunların gelirini halkın yaptığı yardım sağlamaktadır. Bulgar Yönetiminin bu tutumu sadece Türklere veya Müslümanlara karşı değildir. Bulgaristan'ın laiklik anlayışı dinine devlet yönetimini ayrı tutarken diğer Hıristiyan halka ve Bulgar din adamlarına ödeme yapmamaktadır. Bulgaristan'daki Hıristiyan cemaatin dini harcamalarına Vatikan ve diğer Hıristiyan merkezler mezheplerine göre yardım etmektedir. Bulgaristan'da Hıristiyanlığın 3 büyük mezhebi de vardır.
Şumnu'da bir miktar (800 kadar) Musevi vardı. Bunların dilleri Türkçe idi. Bunlar 1989'dan sonra ilkin İsrail'e göç ettiler sonra büyük çoğunluğu İsrail'de de kalmayıp muhtemelen ABD'de göç ettiler. Bunlara ait Sınogog'nı ve evlerini Bulgarlar yıktılar. İsrail Hükümeti tepki gösterdi. Sinogog tekrar yaptırılamadı ancak dışarıdan maddi yardım sağlanıldı evler yeniden yaptırılmaya başlanıldı.
Bulgaristan-Şumnu'da yaşamakta olan ve Şumnu'ya 1918'lerde Anadolu'dan gelmiş olan Ermeniler Ermenistan'a göç etmişler ve onlardan Şumnu'da birkaç aile kalmıştır. Şumnu'da miktarları 3.000 civarında idi.
Şumnu'da İngilizlerin yaptırıp ve sürekli yardım sağladıkları bir Anglikan Kilisesi vardır.
İfade edildiğine göre; Amerika Birleşik Devletleri Şumnu'da büyük bir Battaht Metrodist Hıristiyan kilisesi yaptırmaktadır. Bu inşaat alanında eskiden Türklere ait Kılark camii vardı. Kilise yıktırılan camiinin taşları ile yaptırılmaktadır. Müslüman Halkın Uluslar arası bir duyuru ile tepkisini göstermesi beklenilmektedir.
Bulgaristan'da çingenelerin diğer ismi "esmer vatandaş"dır. Bu tabir kullanılarak onların rencide edilmediğine inanılır. Ancak 3-4 yıl evvel Sumnu'da cereyan eden bir olay çingenelerin Bulgaristan'a demokrasinin girişini hızlandırmıştır. 18 yaşında oğlu öldürülen bir Bulgaristan Çingenesi Sumnu'da kanuni yollarla hakkını arayamaz. Konu Sofya'ya ve oradan da bir üst mahkemeye yansır. Netice alamayan çingene sorununu uluslar arası kuruluşlara taşır. Strasburg, Bulgaristan yönetimine 6 milyar tutarlı para cezası verir. Bu olay çingenelerin dikkatleri üzerine çekmelerine yolaçar.
Bulgaristan'da çingenelerin bir kısmı Müslüman iken, bir kısmı da Hıristiyandır. Hıristiyan çingenelerin sık görülmese de Hıristiyan Bulgarlarla evlendikleri olmaktadır. Demokrasiye geçiş döneminde Hıristiyan Bulgarla Bulgar Hıristiyanları entegre etmek için Bulgar yönetimi çingeneler için bir kilise yaptırmıştır. Müslüman kesimde yöre müftüsünün öncülüğünde Müslüman çingenelere cami yaptırmaya başlamıştır. Müslüman çingenelerle Türkler arasında da evlilikler olmaktadır.
1996 yılında Bulgaristan'da Çingeneler için bir Alfabe çıkarıldı. Bulgaristan'daki Çingene muhiti okullarına çingenece dersi konuldu. Ancak çingenece dersini okullarda okutabilecek öğretmen bulunamayınca bu ders okul müfredatından çıkarıldı.
Bulgaristan'da Dınof diye bilinen bir dini inanç biçimi var. Budizmin bozulmuş şekli olan bu inanç şekli Kaliforniya'dan Bulgaristan'a sokulmuştur. Bir dönem sınırlı da olsa Türkler ve Bulgarlar arasında çevre edinmiş ancak şimdi etkinliği yoktur.
HÖH milletvekillerinin, Bulgaristan Türkünün beklentilerini yerine getirmesi ve bu ümitsizliğin Bulgar Türkünü durdurması beklenilemez. Türk halkın kanaatine göre; "HÖH milletvekilleri büyük ölçüde tüccar olmuşlardır. Uğraşı alanları tamamen ticaret ve kanunsuz kazanç sağlamaktır. Bulgar Yönetimi onlardan Türk halkın isteklerine ilgisiz kalmasını istiyor ve buna karşılık onlara ticari yolsuzluklarında göz yumuyor şeklindedir."
Bulgaristan'daki Türk halkın bu teshisi gerçek olsa da, bu tür ithamları hızlandıran bir gerçek de çaresizliğin doğal bir sonucu olarak göç yapmayı normal göstermektir. Bulgaristan'da organize bir merkez uzun vadeli stratejik hedefler için sürekli yeni taktikler uygulamaktadır.
Bulgaristan Türklerini Bulgar Millet Meclisinde temsil edecek durumda HÖH kendi içerisinde bölünme sancıları yaşamaktadır. Partinin başkanlığını ele geçirmek isteyen muhalefet hareketi başarılı olamamıştır.
Bulgaristan'da Türk aydını büyük ölçüde Türkiye'ye göçmüştür. Bulgaristan'da kalan Türkler daha ziyade sade vatandaştır. Bunların siyasi örgüt oluşturma şansları şimdilik çok azdır.
Diğer taraftan yapılan propaganda da "Parti kurmak da çözüm değilmiş, Meclise milletvekili soktuk bir şey değişmedi. Milletvekilleri kendilerini düşünür kilit parti olduk yinede azınlık haklarımızı alamadık. Bulgaristan'da Türklere yasama hakkı yok" gibi temalar işlenmektedir.
Bulgaristan Türkünün 300.000 kadarı kayıt olarak T.C.'ne girerken 500-600.000 Bulgar Türkü de kayıt dışı Türkiye girmiştir. Bulgar Türkü Zülumden kaçtığını ileri sürerken taşınamaz nesi var ise, onu kovan Bulgar'a bırakmakta ve Gaspçının işini kolaylaştırmaktadır.
Bulgaristan Türkü, siyasi parti kurup meclise temsilci göndermekte ancak, onların gaspçı olduğu i fade edilen Bulgar yönetiminden yana tavır aldığını da ifade etmektedir.
Bütün bunlara ilaveten Türkiye'de miktarları 300.000 aşan Bulgaristan Türkü seçim zamanı 1.750 oy kullanmaktadır.
Bulgaristan'da ciddi bir propaganda merkezi Bulgar yönetiminin Türk göçü operasyonunu realize ediyor kanaatindeyiz.
Kuzey Yunanistan'da eski Çirmen Sancağı Orestiyos şehrinin şimdi halkı tamamen Gagauz'dur. Buranın valisi de Gagauz'dur. Yunanistan ile yapılan karşılıklı göç anlaşmasında Türkiye'den Yunanistan etnik kimlikleri bilinemeden din farkı sebebiyle gönderilen Gagauzlar da burada meskundurlar.
Moldovya Gagauzları bu soydaşlarının varlığını tespit etmiş 6-7 yıldan beri sürekli bu konu ile ilgilenmektedir.
Gagauz Türkleri Balkanlarda etkili bu etnik güç olma yolundadır. Bu Hıristiyan Türkler Hıristiyanlıkları itibariyle Türkiye'nin Hıristiyan Balkanlar'daki bir imkanı olarak düşünülebilir. Aynı zamanda bu Hıristiyan potansiyeli din faktöründen hareketle Türklüğe yönelik bir tehdit olarak ele almak isteyenler de olabilecektir.
Şumnu'nun Doğusunda, Şumnu il merkezine 24 km. mesafede Madara diye bilinen arkeolojik değeri yüksek tarihi bir mekan var. Burada 8. Yy. la ait yerden yüksekliği 23 metre olan kaya üzerine kabartma bir süvari röliyefi var. Börklü mızraklı süvarinin arkasında bir kurt veya köpek gelmekte ve atının ayağının altında aslan yatmaktadır. 1872 yılında varlığı bir Macar tarafından tespit edilebilen bu kabartmayı 1979 yılında UNESCO koruma altına alınmıştır. Hıristiyanlık evveli döneme ait olan eserin Proto Bulgarlar (Türk) bölgedeki krallığını kuran Asparan'a ait olduğu ifade edilmektedir. Tortul kayadan oluşan dağın ilgili yazıları silinmiştir.
Dağın yamacındaki Bulanık köyünde halkın bu dağdaki mağaralara 1935 yılından evvel toplu halde gelip buradan "enerji" aldıkları ve daha ziyade vücutları bir enerji toplamaya müsait olanların bunu yaptıkları ifade edilmektedir. Burası oldukça fazla turist çeken bir bölgedir. Burada lokanta otel türünden tesisler vardır.
Bir uzman arkadaşın ifadesine göre; "Türkiye'nin dış politikasına bakanlar Bulgar ruhunu bilmiyorlar. Slavlar Bulgarları ruhen yağmacı yapmıştır. Son yüzyılda Bulgaristan'da yaşanılan modern Bulgar yağmacılığıdır. Slavlaşmış "Bulgarlar bu yüzyılın başında komitecilikle ideallerini gerçekleştirdi. Komünizm geldi komiteciler partizan oldular. Komünizm gitti, Bulgar yağmacılığı yeni formu ile davet etmektedir" demektedir.
Bulgaristan'da Bulgar Türkleri'nin Bulgarlarla evlenmeleri Komünist rejim döneminde daha yoğundu. Rejim bu tür evlenmeleri teşvik ediyordu. Bu uygulama Bulgarlaştırmanın yöntemlerinden birisi idi. Farklı etnik kesimlerin biribirleri ile evlenmeleri halkların dostluğu adına yapılmış "ilerici" bir hareket olarak görülüyordu.
1989 tarihinden sonraki gelişmelerle bu tür evlilikler asgariye indi. Son dönemde ise sınırlı da olsa tekrar eskiye dönüş oldu. Daha ziyade Bulgar yönetimi ile çıkarı veya sorunu olan Türk kesimden gençler Bulgarlarla evlenmektedirler.
Bulgaristan'ın etnik yapısını oluşturan unsurlardan birisi de Hıristiyanlaşmış Pecenek Türklerinin günümüze uzanan kalıntılarıdır. Bunlar 1959 yılında Todor Jirkov'a karşı isyan çıkarmışlardı. Toplam 700.000 civarında olup merkezleri Sofya ve civarıdır. Eski nesiller kimliklerini "Şop" olarak açıklarlar. Yeni nesiller kendilerini Bulgar hissederler. Farklı bir Bulgarca ile konuşurlar. Dillerinde çok Türkçe kelime vardır.
1990 yılından evvel Proto Bulgar'ın Türk olduklarına inanan Hıristiyan Bulgarlar Arjantinde ve Almanya'da dergi çıkarmış ve bu temayı işlemişlerdir. Bu konu etrafında bir kadro ve literotur oluşmuştur.
Sumnu şehrinde Kıble Bayırı yönünde dağın tepesinde Asprahan'ın Anıt Mezarı vardır. 30 metre yüksekliğindeki bu Aslan heykelli abide Asprahan'ın M.S. 681 yılında Proto Bulgarlar tarafından kurulmuş Bulgar Devletini simgelemektedir. 1981 yılında yapılan bu heykel bölgede ilk Bulgar Devleti'nin kuruluşunun 1300 yılı kutlama merasimleri ile açılmıştır. "Proto Bulgarlar" tezi Slavlaşan Bulgarlar gerçeği karşısında Proto Türk bir yaklaşım tarzıdır.
Bulgaristan'daki Türklere ait Siyasi Partilerden Adalet Partisi (Nedim Gencef) nin partisi ve Parti Başkanı Müslümanlık ve Türklük düşmanı olarak biliniyor. Bulgaristan'daki Türk Vakıf mallarını çıkarları için kullanan müftülük mühürünü yolsuzluklarına alet eden bir kimse olarak bilinmektedir. Bu partinin tabanı yoktur. Devamlı çıkmayan bir gazetesi vardır. Bu kanaat Bulgaristan Türküne aittir.
Diğer siyasi Türk Partisi Demokratik Özgürlükler Partisi'dir. Bunun da etkili olmayan bir yayın organı vardır. Bu partinin de tabanı yoktur. Bu iki partiyi Bulgaristan Yönetiminin Türk seçmeni bilmek için kurdurttuğu ifade edilmektedir. Bu partinin başında Mehmet Hoca vardır.
Ayrıca, Adem Kenan'ın tescil edilmemiş partisinin yayın organı yoktur. Bu parti de yönetimin partisi olarak bilinir.
Bulgaristan'da mağduriyet anlatmak, T.C.'nin ilgisini çekebilmek ve haklılığını gösterebilmek için herkesin diğerlerine koyduğu bir teşhis var. "Yönetimin adamı" "Yönetimin Partisi"
13 Kasım 1998 günü Şumnu'daki Folklor Sempozyumuna katılan bir grup bilim adamı Şumnu Belediye Başkanı Mühendis Maxim Ivanov'u ziyaret ettik. Belediye Başkan Yardımcısı Peter Sındzhirlieo (kültür) ve diğer yardımcısı Jeko Jekov (mali) de toplantıda bulundular.
Başkan Şumnu ile ilgili bilgi verirken; 127.000 nüfuslu şehrin 107.000 nüfusu şehir merkezinde yaşamaktadır. Yardımcılarının birisi mali, diğeri kültür işlerine bakar. Şumnu'da; Aliminyum, Yüksek Makine, kimya ürünleri, eterik yağlar, gibi fabrikalar vardır. Ayrıca çeşitli makine imalathaneleri gıda ve tarım sanai, sigara, bira, süt, fabrikaları vardır. 67.000 işçi istihdam ediyoruz. İşsiz sayımız çoktur.
Şehrimizde muhtelif liseler ve bir üniversite vardır. 1 de yüksek okulumuz var. Ayrıca Topçu Askeri Okulumuz ile Savunma Okulumuz var.
Yerel bir televizyon kanalınız var. Giderlerini Belediyemiz karşılar. Belediye hizmetleri ve eğitim öncelikli bir kanaldır. Yarı masraflarını askeri okulumuz karşılar. Askeri okul teknik donatım ve iletişim eğitimi burada alır.
4. TV Kanalı izleriz. Bunlardan ikisi kablolu ikisi havadan yayın yapar 4 radyo kanalımız ve bir yerel gazetemiz vardır.
Belediyemiz, İtalya, Macaristan, Güney Afrika, Ukrayna, Moldovya ile ilişkilerimiz var.
Konuşmada bulunan Burgar Konsolosumuz Babur Hızlan "Geçmişte 25-30 sanatçılı orkestrası olan Nazım Hikmet kitaplığının kitapları dağıtılmıştır. Onların yeniden toparlanması ve kütüphanenin yeniden açılması halinde yardımcı oluruz" dedi. Bu konu incelenmeye alındı.
Bulgaristan'daki belediyelerin siyasi partiler itibariyle dağılımı 262 toplam belediye sayısından 180'i komünistlere 26'sı Halk ve Özgürlükçülere -17'si ise DG (şimdi iktidarda olan partilere) aittir. İktidar Partilerinin belediyeleri büyük belediyelerdir. İfade edildiğine göre devam eden göçlerden sonra Türkler'in elindeki belediye sayısı kazınılmaz olarak azalacaktır. Türk bölgeleri sürekli boşalırken Türk yerleşim bölgelerine Türkçe konuşan İslam dininden esmer vatandaş olarak bilinen çingeneler iskan olmaktadırlar. Bu topluma Makedonya'da Çerkezi Türkmenleri denilmektedir. Bulgaristan'daki Türklerin % 30 ancak seçimlere katılırken katılanların hepsi de HÖP'ne oy vermemektedir.
Bulgaristan'da Türk halk ve bilhassa aydınlar göç münasebeti ile azalan Türk nüfusla birlikte Türk organizasyonların Bulgar yönetimi üzerindeki nüfuslarının azaldığını belirtmektedir. ancak aynı zamanda her seviyede Türk kesim göçden yanadır ve önleyici bir tavırları yoktur.
Bir kısım Bulgaristan Türk aydınlarına göre; Bulgaristan'da hak ve Özgürlükler Hareketi bitmiştir. Partiye Bulgaristan'ın seçmeni Türk olan sade Türk vatandaşı değil, Partinin yönetici durumunda olan partililerde güvenmemektedir.
Partiyi Bulgaristan Komünist Partisi Bulgaristan İstihbarat Örgütü, Bulgaristan'ın fanatik milliyetçileri milli Bulgar politikası olarak kurdurdular. Bulgaristan'da Türkler partileşecekti. Toplum doyum noktasına gelmişti. Bulgaristan'da rejim değişmiş, dışa açılacak Bulgar yönetimi demokratik bir görünüm vermek zorunda idi. HÖH kurdurmak suretiyle Türk potansiyelinin kontrolünü eline geçirmekte kalmayıp, dışarıya karşı demokrasi sergilemiş oldu ve Türklerin demokratik haklarının asgari 20 yıl ertelenmesi demekti.
Bulgaristan Türkünün HÖH etrafında milli hareket sürdürmeleri beklenilmemelidir. Zira şimdiki yöneticilerin büyük çoğunluğu bir dönem rejime Türkleri ihbar ederek ezdirmişlerdir. Eserler yazıp kendilerini Bulgar-Sırp ilan etmişlerdir. Komünizm ve övgüler yağdırmışlardır. Bir hareket demokratik milli bir karakter arzetmesi ve liderlerinin de HÖH'nin şimdiki yöneticilerinin olması beklenilemez.
Bulgaristan yönetimi Hak ve Özgürlükler hareketinin inisiyatifini eline geçirmekle, Bulgaristan Türklerinin yeni siyasi örgütlenmelerini de önlemiş oldu. HÖH muhalefet eden yeni bir yapılanma ihbar yoluyla Bulgaristan'ın dışına çıkarılmaktadır. Bulgaristan'da açsız ve işsiz bırakılıyor.
HÖH'nin bünyesindeki her parti yöneticisi Bulgar Yönetimi adamı değildir. Ancak, Partinin eskiden Bulgar ajanı olan yöneticileri parti köşelerini tuttuklarında parti için muhalefete fırsat vermemektedir.
"Bulgaristan Türkünün Sorunlarını Uluslar arası kuruluşlara taşımasının önünü, Bulgar yönetimi uyguladığı taktiklerle kesmiştir. Türklere siyasi parti kurma hakkı verilmiştir. Ancak bu parti Bulgar yönetimince içinden fethedilmiştir. Bulgar yönetimi Türk soylulara kendi dillerinden eğitim hakkı vermiştir. Ancak eğitici ve eğitim malzemesi yoktur. Türk göçünü, Türklerin kültürlerini yaşamadıkların bağlamak da mümkün değildir. Son iki yılda bariz bir baskı yok iken, Bulgaristan'daki Türk çiftçisi göçü seçmektedir. Bulgaristan çiftçi Türkünün ekonomik hayatı Bulgaristan Bulgar çiftçisinden daha kötü değildir."
5 Ekim 1998 tarihinde Bakanlar Kurulu'nca kabul edilen ve onay için meclise sevkedilen Avrupa Konseyi Ulusal Azınlıkların Korunması çerçeve sözleşmesine karşı HÖH'nin tutumu iki kesim itibariyle değerlendirilmektedir. HÖH'nin üst düzey bazı yöneticilerinin Bulgaristan yönetimi ile uyum halinde olduğu, Bulgar yönetiminin ikili ilişkiler ve uluslar arası girişimler itibariyle iki adım ileri bir adım geri attıklarını Bulgar İdaresinin neticede karlı çıktığı ifade edilmektedir. HÖH'nin diğer kanatı için halkın kanaatı ise", bu kesimdek temsilcilerimiz azınlıtadırlar. Baskı altındadırlar. Bu kesimdeki temsilcilerimiz parti yönetimine de güvenmemektedir." Şeklindedir.
Halk ve HÖH bir kanadı HÖH'ne inanmamaktadır. Buna bağlı olarak Bulgar yönetiminin demokratik girişimlerine de inanmamaktadır. HÖH içerisindeki muhalefet kanatı ise, bu sözleşme için; "Bulgar yönetime azınlıklar politikası itibariyle bardağı dolduruncaya kadar bekler, 5-10 yıl sürer bardağı boşaltır, yeniden doluncaya kadar demokratik davranır veya göçü durdurur" demektedirler.
Bununla beraber bu sözleşme başlangıçta Türk halk arasında ümit kaynağı olmuştur. Çifte vatandaşlık hakkı ile birlikte azınlık haklarının verileceği ciddi bir ümit kapısı oluşturmuştur. Ne varki sözleşmede vaad edilenler uygulamaya yansımamıştır. Türkçe Radyo-Televizyon yayınları başlatılmamıştır. Okullarda 4 saat yapılması planlanan Türkçe dersler, öğrencinin tercihine bırakılmıştır. Türkçe eğitim yoktur. Türk çocuklarının istemeleri halinde sınırlı Türkçe öğrenme imkanları verilmiştir. Üniversitelerde ciddi Türkoloji bölümleri yoktur. Kütüphaneleşme henüz başlamıştır.
Esasen halk bu sözleşmenin mahiyetini yeterince bilmemektedir. Muayyen sayıdaki aydın, kitaplıkların oluşturulması, Vakıf Kültür mallarının kurtarılması, Türk Dili kürsülerinin güçlenmesi için çalışmaktadırlar.
Bulgar Yönetiminin üst düzey yetkilileri basına da sızan açıklamaları ile halka Türkçe kelimeleri kullanımdan kaldırmak suretiyle yasaklatmak, Türkçeyi Bulgarca içerisinde eritmek uğraşları 70 yıllık gayrete rağmen başarılı olamamıştır. "Türkçe kelimelerin Bulgar halkın kullanımından çıkarmak için % 70 kelime temizliği yapılmış, ancak hala Bulgar halk dilindeki Türkçe kelimelerin ağırlığı giderilememiştir. Biraz daha ısrarlı davranırsak konuşabileceğimiz Bulgarca diye bir dil kalmayacaktır." Tarzındaki açıklamalara basın da yer vermiştir.
Bulgaristan'dan Bulgar soylu Hıristiyan halktan 1994-1995 yıllarından sonra 350.000 insan göç etmiştir. Bunların Bulgaristanla hukuki ve bizatihi temasları devam etmektedir. Bunların gelecekte Bulgaristan'a teknik donanım teknik bilgi ve sermaye ile dönebilecekleri ifade edilmektedir.
Bulgaristan'dan, Bulgarlar (Slav Bulgarlar) dan da göç olmaktadır. Bu göç hemen Türk göçü ile birlikte başlamıştır. Bugüne kadar yaklaşık bir milyon Bulgar, Kanada, Amerika, Fransa, Almanya, Avusturya göç etmiş ve etmektedir. Bunlar başlangıçta rejim muhalifleri, kral yanlılar, yönetimi demokratik bulmayan Bulgar komünistleri iken, şimdi daha rahat bir hayatın özlemini duyanlar göç etmektedirler.
Bulgar Yönetimleri 70 yıldan beri Müslüman Türk halka uyguladıkları göç ettirme politikasını Hıristiyan Bulgarlara da uygulamışlardır. Bulgar yönetimlerin anti-demokratik ve yağmacı politikalarını onaylamayan bir kısım Bulgarlar hür dünya ülkelerine, batıya göçmüş veya göçürülmüşler. Rejimin uygulamalarına karşı bir tepki hareketi karakterinde bu göç her 10-15 yılda bir yaşanmıştır. Ancak Bulgar yönetimi göç ederek Bulgaristan dışına çıkan Hıristiyan Bulgarları, vatandaşlıktan çıkarmamış vatandaşlıktan çıkarma uygulaması sadece Müslüman Türk göçmenlere uygulanmıştır.
17 Kasım 1998 günü Bulgarca ve Rusça bilen ve mesleki eğitimini Bulgaristan'dan almış olan Doç. Dr. Ahmet Cebeci ile Bulgaristan'ın Yeniköy, Makat, Bulanık, Kaspican, Novipazar, Kaykıköy, Damargöz, Kilisecik, Eyridere, Kulakova, Yazla, Kuşköy, Bahçalar, Mahmurlu, Usulköy, Seyitalifaki, Çeyreki, Savri, Yusufhanlar, Embiyalar, Aydoğdu, Işıkköy, Bıyıklıköy, Köklüce, ostune, Ahılar, Demirci, Erikli, Şeytancık gibi, ova, dağ ve orman köylerini bir daire çizerek dolaşma imkanı bulduk. Bunlar aralarında 3-5 kilometre mesafe olan yerleşim yerleri idi. Hane sayıları 60 ile 350 arasında değişiyordu. Bir kısmı bakımsız olsa da yolları asvalttı. Bütün köylere su, elektrik, telefon gibi hizmetler götürülmüştür. Köylerde tek doktorlu hastahaneler vardı. Bazen bir doktor iki köye bakıyor ve önerdiği ilacı da veriyordu. Okulsuz ve kooperatifsiz köy yoktu. Radyo ve TV İzleyebiliyorlardı. Kalhazlar kooperatifleştirilip köy sakinleri üye edilmişti. Köy içi yollar yapılı idi. Bütün evler çatılı ve bahçeli idi. Bahçeler çite alınmıştı. Orman köylerinde çiftçilik için arazi açılması çalışmaları yapılıyordu. Bütün evlerin küçükbaş büyükbaş ve kümes hayvanları vardı. Köylerin kooperatife dönüştürülen meyve ve sebze bahçeleri Türkiye'deki Devlet Üretme Çiftliklerinden pek de küçük değildi.
Halkın iki şikayeti vardı. "İşsizlik" Bulgaristan insanı işsizlikle, devletin vereceği fabrika işini ve inşaat işçiliğini anlıyor. SSCB entegrasyonundan çıkan Bulgaristan'da sanai sektörü kriz geçiriyordu. Devlet geçmişte olduğu gibi bütün inşaatların yapımını da üzerine almamıştı. Diğer işsizlikle kastedilen, zirai mahsullerin son birkaç yılın fiatları itibariyle düşüş göstermesidir.
Tanıştığımız bir Bulgaristan Türkü bize "Köyümüz 350 hanedir. 5 tane okulumuz ve bir köy doktorumuz var. Bir evde ortalama 4-8 arasında inek bakılır. Köyümüzde komşulara ait 1000 civarında koyun çıkar. Her evin 15-20 tavuğu olur. Halk Müslüman olmasına rağmen, ticaret için domuz besleyen Esmer vatandaşlar Çenkeri da vardır. Onlar daha ziyade çiçekçilik yaparlar. Göçeden Türklerin yerine bu komşular geldiler. Büyük ölçüde bostancılık yaparız. Köy halkından hiçkimse dışardan para ödeyerek gıda maddesi satın almaz. İhtiyaçlar evlerde üretilir. Orman köyüyüz, bizim üzüm ve meyve bağı kooperatifimiz yoktur. Yakacağa ödeme yapmayız. Meyve ihtiyacımızı evlerimizin bahçelerinden karşılarız. İçerisinde suyu elektriği olmayan ev yoktur. Telefon muayyen evlerde vardır. Evler çoğunlukla tek katlıdır. İki ve üç katlı ev pek azdır." demiştir.
Bulgaristan'da bırakılan Türk toprakları itibariyle beher ailenin Türkiye ortalamasından çiftçi toprağı itibariyle daha fazla arazisi olduğu, fevkalade mümbit topraklar oldukları, zirai ekipman, zirai teknik donanım olmadığından verim alınamadığı, Avrupa Birliğine girmiş Bulgaristan itibariyle, bu toprakları altın kıymetinde olacağı ifade edilmektedir.
Bulgaristan'da Bulgar ve Türklerin toplandıkları tek sendika Potkrepa (dayanışma) dır. KNSB tamamen göstermeliktir. Potkrepa bünyesinde Bulgar ve Türk ayrımı fazla gölenmese de bu kuruluşu etkinliği yoktur. Grev yapmamış ve yapamamıştır. Greve gidecek işçiye yapacağı maddi desteği yoktur. Hükümetler üzerinde baskı kurmamış kuramamıştır. Bulgaristan işçisinin demokratik sendika deneyimi yoktur.
Bulgaristan'ın iki Büyük İşçi Sendikasından en büyüğü KNSB ve diğeri ise Potkrepa (Dayanışma)dır. Her ikisi de Bulgaristan şartlarında demokrat kurulmuşlardır. Sendikal hakların savunulması ve sendika yönetiminde yer alabilme itibariyle Türklerin şansı Bulgarlarla eşittir. Hasan Yakup Hasan KNSB'nin son yönetim kurulu üyelerindi. Bu kuruluşun 8 yöneticisinden 4'ü Türkdü. Hasan Yakup Hasan yapılacak seçimlerde bu sendikanın Başkanlığına aday olmak için hazırlanmaktadır.
Bulgaristan'ın Turistik bölgeleri; yaz mevsiminde Karadeniz Sahil Bölgesi'dir. Yoğun turistlik tesislerin bulunduğu bölge burasıdır. Burası; deniz güneş ve tabiat güzellikleri için seçilmektedir. Kış mevsimi için Rodoplar ve Riva arası önem arzetmektedir. Burada kış sporları yapılmakta ve tarihi eser arkeolojik sergileme yoğundur. Ayrıca Şumnu'nun Modara bölgesi Asperit Han'ın duvar kapartması gibi tarihi doku itibariyle bilhassa yoğun turist çekmektedir. Tesislerin pek bakımlı oldukları söylenemez.
Bazı Türk aydınlarının izahlarına göre; Bulgaristan'da her Bulgar türkü mülk edinme hakkına sahiptir. Türk olduğu için özel bir baskı yaşamaz. Bulgarların Bulgarlara sağladığı bazı kolaylılar var ise de bu uygulamaları genellemek doğru bir teşhis olmaz. Türk mülk edinmeleri zaman zaman engellenmiştir. Ancak şimdi bu konuda açık ve yaygın bir baskı yoktur. Giderek mülk edinme konusunda eşitlik ve demokrat uygulama daha yaygınlaşmaktadır. Türkler arasında mülk edinme konusunda kanunları lehine kullananlar bile vardır. Türklerde genel durumların olduğundan fazla kötü ve muhatap oldukları baskıları abartılı yansıtma özelliği vardır. Bulgar baskısını abartarak yansıtmak suretiyle çıkar sağlarlar.
Sofya'nın Akbayır mevkii (burası çok eski Türk bölgesi iken evler yıktırılıp blok apartmanlar yaptırılmıştır halk etnik tasnife tabi tutulmaksızın karışık oturmaktadır.) nd 1.000 istihdam kapasiteli bir yaşlılar dinlenme tesisi inşaatı başlatılmıştır. 20-25 yıl evvel başlatılan inşaat maddi imkansızlıklar nedeniyle bitirilememiştir. Şimdi bu inşaatın tuğlaları halk tarafından geceleri yağma edilmektedir.
Bulgaristan'daki Türk Bölgeleri; Deli Orman (Şumnu, Rozgrad, Rusçuk, Silistre, Varna) ve uzantısı durumunda olan Dobruca "Bobrıc" Gerlova "Eski Cuma" Tozluk (Osman Paşa) Kocabalkan (Batısında Aydos)dur.
Bulgaristan'da bilhassa Bulgarlar arasında komünizmin idare şeklini arzulayan Komünist dönemin özlemini duyan bir kesim var. Bunlar daha ziyade yaşlılar ve emeklilerdir. Yaşlıların bakımını eski rejim üstlenmişti. Emekliler ise bu yönetim döneminde çok az maaş almaktadırlar.
Bulgaristan'da Bulgarların yoğun olduğu bölgelere Türk göçünü teşvik için zaman zaman açığa çıkan bir uygulama var. İş sahası itibariyle Bulgar bölgeleri daha geniş imkanlara sahip. Bu yolda yapılan girişimleri daha ziyade Bulgar bölgesine göç etmekte olan Türk halktna hareketle takip mümkündür. Türk bölgelerine Bulgar göçü ise, Emekli Bulgar memurlarının bu bölgelere yazlık ve emekli evi yaptırması şeklinde olmaktadır.
Bulgaristan'da sistemli bir teşyike tabi tutulan ve süreklilik arzeden, tezahürleri tesbit edilmiş bir içgöç yoktur. Bulgar Yönetimin hat safhaya varan ekonomik sıkıntıları, iç siyasi dinamiklerin dengesizliği, insan hakları kuruluşu ve Avrupa Birliği'nin kontrol edici tutumu etnik eritmeye matuf göç politikası uygulamaya müsait değildir.
Bazı sosyal bilimlere göre; Bulgaristan'dan Türkiye'ye göçen Türkler (Türk Göçü) Bulgar ekonomisini ciddi şekilde sarsmıştır. Özellikle ziraat ve hayvancılığı bu göç çok olumsuz etkilemiştir. 1989'dan sonra olan Türk göçü parça parça değilde toplu olsa idi, Bulgar yönetimi tamamen iflas ederdi. Bulgaristan'ın bugün yaşadığı ekonomik krizin altında büyük ölçüde bu hısıs da vardır. Bulgaristan'ın resmi kayıtlarda 8.5 milyon olarak gösterilen nüfusu gerçekte 7 milyon olup, bu miktarın içerisinde 1 milyon da Türk vardır.
Bulgaristan aydını, Bulgaristan'dan göç ettirilen Türklerin tamamına yakını çiftçi ve hayvancı olmasına rağmen onların büyük şehirlerde, bürokraside istihdamını bilhassa Fırat'ın doğuna yerleştirilmemeleri için gösterilen özel itinayı da anlayamamaktadır.
Bulgar aydınının Türklerle birlikte yaşama arzusuna, Türkiye'nin kalkınmış oluşu ve Türklersiz Bulgaristan'ın çektiği sıkıntıların da etkisi olmaktadır. Türk kesime karşı olanlar daha ziyade yönetim bilhassa eski yönetimde olanlar, komünist zihniyetli üst düzey bürokrat ve aydının fanatik kesimidir.
Türkiye'ye girmek için T.C. nin Bulgaristan Türklerine engel olarak, göçü durdurmak istemesi karşısında, Bulgar hükümeti tarafından geçmişte Türk ismi değiştirilerek kendilerine Bulgar ismi verilmiş v bu uygulamaya tepki göstererek Türk ismi tekrar almış olan Türkler, bu defa tekrar Bulgar ismi almak suretiyle Türkiye'ye turist olarak girip bir yolunu bularak Türkiye'de kalmaktadırlar.
Bulgaristan'daki Türk'ünün evvelce Bulgaristan'dan Türkiye'ye göçetmiş olan Türklerinden şikayetleri var. Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç etmiş Türk soylunun sayısının asgari birkaç milyon olduğu bilinirken ilgisiz kalışları onlara üzüntü vermektedir. "Sadece 1989'dan sonra göçedenler isteseler geride kalan Türklerin sorunları çok kolay çözümlenir." Onlar ancak farklı isimlerle kayıt yaptırarak birkaç daire almakla meşguller" demektedirler.
Bulgaristan'da örneğin Sumlu'da belediye imar planı gibi uygulamalar sonucu yıktırılan evlere karşılık ev sahibine birlikte yaşadıkları aile fertlerinin yerleşebilecekleri şekilde yeni yapılan konutlardan ev verilmektedir. İstimlak edilen evinin arsası karşılığında veya 3 daire alabilen Sumnulu Türk aile sayısı az değildir. Kendilerine ev verilmiş olmasına rağmen Türkiye'ye göç eden aileler evlerini yakınlarına devretmekte veya satmaktadırlar.
Komünizmden sonra köylerin üzüm, ceviz, elma gibi büyük ortak kollektif çiftlikleri o köyün halkına dağıtılmıştır. Bir kısım halk aralarında kooperatif kurarak işletmeleri, tesisleri dağıtmamıştır. Bir kısmı hissesini komşusuna satmış veya vekile tayin etmiştir. Türkiye'ye göçenlerin büyük çoğunluğu bu kooperatiflerdeki hakların % 20 - % 30 pay karşılığında emanete vermişlerdir.
İsmail Osmanoğlu (Bulgaristan'ın Damargöz köyünden İstanbul'un Avcılarına göç etmiş ve çifte vatandaşlık hakkı almış, gezmek için köyüne gelmiş) ile yapılan bir sohbet de bize, "Bu köyde babamdan bana kalmış 50 dönümlük tapulu meyve bahçesi var. Ayrıca kendi edindiğim bahçem ve evlerim var. Köyün 20 üyeli üzüm bağının hissedarıyım. Bulgaristan'dan emekli olup İstanbul'a memurdurlar. Benim bir daha buraya gelmeye yaşım müsait değil. Oğlum ve kızım kesinlikle buralara gelmez. Bütün akrabalar kardeşime vekalet vermiştik. Şimdi o da Türkiye'ye gelmek için hazırlanmış" demiştir. Bulgaristan'dan yaşanan Türk göçü itibariyle bu açıklama gerçeğe ışık tutmaktır.
Bulgaristan'da örneğin Sumnu'da polis tarafından dövülmüş olan bir Türk polisi şikayet edebilir. İdari tahkikattan hakkını alamaz ise, dava açabilir, tatmin olmaz ise, Sofya'da üst mahkemeye başvurabilir, isterse uluslar arası adli divanlara da müracaat edebilir. Bu tür bir dava için avukat tutabilir. Başka bir şehirden avukat getirtebilir.
Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç edenlerin topraklarına çeşitli hilelerle Bulgar komşularının sahiplenme girişimleri olabilmektedir. Bazı Türk çevreler kullanılmadığı için milli geliri olumsuz etkilediği gerekçesi ile bu türden yeni terkedilmiş Türk topraklarının kamulaştırılması için Bulgar fanatik milletvekillerinden kanun teklifi dahi bekleyebiliyorlar.
Bulgaristan'dan Türkiye'ye göçmüş ve çifte vatandaşlık hakkı almış Türkler, Bulgaristan'daki taşınmaz malları üzerindeki hakları itibariyle çok fanatik davranmaktadırlar. Bu tutumlarına geçmişte Bulgar yönetiminden gördükleri sonsuz baskı yol açmaktadır. Çok kere "Bulgarın yüzünü görmekten ise, evim de onun olsun tarlam da" denilmektedir. Bu toprakların, kendisine baskı yapmış olanlara bırakılarak baskı yapanları ödüllendirmiş olacaklarını bilmiyorlar veya çeşitli sebeplerle bilmek istemiyorlar.
Bulgaristan ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki çifte vatandaşlık kanunu uygulaması için Bulgaristan Türkleri "Bu kanunun, Bulgaristan'daki Türkler için değil, Bulgaristan'dan Türkiye'ye gidip vatandaşlık hakkı olanlar için iyi olmuştur. Zira onlar burada yaşlı olan yakınlarını bıraktılar, ölüm gibi hallerde gelebilecekler" demektedirler.
Bulgaristan Türklerinden Bulgaristan'daki maddi ve manevi mirasa sahip çıkmak için çifte vatandaşlık kanunundan yararlanmayı düşünen hemen hemen hiç yoktur. Türk vatandaşlığı hakkını da kazanmış olmak bu tür soydaşlar için yetmektedir. Bulgaristan'da kalan kan bağı olan yakınları vefat edince göçeden Bulgar Türklerinin Bulgaristan üzerinde hiçbir iddiaları kalmayacaktır.
Bulgaristan Türkiye'ye göçetmiş Türklere verilecek emekli paralarının Türkiye'de verilmeleri ile ilgili olarak, "Bu paralar Türkiye'nin Bulgaristan'a verdiği kredi alacağından karşılanmaktadır. Yılda bir defa maaşını almak için Bulgaristan'a gelecek göçmen Türkler, belki bir hayli masraf yapacaklardı. Ancak taşınamazları ile ilgilenme imkanı bulacak, yurtlarından tamamen kopmamış olacaklardı" denilmektedir.
Bulgaristan'da soydaşlara yapılan polis baskısı yansıtılırken abartılmaktadır. Bu türden baskılar giderek azalmaktadır. Bu tür olayların abartılmaları göç sebebi olarak gösterilirken, polis teşkilatı da bu imkanını göçün hızlandırılması için kullanıyor.
Bazı aydınlar "Bulgaristan'dan Türk göçünün hızlandırılmasında Avrupa Birliğinin büyük rolü olmuştur. Bulgar zulmü biliniyordu. Türkiye'nin balkanlar dış politikası da iç dinamikler itibariyle bu göçü kabule hazırdı. Ancak asıl sebep bu subjektif şartlara eklenilen objektif faktör, AB'nin tutumu olmuştur. AB, "Avrupa ülkelerinin işyerlerinde Anadolu ve Bulgaristan Türklerinin tanışmasını istememiştir" şeklinde değerlendirmeler yapılmaktadır.
Bulgaristan'daki Türklerin göçünü durdurmak üzere, Bulgaristan'ın Türkiye'den daha evvel AB'ne girebileceği, göç eden Türklerin, göç etmiş olmakla pişmanlık duyacağı, ABD girmek itibariyle Bulgaristan'ın şansının Türkiye'den fazla oluşunun Bulgaristan'ın Hıristiyan oluşu ile izah edilebileceği üzerinde durulmaktadır.
Bu tür konular aydınları ortak görüşü değildir. Bunlar halka inmiş mal olmuş görüşler de değillerdir. Bu görüşler etrafında yeterli bir çevre de oluşmuş değildir.
Bulgaristan'dan Türk göçünü körükleyen Türkiye'de organize güçler var. Bunlar bazen Bulgar yönetiminden bazen de göç ümidi yaşayan Bulgaristan Türklerinden menfaat sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda Türkiye'de hemşerilik görünümü ile ucuz işçi ve kendilerini TBMM taşıyacak oy temin ediyorlar. Bunlar sanıldığı gibi taşımacılıktan çıkar sağlayan kapkaçcılar veya Büyükelçiliklerin küçük memurları değil bakanlık da yapabilmiş kimselerdir." Şeklinde iddialar dinledik.
Bulgaristan'dan Avrupa ülkelerine geçici işçi statüsü ile giden Türk işçileri, bu ülkelere bilhassa Almanya'ya Türkiye'den göçmüş işveren durumunda olan Türklerin yanında işçi olarak çalışmaktadırlar. Bulgaristan'dan gidenlere sahip çıkıp arka olmaktadırlar. Yabancı dil bilmeyişleri dezavantajını izole etmektedir.
Avrupa'da ülkelerindeki Türk işçilerinin oluşturdukları Sendikal Yapılanmalar bu ülkelere Bulgaristan'dan işçi olarak giden Türklerle destek toplantılar yapmaktadırlar. Bulgaristan Türklerine Almanya'dan gönderilmiş bir toplantı kararına göre "güneş batıdan doğacak birkaç yıla kadar Bulgaristan Türklerinin Avrupa'da hakları savunulmaya ve sonuçlarını alınmasına başlanılacaktır.
Bulgaristan Türk'ünün Bulgar Baskısı ve Yunanistan Türk'ünün Yunanistan baskısına karşı Bulgaristan veya Yunanistan'da ittifak yapması mümkün değildir. Bu nev'iden bir dayanışma ancak üçüncü bir ülkede tercihen Türkiye veya Kıbrıs'ta olması mümkündür. Bu itibarla sempozyum türünden faaliyet ortamları bu tür dayanışmaya imkan sağlayabilir. Bulgaristan Türkünün sorunları ancak bu taktirde uluslar arası kuruluşlara taşınması mümkündür.
Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç durmuş değildir. Devam etmektedir. Göçün ardında büyük ekonomik ve siyasi çıkarlar vardır. Bulgaristan'da 1 milyon insanın göç etmiş olması ve 1 milyon Bulgaristan Türk'ünün orada kalması demek, % 50 nüfusun orada kaldığı anlamına gelmemeli. Kalan % 50 cahil kesimdir. Bu kesim tamamen dağınık bir yerleşim şekli sergilemektedir. Bu kesimde kendisini göçe hazırlamıştır.
Üç kişi ile yapılan bir sohbette; Bulgaristan'dan yaptırılan Türk göçünün tamamen Bulgar yönetiminin baskısına veya Türkiye'deki yaşama şartlarının Bulgaristan Türkleri tarafından cazip bulunuşuna bağlanamayacağını, bunun uluslar arası bir politika ile Türkiye'ye dikte ettirildiğini, Türkiye'nin bazı başka siyasi-iktisadi çıkarlarına karşılık (mesela AB katılmak gibi) bu teklifi kabul ettiğini bu gerçeğin halka açıklanmadığını, bu gizli antat kalışın bir parçasının da, Bulgaristan göçmenlerinin Fırat'ın doğusuna ve kırsal kesime yerleştirmemek olduğu, amacın, Avrupa'nın Müslüman Türkten arındırmak olduğu, Hıristiyan kulübün (AB) bunu böyle istediği, kırsal kesime yerleşmiş Bulgaristan Türkleri ile çifte vatandaşlık verilmiş Almanya'da Türk işçilerinin (tanışmaması) gerektiği gibi konular tartışıldı.
Ecevit'in "parçalanmış ailelerin birleştirilmesi" vaadi göç etmek isteyenlerin yeni ümidi olmuştur. Bu konuda göçe karşı olan ve Türkiye'nin yardımından yana olanlar "parçalanmış aileler muhakkak Türkiye'de birleşmelidir diye bir kural yoktur. T.C. yapacağı yardımı parçalanmış ailelerin Bulgaristan'da birleşmeleri için kullansın" demektedirler.
Bulgaristan'da Bulgar ve Türk çiftçisi zirai ürünlerini pazarlayamıyor. SSCB döneminde gıda teknolojisi de tüm Sovyetlerde entegre idi. Aynı şekilde sanai ürünleri de para etmiyor. Entegrasyon döneminde ekonomik yapı, pazarın özellikleri, üretim ile tüketim arasında bir bağ vardı. Şimdi Bulgaristan mallarına Pazar bulamıyor. Fabrikalar kapatılıyor. Doğal olarak işçileri çıkarıyorlar.
Bulgaristan Türkünün en büyük sorunu işsizliktir. Bulgaristan'da işsizlik Türk göçünü körüklüyor. Türkiye'yi iş bulabilme itibariyle daha cazip bulmaktadırlar. Bulgaristan'daki işten çıkarmalar öncelikle ve çoğunlukla Türk soylulara tekabül ediyor. Bu biraz Bulgar yönetiminin soydaşlarını koruması şeklinde oluyor ve biraz da, göçe zorlama da bir unsur olarak kullanılıyor.
Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç etmenin cazibesi Türkiye'nin ekonomik üstünlüğünden gelmektedir. İki ülke arasındaki milli gelir farklılığı devam ettikçe, Türkiye'de sosyal imkanlar Bulgaristan'dan çok daha iyi oldukça iyi olan bu şartlardan istifade etmek isteyecek Bulgar Türkü, Bulgaristan'daki şartların düzeltilmesi ve Bulgar engellerini yenmeyi değil Türkiye'ye göçü düşünecektir.
Bulgaristan'da Türklere yapılan baskı abartılarak yansıtılmaktadır. Bu yöntemle Türkiye'den imkan sağlamak bir yaşama bilimi olarak geliştirilmiştir. Nitekim H. Hüseyin Koçkoç isimli Türk işadamı 1991'den itibaren Bulgaristan'dan Türkiye'ye ham madde taşıyarak parke imal etmiş, daha sonra Sumnu'daki bir parke fabrikasını satın almış, bu fabrikada parke üretip Türkiye'ye sevketmekte ve Sumnu'daki tesislerinde 65 Bulgar Türkü istihdam etmektedir. Bu tesisleri satan Bulgar Türkü de Bulgaristan'dan Türkiye'ye göç edebilmek için imkan araştırmaktadır.
Bulgaristan Türk aydınına göre; "Çifte vatandaşlık Yasası Bulgaristan'daki seçime yansımamıştır. Bulgaristan Türkü, Türk Dışişlerini parmağında oynatıyor. Bulgaristan'daki Türk drijanların arkasında Bulgaristan istihbaratı vardır. Türkiye 1989 yılından sonra göç eden Bulgar türkü 300.000 iken, seçimlerde oy kullanan miktar 1.700 civarındadır. Ayrıca Bulgaristan da 600.000 civarında 1989'dan sonra Türkiye'ye girmiş kayıt dışı Bulgaristan Türkü vardır."
Bulgaristan'da Türkiye arasında yapılan çifte vatandaşlığı değerlendiren Sumnu Türk aydınları bu konuda; "Çifte vatandaşlık anlaşmasının Türk toplumuna etkisi iki kesim itibariyle oldu. Bunlardan birinci kesimde olanlar Türkiye Bulgaristan'dan göçüp Türkiye vatandaşı olma hakkını elde edenler vardır. Bunlar bu anlaşmadan memnundurlar. Gerektiğinde Bulgaristan'a da gelip haklarını arayabileceklerdir. Ancak bunlardan geçici de olsa Bulgaristan'a gelmeyi düşünen hemen hemen yoktur. Diğer kesim ise, Bulgaristan'da kalan ve Türk vatandaşlığı hakkını alamayanlardır. Bunlar için çifte vatandaşlık sözkonusu değildir. Zira bu anlaşmadan yararlanabilmek için vatandaşlık sözkonusu değildir. Zira bu anlaşmadan yararlanabilmek için ilkin Türk vatandaşı olmak gerekmektedir. Hal bu olunca, çifte vatandaşlık Bulgaristan Türkünün bir yolunu bulup Türkiye'ye girmeye, ilerisi için vatandaşlığa geçebilmeye sevketmiştir.
Çifte vatandaşlık Anlaşmasının Bulgaristan Türkünü Bulgaristan'da kalma yönünde etkilemesi isteniyor ise, Bulgaristan Türküne yerinde ekonomik iyileştirmeler ve onların Türkiye'ye kızmalarını engelleyici tedbirler alınmalıdır.
Görüştüğümüz Bulgaristan Türkü bir çiftçinin açıklamasına göre; "Köyümüzde arazinin m² 1.000.000 levadır. Toprak sahibi tarafından 5 yıl düzeltilmez ise, (bakımı yapılmaz ise) devletin o toprağı kamulaştırma hakkı vardır. Türkiye'ye göçeden bir Bulgaristan'lının ya 5 yıl zarfında toprağının bir defa da olsa bakımını yapması gerekir veya birisine vekalet vererek toprağının bakımını yaptırması icap eder."
"Bulgaristan'a Türkler göçetmek suretiyle Türklere ait taşınmazları Bulgarlara bırakmış oluyorlar" fikrine karşı, Bulgar propaganda merkezleri de, "Türk işadamları da Bulgaristan'a gelip ticaret yapıp para kazanıyorlar," temasını işlemektedirler.
Sofya Devlet Üniversite Spor Fakültesi'nin binaları PKK Sloganlarına havi afiş ve duvar yazıları ile doldurulmuştur. Ayrıca bu fakülteye ait spor kamplarından birisinin PKK tahsis edildiği ifade edilmektedir.
Bulgaristan'da iç demokratik hareket olarak çingeneler önemli bir fonksiyon üstlenmişlerdir. Türk göçünden sonra satın alınması kolaylaşan Türk evleri el değiştirerek devletin de desteği ile esmer vatandaşların (Cenkeri) eline geçmektedir. Bu cümleden olarak; Varna, Burgaz, Kırcalı, Ruscuk, Filibe adeta cenkeri ağırlıklı iller olmuştur.
Bulgaristan'ın bu bölgelerine geçen Kürtler Cengerilerle evleniyor ve bu şehirlere yerleşiyorlar. Bulgaristan vatandaşı ile evlenmiş olmak Bulgaristan vatandaşlığına geçebilmek için yetmektedir. Bu iki toplumda çok çocuklu aile tipini benimsemişlerdir. Bir Bulgar çok kere çocuksuz veya bir çocuklu olur iken ve bir Türk'ün özellikle son dönemde 1 veya azami 2 çocuğu olurken, bir Cenkeri ailesinin ortalama 8-10 çocuğu olmaktadır. Bu realite Bulgar yönetimi geçmişte düşündürürken, şimdi bu olguya bir de Kürt boyutu eklenmiştir.
Bulgaristan'ın iki tür çingenesinden İslam olan ve Türkçe konuşanları ile Kürtler evlenmektedirler. Böylece bir süre sonra Türklerden boşanan yerlerde Kürt-Çingene melezi bir toplum oluşacaktır.
Dr. Yaşar KALAFAT
Avrupa Avrupa Dediğimiz
Avrupa Avrupa
View more presentations from iyg.
4 Haziran 2009 Perşembe
3 Haziran 2009 Çarşamba
KITAP TANITIMI
MEHMET
BALKAN MUHACIRI
1912-1914 Balkan Savasi sonrasi tehcire ugrayan ve 1 milyondan fazla Musluman-Turk nufusun gocuyle sonuclanan o buyuk trajedinin baslangici 1877-1878 Osmanli-Rus Savasi'dir. Osmanli yenilmis, Bulgar halki bagimsizligini ilan etmistir.
Halk arasinda 93 Harbi olarak bilinen Osmanli-Rus Savasi sonrasi Balkanlardaki Turk-Musluman nufusa artik yol gorulmustu. Kendisi de bir Tuna cocugu ve Silistreli Balkan gocmeni olan Ziya YAMAC, 1890-1900 yillari arasi trajediyi ve muhacirlerin Trakya'ya yerlestirilmesi macerasini cok ozgun bir Balkan Turkcesiyle romana ceviriyor.
Turk Edebiyatinda bir ilk olan bu eser, ulkemizde muhacirler olarak bilinen milyonlarca yurttasimizin atalarinin Anadolu'ya donus maceralarina taniklik etmektedir.
Heyamola Yayinlari
www.heyamola.net
YAZAR
ZIYA YAMAÇ
1914 Bulgaristan, Silistre dogumlu.
Ilk ve ortaokulu Bukres'te bitirdi. Ailesiyle birlikte Turkiye'ye yerleserek ortaogretimini Istanbul Erkek Ogretmen Okulu'nda tamamladi. 1936-1942 yillari arasinda ilkokul ogretmenligi yapar. Daha sonralari cevirmenlik ve gazetecilik yapti.
1949 Eylul'unde, Turkiye'de sosyalistler uzerindeki yogun baski uzerine Ziya Yamac, Fahri Erdinc, Tugrul Deliorman gizlice Bulgaristan'a gecerler.
Yamac, Erdinc ve Deliorman, ucu de ayni kusaktan. Ucu de Balikesir Ilkogretmen Okulu'ndan arkadas. Erdinc Akhisarli, Yamac Silistre, Deliorman ise Razgrad gocmeni. Ve ucu de cok partili hayata gecis sancilari icindeki Turkiye'den 1949 yilinin 8 Eylul gecesi Edirne'nin Suakacagi Koyu yakinlarinda Tunca Irmagi'ni gecerek Bulgaristan'a varirlar.
Bulgaristan'da Yamac ve arkadaslarina politik gocmen olarak siginma hakki verilir (1949 Ekim). Boylece, yurt disinda olumune kadar surecek olan gocmenlik donemi baslar.
Ziya Yamac, 23 Mayis 1986'da Bulgaristan'da vefat eder.
Eserleri ve cevirileri:
Stefan Zweig, Aci Duygular, cev.: Ziya Yamac, Hafize Topuzoglu, Yaba Yayinlari,1997
Adams, James Truslow, Amerika Tarihi : Baslangicindan Bugune Kadar, cev.: Ziya Yamac, Kanaat Kitabevi, 1943, Istanbul
Liviu Rebreanu, Asilmislar Ormani, cev.: Ziya Yamac, Insel Kitabevi, 1942, Istanbul
Panait Istrati, Dunyaya ve Insanlara Dair, cev.: Ziya Yamac, Yokus Kitabevi, 1945, Istanbul
Panait Istrati, Kesis Sofronie, cev.: Ziya Yamac, Yanki Yayinlari, 1967, Istanbul
Ziya Yamac, Nâzim Hikmet Aramizda, Sekibe Yamac, Hasat Yayinlari, 1992, Istanbul
Stefan Zweig, Perisan Hisler, cev.: Ziya Yamac, Insel Kitabevi, 1945, Istanbul
Riza Mollof,Turk Hikayeleri, Ziya Yamac, Narodno Prosveta, 1956, Sofya
Ziya Yamac, Mehmet, Habora Kitabevi, 1979, Istanbul
2 Haziran 2009 Salı
BALKAN TÜRK KÜLTÜRÜNÜN GÖNÜLLÜ BEKÇİSİ
BALKAN TÜRK KÜLTÜRÜNÜN GÖNÜLLÜ BEKÇİSİ
AKİF ATAKAN -
Haberci, 26 Mayıs 2009,
Emekli araştırmacı-öğretmen Türk kültürünü gelecek nesillere devretmek için evinin bir kısmını müze ve kütüphane haline getirdi. 50 yıldır sadece Doğu Rodoplarda değil, tüm Balkanlar’a ait olan eski harfli kitap, dergi, gazete, broşür, ilân vb., folklor ürünleri ve malzemeleri gibi değerli eserleri toplayarak 2001′de ,,Balkanlar Vakfı’nı kurdu ve onun çatısı altında faliyetini sürdürdü.
İki yıl Türkiye’de bulunduğu esnada çeşitli kültür kurumlarında uzmanlara hazinesini tanıtarak korunması için yardım istedi. Ancak anlayış ve ilgi bulamayınca yerli devlet yönetimi temsilcilerine bu konuda baş vurdu. Büyük çaba sonucunda Mestanlı Belediyesi tarafından kendisine kanaat getirilince sağlanan bir odaya paha biçilmez eserlerini yerleştirdi.
Atakan’ın müzesi toplumun farklı kesimine ait şahısların ilgi odağı oldu. Bulgaristan dışında, Türkiye, İsveç, Yunanistan, Makedonya, Kıbrıs vb. ülkelerden 1500 civarında, millet vekilleri, valiler, belediye başkanları, bilim adamları, gazeteciler, öğrenciler, folklor toplulukları, iş adamları ve daha nice gönül dostlarını misafir olarak ağırladı.
Onun için Türk (Rumeli, Manisa , Erdinç, Olay)ve Bulgar (NOVA) TV’eri program sundu, çeşitli gazete ve dergilerde haber ve makaleler yer aldı. 2001′de “Balkanların Sesi” adlı bibliografya içerikli kitabını çıkardı. Çabucak tüketilen eserin yoğun ihtiyacı üzerine ikinci baskısını düşünen müellif, bunun için maddî destek verecek gönüllüleri davet etmekte.
Atakan yaptığımız söyleşide vatan bayrağına her zaman saygı duyduğuna, gerekirse onun uğruna hayatını feda etmeye hazır olup, amacının ise sadece Bulgaristan’da bulunan Türk kültür varlığının korunması olduğunu önemle belirtti.Bir bir topladığı her eserin kendisi için bir evlâd değeri taşıyıp yaşam kaynağı olduğunu ekledi. Bugüne dek dört kez ölümün kıyısından geçtiğini ve hâla hayatta olmasının önemli dünya görevine bağladığını ifade eden Atakan, bir gün kültür koleksiyonuna gereken değerin verileceğini ümit ediyor.
Ziyaretçilere açık olan Türk kültür müzesinde tarihimize gönül veren kimseleri, araştırmacıları dört gözle beklemekte.75 yasındaki Akif Hoca kendisini emekliliğine verip rahat bir yaşam sürdüreceğine 40 bini aşkın kıymetli kaynak ve belge niteliği taşıyan eserin bulunduğu vakfa kimin sahip çıkacağı endişesiyle yaşamakta. Çünkü kültür mirasını muhakkak değerlendirebilecek yüksek seviyeli uzman kişilere veya Mestanlı’da kurulacak bir araştırma merkezine teslim etmeyi hayal ediyor. O eskimiş ve yıpranmış eserlerin yeniden hayata kazandırılması gerektiğine inanıyor.
Resmiye MÜMÜN
http://www.gocmeniz.biz/?p=1255
AKİF ATAKAN -
Haberci, 26 Mayıs 2009,
Emekli araştırmacı-öğretmen Türk kültürünü gelecek nesillere devretmek için evinin bir kısmını müze ve kütüphane haline getirdi. 50 yıldır sadece Doğu Rodoplarda değil, tüm Balkanlar’a ait olan eski harfli kitap, dergi, gazete, broşür, ilân vb., folklor ürünleri ve malzemeleri gibi değerli eserleri toplayarak 2001′de ,,Balkanlar Vakfı’nı kurdu ve onun çatısı altında faliyetini sürdürdü.
İki yıl Türkiye’de bulunduğu esnada çeşitli kültür kurumlarında uzmanlara hazinesini tanıtarak korunması için yardım istedi. Ancak anlayış ve ilgi bulamayınca yerli devlet yönetimi temsilcilerine bu konuda baş vurdu. Büyük çaba sonucunda Mestanlı Belediyesi tarafından kendisine kanaat getirilince sağlanan bir odaya paha biçilmez eserlerini yerleştirdi.
Atakan’ın müzesi toplumun farklı kesimine ait şahısların ilgi odağı oldu. Bulgaristan dışında, Türkiye, İsveç, Yunanistan, Makedonya, Kıbrıs vb. ülkelerden 1500 civarında, millet vekilleri, valiler, belediye başkanları, bilim adamları, gazeteciler, öğrenciler, folklor toplulukları, iş adamları ve daha nice gönül dostlarını misafir olarak ağırladı.
Onun için Türk (Rumeli, Manisa , Erdinç, Olay)ve Bulgar (NOVA) TV’eri program sundu, çeşitli gazete ve dergilerde haber ve makaleler yer aldı. 2001′de “Balkanların Sesi” adlı bibliografya içerikli kitabını çıkardı. Çabucak tüketilen eserin yoğun ihtiyacı üzerine ikinci baskısını düşünen müellif, bunun için maddî destek verecek gönüllüleri davet etmekte.
Atakan yaptığımız söyleşide vatan bayrağına her zaman saygı duyduğuna, gerekirse onun uğruna hayatını feda etmeye hazır olup, amacının ise sadece Bulgaristan’da bulunan Türk kültür varlığının korunması olduğunu önemle belirtti.Bir bir topladığı her eserin kendisi için bir evlâd değeri taşıyıp yaşam kaynağı olduğunu ekledi. Bugüne dek dört kez ölümün kıyısından geçtiğini ve hâla hayatta olmasının önemli dünya görevine bağladığını ifade eden Atakan, bir gün kültür koleksiyonuna gereken değerin verileceğini ümit ediyor.
Ziyaretçilere açık olan Türk kültür müzesinde tarihimize gönül veren kimseleri, araştırmacıları dört gözle beklemekte.75 yasındaki Akif Hoca kendisini emekliliğine verip rahat bir yaşam sürdüreceğine 40 bini aşkın kıymetli kaynak ve belge niteliği taşıyan eserin bulunduğu vakfa kimin sahip çıkacağı endişesiyle yaşamakta. Çünkü kültür mirasını muhakkak değerlendirebilecek yüksek seviyeli uzman kişilere veya Mestanlı’da kurulacak bir araştırma merkezine teslim etmeyi hayal ediyor. O eskimiş ve yıpranmış eserlerin yeniden hayata kazandırılması gerektiğine inanıyor.
Resmiye MÜMÜN
http://www.gocmeniz.biz/?p=1255
28 Mayıs 2009 Perşembe
BALKANLAR VE ADALARDA TURK - MUSLUMAN SOYKIRIMI
BALKANLAR VE ADALARDA TURK - MUSLUMAN SOYKIRIMI
Zalim, emperyalist, Hiristiyan Batililar hem kendileri soykirim yapmislar, hem de bu kelimeyi icat ederek sucu baskalarinin uzerine atmislardir.
En cok konusulan "Naziler'in yaptigi Yahudi soykirimi"dir. 6.000.000 Yahudi'yi gaz odalarinda zehirliyerek, firinlarda yakarak oldurdukleri soylenir...
Simdi bir dusunun!.. Bizim Avrupa'da 2.000.000 km. kareye yakin topragimiz vardi. Taa Polonya'dan, Cekoslovakya' dan, Macaristan'dan, Yugoslavya'dan, Bulgaristan' dan, Yunanistan'dan, Romanya'dan, Arnavutluk'tan kovulduk, oldurulduk, surulduk, kucucuk Trakya'da ve Anadolu'da kalabildik. Hâkim, idareci unsurduk!.. Buna ragmen "6 milyon kaybimiz var," diyebildik mi?
6 milyon insani saymasi bile zordur. Onlari zehirliyecek gazi, yakacak benzini, gomecek topragi bulmak, hele harp sirasinda neredeyse imkânsizdir.
Siz hic Avrupa'nin bir yerinde boyle bir kiyima isaret eden toplu mezar bulundugunu duydunuz mu?
Bulunanlar ucer beser yuzluk, tas catlasa bin kisilik yerlerdir. Bin kisilik mezar bile olsa, ondan tam 6.000 tane gerekir ki, 6.000.000 Yahudi'yi gomesin!..
Ne Israil, ne Avrupa ve Amerika'daki Yahudi tarihciler(!) bu 6 milyon Yahudi'nin isim listesini verememistir. Tam tersine, boyle bir kiyim olmadigini, bunun bir propogandadan oteye gitmedigini soyleyen pek cok bilim adami, hatta Yahudi bilim adamlari vardir.
Bir onemli nokta da, "soykirimi Naziler'in yapmis olmasi"dir!..
Naziler kim?..
Zalim, emperyalist, hiristiyan Almanlar!..
Ama dikkat edin, hic bir Batili "Alman" demez!.. hep "Naziler" der!.. Boylece kimliksiz, dinsiz, hatta hayalî bir guruh suclanir. Sanki Naziler uzaydan geldiler, Yahudi soykirimi yapip, sonra birden yokoldular!. . Simdiki Almanlar son derece masum!..
Bu yuzden AVRUPA BIRLIGI'nin basini cekmesine, hatta HITLER'in NAZI IMPARATORLUGU' nu, AVRUPA BIRLIGI adi altinda yeniden kurmasina kimse ses cikarmiyor!..
Dikkatli bakin!.. Bugunku AVRUPA BIRLIGI, HITLER'in MUSSOLINI ve FRANCO ile isbirligi yaparak olusturdugu AVRUPA'dir!
Kisacasi, Iran Cumhurbaskani Ahmedinejad, "YAHUDI SOYKIRIMI YOKTUR," derken, son derece hakliydi!.. 2007 yilinda topladigi konferansta bu gercegi butun delilleriyle ortaya koymustur.
Ayni sekilde, Ermeniler'in ve onlara arka cikan emperyalist Hiristiyan Batili devlet ve sozde bilim adamlarinin one surdugu "1.5 milyon Ermeni katledildi," iddiasi da tamamen uydurmadir!..
En buyuk delili, 1925 yilinda, yani sozde katliamdan sadece 10 yil sonra, Paris'te toplanan konferansta, Bogos Nubar Pasa, "Ermeni kaybinin 250.000 oldugunu, buna hastalar, yaslilar ve sefaletten olenlerin dahil oldugunu" belirten bir mektup sunmustur.
Ermeni delegenin verdigi rakamin abartili oldugu kesindir, buna ragmen 250.000 sayisi verilebilmistir. Sonra bu olay unutulmus, Turk askerinin Kibris'a ciktigi 1974 yilina kadar agza bile alinmamistir. Ondan sonra da her on yilda artarak once 500.000, sonra 1.000.000, daha sonra da 1.500.000'a cikmistir!..
Halbuki 1915 yillarinda Turkiye'de yasayan Ermeniler'in sayisi bile 1.5 milyon degildi! Butun bunlar zalim, emperyalist, Hiristiyan Batililar'in 1096'da baslayan Hacli Seferleri'nden beri yaptiklari TURK ve MUSLUMAN SOYKIRIMI'ni ve diger halklara uyguladiklari soykirimlari ortmek icin on plâna cikarilan olaylardir!
Zalim, emperyalist, Hiristiyan Batililar'in baskalarina uyguladiklari soykirimlarin haddi hesabi yoktur.
- HACLI SEFERLERI'nde ANADOLU'da, ARABISTAN'da (ki o zaman Selcuklu Devleti'nin topragi idi) ve KUDUS'te yaptigi TURK ve MUSLUMAN katliami,
- 1450'lerdeki KAZIKLI VOYVODA'nin Musluman Turkler'e, hatta kendi halkina yaptigi katliam,
- 1390'lardan itibaren artan ve 1492'de zirveye cikan ENDULUS'teki (Ispanya-Portekiz) MUSLUMAN soykirimi,
- 1492'de baslayan ISPANYA ve PORTEKIZ'in basini cektigi AZTEK, MAYA ve INKA soykirimi ve koleciligi,
- 1500'lerden baslayip 1900'lere kadar suren HOLLANDA, FRANSA ve INGILTERE'nin yuruttugu KIZILDERILI soykirimi,
- 1700'lerden baslayip 1960'lara, hatta gunumuze kadar suren HOLLANDA, BELCIKA, ITALYA, PORTEKIZ, FRANSA ve INGILTERE'nin AFRIKA kitasinda yuruttugu zenci koleciligi, somurgecilik ve katliami,
- HOLLANDA'nin bugunku ENDONEZYA, MALEZYA ve SINGAPUR'da yuruttugu somurgecilik ve katliam,
- INGILTERE'nin Pasifik adalarinda ve AVUSTRALYA, YENI ZELANDA'da yuruttugu somurgecilik ve aborigin (yerli halk) soykirimi,
- INGILTERE'nin bugunku PAKISTAN, BANGLADES ve HINDISTAN'da yuruttugu somurgecilik, TURK, MUSLUMAN ve HINDU katliami,
- Yine INGILTERE'nin CIN'de yuruttugu inanilmaz somurgecilik ve CINLI katliami,
- RUSYA'nin KORKUNC IVAN (1400'ler) ile baslayan ve DELI PETRO (1700'ler ile devam eden TURK BOYLARI ve MUSLUMAN katliami,
- BALKANLAR'da RUSYA'nin, SIRBISTAN'in, YUNANISTAN'in 1877'den itibaren yaptigi TURK ve MUSLUMAN soykirimi,
- 1823'den itibaren MORA YARIMADASI'nda, EGE ADALARI'nda, bilhassa GIRIT ve KIBRIS'ta yapilan TURK ve MUSLUMAN soykirimi,
- ANADOLU'da ve bugunku ERMENISTAN, GURCISTAN ve AZERBEYCAN'da ERMENILER'in yaptigi TURK ve MUSLUMAN soykirimi,
- YUNANLAR'in TRAKYA ve ANADOLU'da 1919-1922 yillari arasinda yaptiklari TURK ve MUSLUMAN soykirimi,
- INGILTERE, FRANSA ve AMERIKA'nin GUNEYDOGU ASYA'da (eskiden Hind-i Cinî diye bilinirdi) bugunku VIYETNAM, KAMBOCYA, LAOS ve TAYLAND'da uyguladigi katliam,
- Hiristiyan Bati destekli ISRAIL'in FILISTIN'de yapmakta oldugu MUSLUMAN ARAP katliami,
- AMERIKA BIRLESIK DEVLETLERI ve INGILTERE'nin 1991'den beri IRAK'ta ve AFGANISTAN'da uyguladigi MUSLUMAN ARAP ve TURKMEN katliami.
Zalim, emperyalist, Hiristiyan Batililar bununla da yetinmemisler, sozde somurgeciligin sona erdigi 1960'li yillardan itibaren kurulan sozde bagimsiz ulkelerde cesitli etnik gruplari birbirleri aleyhine kiskirtmislar ve cikardiklari ic savaslarda bu halklarin birbirini kirmasina sebep olmuslardir. Bunlardan ilk akla gelenler,
- KAMBOCYA'da KIZIL KMERLER'in uyguladigi katliamda ulke nufusunun yarisina yakini yok edilmistir.
- NIJERYA'da, KONGO'da, ANGOLA'da, LIBERYA'da, CAD'da, KENYA'da ve daha pek cok yerde AFRIKALI KABILELER birbirini kirmistir.
Ornek olarak 1960'larda NIJERYA, BIAFRALILAR'i ablukaya almis, acliktan olume mahkûm etmisti.
1990'larda TUTSULAR ve HUTULAR birbirlerini inanilmaz vahsetle katlettiler.
Bunlar ve bilhassa TURKLER'e yapilan zulum ve soykirim, hic unutmamamiz gereken ibret verici olaylardir...
MUSTAFA KEMAL ATATURK'un,
- "Millî hayatimizda yediden yetmise hepimizin bilmesi gereken zafer gunlerimiz olmakla beraber, ACISINI DUNYA DURDUKCA ICIMIZDEN ATAMIYACAGIMIZ MILLÎ FELÂKET GUNLERIMIZ DE VARDIR... 1877 Rus Harbi sonu buyuk muhaceretleri! .. TURK'UN AVRUPA'DAN ÂDETA KOKUNUN KAZINMASI ISTEGIYLE HORTLAYAN HACLI ZIHNIYETININ GIRISTIGI TOPLU KATLIAMLAR!.. 1912 Balkan Savasi ve TURKLER'e reva gorulen zulum ve ISKENCELER!.. Tarihin bu aci miraslari her TURK'un kalbinde unutulmamak uzere dunya durdukca muhafaza edilmelidir, " ifadesi, VASIYET'tir!. .
Her yil bu aci gunler hatirlanmali, sehitlerimiz hayir dualarla yâdedilmelidir! ..
Yine ATATURK'un,
- "Milletimizin kalbinde HISS-I INTIKAM olmali!.. Bu alelâde bir intikam degil; hayatina, ikbaline, refahina dusman olanlarin mazarratlarini izaleye matuf bir intikamdir," (16.3.1923) sozu geregi, yuregimizde dusmanin artniyetine direnebilecek gucte bir INTIKAM hissi bulundurmak zorundayiz.
AC ve ACIKTA birakilan TURKLER'i, ve onlarin ACLIKTAN kemirdikleri AGAC KABUKLARI'ni goreceksiniz! .. Ta insan elinin yetisebildigi yerlere kadar!... O cok reklâmi yapilan nazi kamplarinda bile boyle bir zulum uygulanmamistir!
Iste bunun icin 1800'lerden beri BALKANLAR'DA, ADALARDA ve daha sonra 1919-1922 tarihleri arasinda ANADOLU ve TRAKYA'da YUNAN ISGÂLI sirasinda uygulanan TURK ve MUSLUMAN SOYKIRIMI'ni, bir nebze olsun anlatmak istiyoruz... Asagida okuyacaklariniz, cereyan etmis olan vahset ve zulmun BINDE BIRI bile olmadigini unutmayiniz!
***
Asagida okuyacaklariniz, KADIR MISIRLIOGLU'nun muhtesem eseri TURK'UN SIYAH KITABI - YUNAN MEZALIMI adli kitaptan son derece kisaltalarak alinmistir. Kolay anlasilmasi icin OSMANLI TARIHI kitabindan ilâveler yapilmistir.
SIRP ISYANI (1804-1816) Sirbistan'da kurulmus olan âdil duzen zamanla bozulmus, ahali kalelerde oturan yeniceri dayilarinin keyfî davranislarina maruz kalmislardi...
1794'de Belgrad valiligine gonderilen Haci Mustafa Pasa reayayi koruyucu tutumundan dolayi Sirplar arasinda "baba" diye anilmaya baslamisti. Ancak keyifleri kacan yeniceriler 1801'de Haci Mustafa Pasa'yi oldurduler, ve ulkede bir baski rejimi yarattilar.
O donemde sadece Sirbistan'da da degil, ulkenin dort bir yaninda eskiyanin, agalarin, âyânin, derebeylerinin ve yeniceri dayilarinin zulmu ve baskisi vardi. Devlet bunlarla basa cikamiyordu. Ama bu baski ve zulum hic bir zaman toplu katliam, toplu irza tasallut ve toplu talan seklinde degildi.
Ne varki, isyanlar ile birlikte durum degisti. Turkler ve muslumanlar hep ezilen taraf oldu!
Yeniceri dayilari daha sonra Knez adi verilen Sirp ileri gelenlerinden bir kacini ldurduler. (1804) Bunun uzerine Sirp isyani basladi. Asiler KARA YORGI adli Knez'i baskan sectiler.
KARA YORGI, Sirp Millet Meclisi'ni (Skupcina) topladi. SKUPC INA, KARA YORGI'yi Bas Knez secerek Sirbistan'in istiklalini saglayincaya kadar Osmanli Devleti ile savasmaya karar verdi. Bu adam dagda eskiyalik, Avusturya ordusunda askerlik yapmis biri idi. Yenicerilere karsi gerilla taktigi uygulamaya basladi. "Padisaha sâdik bir kul oldugunu" ilan ederek muslumanlarin bile destegini sagladi.
Bu siralarda Ruslar, Eflâk ve Bogdan'a girdiler ve 1806-1812 Osmanli-Rus Savasi de basladi.
Car, Sirp asilerine, Turklere karsi beraber savasmak icin anlasma teklifinde bulundu.
Sirp asileri, Ruslardan gordukleri destek ve tesvikler sonucu, Bosna'ya hucum ettiler. Drina Nehri'ni gecen Sirplar; Bosna'ya ait Yadar, Rodiyavana ve daha birkac nahiyeyi aldilar ve hatta Kuzey Bosna'da bulunan Bogurdelen Kalesi'ni zapt ederek halkini kilictan gecirdiler.
Bogurdelen katliamindan sonra, Drina bolgesinde bulunan daha birkac Bosna arazisi ve halki Sirp asilerinin hucum, yagma ve baskisina mâruz kaldi.
Bu olaylar sonucu, Karadag ve Sirbistan'da yasayan cok sayida Musluman, Bosna'ya iltica etmek zorunda kaldi. Ancak tum bu gelismelere ve saldirilara ragmen Bosna halki, Bosna'yi korumak icin saldirilara karsi koydu ve mucadelesini surdurdu. Hatta, Banyaluka ve civarinda Sirplar lehine reaya tarafindan baslatilan bazi ayaklanmalari da bastirdi.
Sirplar'in ve KARA YORGI'nin gercek amacini baslangicta anlayamayan Bosnalilar, bu amaci kisa surede fark ettiler ve Sirp saldirilarina karsi genel bir harp hazirligina basladilar.
1807 yilinda kaptanlar, beyler ve diger Bosna ileri gelenleri eyaletin merkezi olan Travnik'te toplanarak Vali MEHMET HUSREV PASA'ya Bosna'yi ve dinlerini olunceye kadar savunacaklari na dâir soz verdiler.
Toplanti ve alinan kararlardan sonra, ihmal edilen kalelerin tahkimatina baslandi. Hudut bolgelerinde zarar goren halka, mal ve canlarinin guvenligini korumalari icin silah dagitildi.
Sirbistan'a karsi hazirliklar devam ederken 1808 yilinda Sirplar, Bosna'daki Ortodoks reayi ayaklandirmak icin tesebbuse gectiler ve bunda sinirli da olsa muvaffak oldular. Ozellikle Gradikca halkinin ayaklanmaya katilmalari butun Sava Nehri boyunca bircok Hiristiyan halkin da bu ayaklanmaya katilmasina sebep oldu.
Bosna beyleri bu isyanlari yer yer bastirmaya muvaffak oldular. 1809 yili baharinda Ruslarla harp yeniden baslayinca, Sirplar Karadaglilar'la birlikte Bosna-Hersek' te taarruza gectiler.
KARA YORGI, 1806 yilinda oldugu gibi, bu defa da Karadag ile birlesmek umidiyle Yenipazar istikametinde hucumlarini artirdi. Gladnica'yi ve Bosna'dan Rumeli'ye giden yollarin kavsak noktasi olan Senice'yi ele gecirdi. Bosna halki ve beyleri, Sirp saldirilarina karsi mucadelelere devam ederken, Osmanli Devleti, Nis'te bulunan Serasker HURSID PASA'yi Sirp problemini cozmek icin gorevlendirdi.
Bosna Valisi IBRAHIM HILMI PASA ve 30.000 kisilik Bosna Ordusu (Ordunun dortte birini Hristiyan reaya teskil ediyordu.) ile Nis'ten hareket eden Serasker HURSID PASA, koordineli olarak Sirbistan'a hucuma gectiler.
Bosna ve Osmanli birlikleri, 10 Temmuz 1810'da Drina'yi gecti ve Belgrad uzerine yurudu. Ancak, Ruslar'in Sirplar'a yardimi sebebiyle Belgrad ele gecirilemedi. 1810-1811 yilini her iki taraf hazirlikla gecirdi.
Sirbistan sorunu, giderek Rusya ve Avusturya arasinda bir anlasmazlik konusu halini almaya basladi. KARA YORGI, gelisen durumdan da istifade ederek Aralik 1808'de kendisini butun Sirplar'in baskani ilan ettirdi ve verasete dayanan Sirp monarsisini kurdu.
Avusturya Basbakani Metternich, dogmakta olan Sirbistan hakkinda sunlari soyledi: "Dogmakta olan Sirbistan, Rusya ile Avusturya arasinda bir oyuncaktan baska bir sey degildir. Boyle olmaktan ise Sirbistan'in Turkler'de kalmasi daha hayirlidir."
Sonunda Rusya'nin baskisi ile Kuzey Sirbistan'a muhtariyet addedilebilecek imtiyazlar tanindi. Milos Obrenovic adli bir domuz tuccarini Bas Knez sectiler. (1812)
Daha sonra MILOS OBRENOVIC isyan etti, ve Sirplar 1829 Edirne Anlasmasi ile yari bagimsizlik elde ettiler.
Bu isyanlar sirasinda Turk ve Musluman ahali buyuk kayiplara ugradi ve sag kalanlar goc etmek zorunda kaldilar.
YUNAN ISYANI (1815-1930) OSMANLI DEVLETI'nden koparak ilk devlet haline gelen YUNANISTAN'dir.
Sultan 2. Mahmud zamaninda Ruslar'in tesviki ile MORA'da isyan cikarmislar ve Turkler'i oldurmeye baslamislardi. Aslinda YANYA'da TEPEDELENLI ALI PASA vardi ve Rumlar'i kontrol altinda tutuyordu. Rumlar cogunluk olarak Mora, Tesalya ve Ege Adalari'nda bulunmaktaydi ...
Eski Grek medeniyetine sempati duyan Batili ulkeler, ve Ortodokslar'i hakimiyetine almak isteyen Rusya'nin tesviki ile Mora'da isyan cikti. Zaten 1758-1774 Rus harbi sirasinda bazi Ruslar Mora'ya yerlesmis ve milliyetci kiskirtmalara baslamisti...
Etniki Eterya Cemiyeti 1814 yilinda iki Rum ve bir Bulgar tarafindan kurulmustu. Amaci Yunan Patrigi'nin idaresinde Bizans Imparatorlugu' nu yeniden kurmakti.
Rus Cari'nin harp yaveri Aleksandr Ipsilanti cemiyetin esas yoneticisi idi. Aleksandir, aslinda Rum olup, Turkler'e ihanet ederek Rusya'ya kacmis olan Konstantin Ipsilanti'nin oglu idi. Etkili mevkie gelmesini de, o donemde Rus Disileri Bakani'nin Rum asilli olmasina borcluydu!
O donemde Mora, Tepedelenli Ali Pasa'nin idaresinde idi... Pasa'nin doktoru Rum oldugu ve Pasa onu akillica kullandigi icin, Rumlar'in faaliyetinden haberdar idi. Komitacilarin Yanya Rum despotuna yazdiklari mektubu eline gecirmisti. Despotu cagirmis, mektubu uzatmis, "okusaniz da bir dinlesem," demisti!.. O an despota korkudan nuzul indi ve oldu!
Ali Pasa, Babiâli'yi de isyan hazirligindan haberdar etti... Ancak Sultan 2. Mahmud'un muhurdari olan Halet Efendi, hem Rumlar'la menfaat iliskisi oldugu icin, hem de Ali Pasa kendisine gondermekte oldugu hediyeleri kestigi icin, konuyu onemsiz gosterdi!.. Ustelik Ali Pasa aleyhine tezvirlerde bulundu. Ingiliz elcisinin isyan uyarmasi uzerine, Mora'ya birini gondermek zorunda kaldi, ama gonderdigi kisi Etniki Eterya gizli uyesi Nikola Moruzi idi!.. O da Rum ahalinin sadakatini bildiren raporlar duzdu! Bu arada Ali Pasa Ovlonya mutasarrifi Ibrahim Pasa'yi hapsetmis, onun sancagini da kendi idaresine almisti. Sultan 2. Mahmud bu densiz olaya cok hiddetlendi ve Ali Pasa'nin cezalandirilmasi ni istedi. Halbuki Tepedelenli Ali Pasa eskiden bir cete reisi olmasina ragmen, pek cok yararliligi gorulmus dirayetli bir devlet adami idi. Ogullari, torunu da devlet hizmetinde pasa olmustu. Rumlar'i da tam denetim altinda tutuyordu. Kendisine Yanya disindaki yerlerden el cekmesi emrolundu. Pasa af diledi. Ancak Halet Efendi affin kabulune engel oldugu gibi, Pasa'nin vezirligini de geri alindi. Bunun uzerine Pasa isyan etti!.. Uzerine Hursit Pasa komutasinda ordu gonderildi. Rumlar hem Tepedelenli Ali Pasa'nin itibardan dusmesi, hem de ordunun onunla mesgul olmasini firsat bilerek isyan vaktinin geldigine karar verdiler. Ipsilanti, once Eflâk ve Bogdan'da (Romanya) isyan baslatti. Devlet boylece musgul durumda kalinca, Mora Rumlari da isyan ettiler. (1820) Patras Patrigi Pol Germanos butun Rumlar'i Turkler'e karsi savasa davet etti. Tuccar Rumlar'in 600 kadar gemisi vardi. Bunlar Ege adalarina isyani yaydilar. Islâm ahali ve askerler kalelere kapanarak kendilerini savunmaya koyuldular. Fakat merkezden yardim gormedikleri icin, kaleler teker teker asilerin eline gecti. Asiler ele gecirdikleri sehirlerde muslumanlari oldurduler, mallarini yagma ettiler. Istanbul'da Fener Patrigi Gregoryos'un hem Etniki Eterya uyesi, hem de isyanin tesvikcilerinden oldugu anlasilinca, Patrikhane'nin orta kapisina dinî elbiseleri ile asildi. Onunla birlikte bir cok metropolit asildi. Patrigin asilmasi, Rumlar'i kinlendirdi. O tarihten beri Orta Kapi kapalidir ve Rumlar "ayni yerde bir musluman din liderini asmadikca" kapiyi acmayacaklarini beyan ederler!.. Eskiden Heybeliada Ruhban Okulu'nun bitiren papazlar bu kapi onunde ayni yemini tekrarlardi! Bu arada Tepedelenli Ali Pasa ele gecmis ve idam edilmisti. Bu, o bolgede buyuk bir otorite kaybi yaratti. Hursit Pasa serbest kalan ordusuyla isyancilarin uzerine yurudu, ancak yeterli olmadi. 1826'da, butun bu karisIkliklarin arasinda yenicerileri topa tutarak ortadan aldirmis ve boylece ordusuz kalmis olan Sultan 2. Mahmud, Misir valisi Kavalali Mehmet Ali Pasa'dan yardim istedi. Mehmet Ali Pasa, "Girit ve Mora valiligi kendisine verilmesi" kaydi ile oglu Ibrahim Pasa'yi gorevlendirdi. Ibrahim Pasa 400 gemi ve 16.000 kisilik bir ordu ile geldi, Osmanli kuvvetleri ile birlesti ve dort yildir bastirilamayan isyani hizla bastirdi. (1827) Ancak buyuk devletler mudahale ettiler. Ruslar ve Ingilizler 4 Nisan 1827'de Sen Petersburg Protokolu'nu imzaladilar. Buna gore Yunanistan, Osmanli Devleti'ne bagli muhtar bir devlet haline gelecek, ve butun Turkler Mora'yi terkedecekti! .. Daha sonra Fransa'nin da katildigi ayni yonde Londra Muahedesi imzalandi. (6 Temmuz 1827)Osmanli Devleti baskiyi kabul etmedi. Bunun uzerine bu uc devletin donanmalari Osmanli ve Misir donanmalarinin bulundugu Navarin'i bastilar, ve Turk gemilerini batirdilar, 10.000'den fazla askerimizi ne oldugunu anlamadan oldurduler. (20 Kasim 1827) Boylece Meternich'in ifadesiyle "Navarin ile tarihte yeni bir devir" baslamis oldu!.. Ortada bir harb yokken Turk donanmasinin yakilmasi uzerine Osmanli Devleti tzminat ve tarziye (ozur) istedi. Tabii kabul edilmedi. Fransizlar Ibrahim Pasa kuvvetlerinin Misir'a goturulmesi icin gemiler yolladi ve 30.000 asker ile Mora'yi isgal etti. Rusya Osmanli Devleti'ne harb acti! (1828) Tarih kitaplarimizda "reformcu, devrimci" diye adlandirilan Sultan 2. Mahmud, iste devletimizin basina boyle buyuk gaileler acmistir!.. Dirayetli Alemdar Mustafa Pasa'nin oldurulmesine goz yummasi, Tepedelenli Ali Pasa'yi isyana sevkedip oldurtmesi, Yeniceri ordusu zamansiz ortadan kaldirmasi, cevresindeki ihtirasli kisilerin telkinlerine kapilmasi, Rus savasinda maglup olup agir sartlar tasiyan Edirne Antlasmasi'ni imzalamak zorunda kalmasi (1829), Cezayir'in Fransa tarafindan isgal edilmesi (1830), daha sonra gereksiz yere Misir'la savasip devleti Rusya'nin himayesine muhtac etmesi (Hunkariskelesi Antlasmasi ile) ve nihayet 33. DERECEDEN MASON MUSTAFA RESIT PASA'nin tesviki ile, tumuyle Ingiliz Buyukelcisi Canning tarafindan hazirlanmis olan, kapitulasyon niteligindeki 1838 Ingiliz Ticaret Antlasmasi'ni imzalayip Tanzimat'in yolunu acmasi, ulkeyi batirmistir! Yunanistan'in Mora yarimadasi ve Kiklat Adalari'nda kurulusu da, bu Edirne Antlasmasi sonucunda oldu. MORA YARIMADASI VE ADALAR KATLIAMI : 1820 "Mora Isyani" sirasinda, isyancilarin parolasi: "Hicbir Turk kalmayacak, ne Mora'da, ne de dunyada" idi. Nisan ayinda ayaklanma, genellesmisti. Her yerde, daha onceden kararlastirilmis bir isareti almis gibi, koyluler ayaklanmakta ve yakalayabildikleri butun Turkleri, erkegi ile kadini ile cocuklariyla kiyimdan gecirmekte idi."Hicbir Turk kalmayacak, ne Mora'da, ne dunyada!" agizdan agza dolasarak bir kokten kazima savasinin baslangicini ilan eden sarki boyle diyordu. Mora'nin Musluman nufusu 25.000 kisi olarak hesaplanmisti. Ayaklanmanin patlak vermesinden sonraki uc hafta icinde, kentlere kacabilenler disinda bir tek Musluman birakilmamisti. ( Thomas Gordon, History of The Greek Revolution s.149 Edinburg and London, 1832) Buna ragmen Avrupa baskentlerinde "Turkler'in zalimlikleri" anlatildi ve masum Yunan halkinin ozgurlugu icin yardim kampanyalari baslatildi ve gonulluler toplandi, canavar ruhlu isyancilara katildilar! W. Allison Philips adli bir Ingiliz tarihcisinin kaleminden : - "Yunanistan' da Turkler'in telef edilmesi, savas zamanlarinin olagan telâfati degildi. Turklerin hepsi, kadinlar ve cocuklar da aralarinda olarak, Yunan cetelerince alinip goturuluyor ve olduruluyordu. Tek istisna az sayida kadinla cocugun kolelestirilmesiydi. "
"Uc gun boyunca zavalli (Turk) yerlesimciler bir vahsiler guruhunun sehvetine ve zulmune teslim edildiler. Ne cinsiyet ne de yas yonunden bir esirgeme yapildi. Kadinlar ve cocuklar oldurulmeden once iskenceden gecirildiler. .. Kiyim oylesine b uyuk olcudeydi ki (cete reislerinden) Kolokationes' in kendisi bile, kasabaya girdiginde, Yukari Hisar kapisindan baslayarak "atimin ayagi hic yere degmedi" demektedir. Ilerledigi zafer kutlama toreni yolu, (Turk) cesetlerinden bir hali ile dosenmisti."
(The War of Greek Independence, 1821 to 1833, New York, 1897, s.60–61; Justin Mc Carty, Olum ve Surgun s.9 (Ceviren Bilge Umar, Inkilâp, Istanbul –1998)
Sakiz Adasi'nda bulunan, Nea Moni Manastiri'nda sergilenen "Turklerin eseri" olarak sergilenen o kuru kafalar, Rumlar tarafindan katledilen Turklere aittir. Bunun tesbiti de DNA arastirmalari ile mumkundur saniyoruz. Sakiz Adasi'nda, Mora Isyani sirasinda Rum eskiyasi; yogun olarak yasadiklari bolgelerde Turklere saldirilar duzenledikleri gibi, 1921 yilinda da Sisam adasinda silahlanarak, irili ufakli 77 parca donanma ile Sakiz'a hucum ettiler. O sirada Sakiz Muhafizi olarak Mehmet Emin Vahit Pasa gorev yapiyordu. Yaninda sekiz yuz kadar adami olan pasanin yardimina Aydin Vilayeti merkez sancagi olan Sigla Sancagi Beyi Ilyaszade Haci Ilyas Aga kumandasinda alti yuz kadar asker geldi. Vahit Pasa bu gucu yeterli gormeyerek Bâbiâli'den ayrica asker gonderilmesini istedi ise de Bâbiâli; Istanbul'da bulunan Sakizli Rum tuccarlarin verdigi yalan teminata kanarak kuvvet gondermedi. Kisa zaman sonra da eskiyalar, alti bin kisilik bir gucle Sakiz'a ciktilar. Butun Sakizli Rumlarlar ayaklanarak bunlara katilinca, askerler kasabayi birakarak kaleye cekildi. Gunlerce suren bir catisma basladi. Sakiz kasabasi catisma ve yangindan harabeye dondu. Olay haber alininca Izmir'den ve diger sahillerden Cesme Limani'na cok sayida Turk birikti. O tarihte Izmir mevki kumandani Camgozoglu Suleyman Aga idi. Suleyman Aga; Bâbiâli'ye sormadan olusturdugu gonullu kitasini kendi adamlarindan Yusuf Bayraktar isminde bir kahramanin emrine vererek yardima gonderdi. Ancak Yunan gemileri aradaki bogazi tutmus olduklarindan ilk anda Sakiz'a gecemediler. Bu ablukayi iki kisi yarabildi. Bunlardan biri Cesmeli Omer Reis'ti. Teknesine aldigi doksan iki kisi ile bir gece yarisi gizlice Sakiz'a gecti. Digeri ise Cesmeli Ali Reis'in hazirladigi gemilerle ablukayi yaran ve mufrezesiyle birlikte Sakiz'a cikan Yusuf Bayraktar'di. Bu sayede Rum eskiya; Sakiz Kalesi'ni alamadi. Bu arada adanin Fransa Konsolosu; Vahit Pasa'ya giderek yardim onerdi. "Sakiz sahilinde duran Fransiz gemisiyle, Ilyas Aga ve digerlerini Anadolu yakasina gecirmeye ve gemiden muhimmat vermeye hazir oldugunu" soyledi. Ancak amaci; kale icindekilerin guclerini anlamakti. Vahit Pasa; oldukca sert bir cevap verdi : "Basim sIkisirsa cephaneleri ates verir, butun memleketi yakarim!" O gunlerle ilgili halk arasinda yayilan bir soylenceye gore; Yusuf Bayraktar; Sakiz'da, Rumlar tarafindan ablukaya alinir. Ortaligin zifiri karanlik oldugu bir gece yarisi gerceklesen bu ablukada tek basina carpisan, ancak takati kesilen Yusuf Bayraktar'i yarilan bir duvarin icinden cikan aksakalli bir ihtiyar kolundan tutarak ablukanin disina goturur. Savasin baslamasindan yaklasIk uc hafta sonra Istanbul'dan Nasuhoglu Ali Pasa Kumandasinda gelen Osmanli donanmasi Sakiz onune demir atti. Eskiya gemileri Sakiz'in arka tarafina kactilar. Bunun uzerine Cesme sahilinde bekleyen Aydin'dan gelen bir Zeybek kitasi ile Manisa Sancak askeri adaya cikti. Kale cevresindeki siddet bir catismada eskiya alt edildi. Otuz top ellerinden alindigi gibi pek cok gemileri de ele gecti. Sakiz daglarina kacan bazi cetecileri Zeybek ve Manisa kitalari; Alaiyeli Abdi pasa kumandasinda bir tarama hareketi yaparak temizledi. Yapacak bir seyi kalmayan Yusuf Bayraktar mufrezesi Izmir'e dondu. Bu basarinin ardindan Vahit Pasa; civar adalardaki eskiyanin da temizlenmesi geregini ileri surdu. Ancak Amiral Nasuhoglu Ali Pasa bu teklifi kabul etmedi ve gorevinin Mora isyanini izlemek oldugundan soz ederek, diger adalar icin donanmadan gemi ayirip veremeyecegini soyledi. Amiral; Vahit Pasa'yi, Vahit Pasa da amirali Bâbiâli'ye sIkâyet etti. Saray entrikalari Sonucunda Vahit Pasa gorevden affini istemeye mecbur oldu. Istanbul yonetimi Vahit Pasa'nin Anadolu yakasina gecmesine izin verdi ve Alaiyeli Abdi Pasa, onun yerine Sakiz kumandani olarak atandi. Ancak sonradan gelisen olaylar, Vahit Pasa'ya hak verdirmistir. Hem Mora'da, hem Sakiz Adasi'nda hem diger adalarda Turk ve musluman halka buyuk bir katliam ve surgun uygulanmistir. Sonra Turkler'in kafataslari "Turkler'in kestikleri Rum kafataslari" diye sergilenmistir! GIRIT ADASI : 1645 yilinda, Sultan Ibrahim zamaninda Hanya kalesinin fethi ile baslayan Girit savasi, 25 yil surmus, 1669 yilinda ve 4.Mehmet zamaninda Fazil Ahmet Pasa'nin adanin cogunu fethetmesiyle sonuclanmistir. Nihayet 1715 yilinda Damat Ali Pasa'nin Suda, Spinalunga ve Granbusa kalelerini de almasiyla adanin tumu Turkler'in eline gecti ve ondan sonra imtiyazli bir eyalet olarak varligini surdurdu. Mora Isyani sirasinda Girit Rumlari kurduklari Heteria cemiyetinin propogandasi ile isyan ettiler. Daglik koylerde yasayan Rumlar Turkler'le meskûn kasaba ve koylere hucum ettiler, silahsiz erkeleri oldurduler, kadinlara, kizlara saldirdilar, evleri yagmaladilar. Misir Valisi Kavalali Mehmet Ali Pasa'nin oglu Ibrahim Pasa 1925 yilinda Mora isyanini bastirinca ada duruldu. Ancak 1830 yilinda Yunan kralliginin kurulmasi ile Girit Rumlari tekrar isyan ettiler. 1831 yilinda Mehmet Ali Pasa'ya Girit valiligi verilince isyan bastirildi. Mehmet Ali Pasa 1840 yilinda yerini Mustafa Naili Pasa'ya birakti. Ancak Yunan multecilerin tahrikleri ile adada yer yer isyanlar basladi. 1866 yilinda Ruslar'in Hanya konsolosunun da tesviki ile Rum papaz ve ogretmenlerin kiskirttigi Rumlar teskilatlanarak buyuk bir isyan baslattilar. Hatta bir hukûmet kurarak adanin Yunanistan'a ilhakini ilân ettiler! Avrupa devletlerinin baskilari ile tavizler pespese geldi. Once sancaklarda mutasarriflari n yarisinin Islam, yarisinin Hiristiyan olmasi kabul edildi. 93 Harbi sirasinda (1877) tekrar isyan eden Rumlar'a "ozerk" denecek kadar serbest bir idare sistemi saglandi. Devlet ricâlinin bir kismi,simdikiler gibi "ver, kurtul" zihniyetinde idi, ancak Sultan 2. Abdulhamid bunu siddetle reddediyordu. Rumlar bir turlu dek durmayinca, 1889 yilinda Sâkir Pasa adaya gelerek umumî afilan etti, ancak Rum haklari da fermanla onemli olcude kisitlandi. 1896'da saldirilar ve catismalar tekrar adaya yayildi. Kustah Yunan prensi George adaya gemiler gonderip asker cikardi. Osmanli Devleti'nin mudahalesiyle gemileri geri cekti, ancak askerler adada kaldi. Ancak buyuk devletlerin baskilari ile adadaki Osmanli askeri sayisi azaltildi ve Osmanli sancagi ancak Hanya kalesinde dalgalanir oldu. Adanin valisi olarak da Prens George secildi. Boylece ada fiilen kaybedilmis oldu! Prens George 1900 senesinde Hanya kalesindeki Osmanli sancaginin yerine Yunan bayragi cektirdi. 1908 yilinda adanin Rum millî meclisi Yunanistan'a ilhaki kabul etti. 1910 yilinda musluman mebuslari meclise kabul etmemeye karar verdiler! Ada Balkan Harbi'ni muteakip Londra veBukres antlasmalari ile resmen Turkiye'nin elinden cikmis oldu. (1913) Tahmiscizâde Mehmed Mâcid "Girit Hatiralari" kitabinda soyle yaziyor: - "TURKLER'e âit buyuk koyun surulerinin yayildigi yesil otlaklarin arasindan neseyle akip giden derelerin fisiltilarinda, sanki hunhar Girit palikaryalari nin oldurdukleri, diri diri yaktiklari TURK kizlarinin, besIkteki TURK yavrularinin yurekleri yakan iniltileri, bugun hâlâ yankilar yapiyor!.." - "Gok gurultuleri âdeta 1283 (1867) tarihinde patlak vermis olan isyani bastiran, veeskiya surulerini imha eden Serdar Omer Pasa'nin emrindeki 100.000 TURK askeri ile yerli mucahitlerin top ateslerinin gurultulerini andiriyor!.." - "Adanin batisindaki Seline kazasini susleyen yuzbinlerce zeytin agaclarinin dallari, sanki 1312 (1896) senesinde Kadano koyunde albay Vassos kumandasindaki 17.000 kisilik dusman kuvveti tarafindan kusatilan ve tam 45 gunluk bir mukavemetten sonra, ecnebî (Hiristiyan Bati) askerlerinin mudahalesiyle Hanya kalesine cekilen 700 kadar TURK'un kahramanlik hatirasi karsisinda hurmetle sallaniyor!" - "Yine o tarihte Akrator yarimadasinda bulunan Isternis koyu eskiyalar tarafindan kusatilmak uzre iken, koydeki TURK aileleri daha once davranrak kacip sehre siginmislardi. Fakat koyun yardimsever zenginlerinden Mehmed Aga kacmaga muvaffak olamayip, karisi ve cocuklariyla birlikte evinde mahsur kalmisti. Bir kac gun devam eden mudafaasi sirasinda, pencerelerden yagdirdigi kursunlarla cânilerden bir kacini yok eden Mehmed Aga, bilâhare namusunu eskiyalara cignetmemek icin son kursunlarini karisiyla kizlarina sIkarak onlari oldurmus, ve nihayet kendisi de intihar etmisti!" - "23 Ocak 1312'de (1897) Hanya'da Rumlar'in muslumanlar uzerine kursun yagdirmaga ve muslumanlarin da buna siddetle karsilik vermesiyle âniden patlak veren kavga, kanli isyan hareketine butun Rumlar'in katilmasi luzumunu ihtar eden bir isaret teskil ediyordu! Gercekten 2-3 gun zarfinda isyan adanin her yerine yayildi. Her tarafta silah sesinden, koyleri sehirleri bir ates yiginihaline ceviren yangin catirtisindan, yaralilarin, dul kadinlarin, sehit yetimlerinin iniltisinden baska bir sey isitilmiyordu! " - "Adanin dogusundaki Istiye kazasindan gelen vatandaslarimiz Rum barbarlari tarafindan camilere kapatiliyor, dinamit veya petrolle atese veriliyordu! 3-4 gun icinde 1000'den fazla TURK kardeslerimiz en vahsi, en alcakca bir sekilde imha edildi." - "Hanya'da bulunan Fransiz konsolosu Blanc,Turkluge asiri derecede dusman idi. Fransa Dis IsleriBakanligi'na cektigi telgrafta Istiye civarinda meydana gelen fecî katliamin guyâ TURKLER tarafindan Hiristiyanlar' a karsi yapildigi yolunda malûmat vermek gibi alcakca bir harekete tevessul etmisti! Blanc'in cektigi bu telgraf, Fransa kamuoyunu TURKLUK aleyhine galeyâna getirdi ve o gun Paris Universitesi' ndeki TURK ogrencilere saldirida bulunuldu." - "Adaya cikan itilaf devletlerine mensup taburlarin, ozellikle Fransiz mustemleke mufrezelerinin muslumanlara karsi giristigi araliksiz tecavuzler pek siddetli, pek alcakca, ve pek terbiyesizce idi. Hele bir gun Provilia koyundeki Fransiz karakolu erlerinden biri^Gani bir asabiyetle silahina sarildigi gibi, 'TURK, TURK, TURK!' diye bagirip kosarken, yolda her rastladigi muslumana ates ediyordu! Bu azgin canavar Ali Sahane adli bir zavalliyi sehit ettigi gibi, 4-5 masum TURK kardesimizi de olum derecesinde yaralamisti!" - "Beyannâme ilan edildigi gunde (4 Ocak 1898) adada 100.000'e yakin TURK vardi... Onu ilan eden (Emperyalist Hiristiyan Bati Avrupali) devletler, Girit eskiyasini aciktan aciga desteklemislerdir. Beyannâmede sehirlerde mahsur kalmis koylu TURK ahalinin koylerine donebilecekleri acikca belirtildigi halde, o yolda hic bir adim atilmamistir!" - "TURKLER'den bir cok zevatin baslarindan fesler kapilip yirtilmak, Musluman evlerinin kapilarina siddetle vurularak TURKLUK, MUSLUMANLIK hakkinda en cirkin kufurler ve tehditler savurmak,sapkalari ni yoldan gecen Islâm kadinlarinin semsiyelerinin uzerine ativermek, minare alemlerine nisanalarak binlerce kursun sIkmak, ezan okuyan muezzini tasa tutmak, aksakalli yaslilarimiza yol ortasinda saldirmak, merkep kopek gibi hayvanlari Mehmet, Mustafa, Hasan gibi isimlerle cagirmak, Ramazan gunlerinde Muslumanlar'a zorla sarap icirtmek, istavroz cikarttirmak, resmî dairelerde calisan butun TURK memurlarin gorevlerine son vermek, Muslumanlar'in zeytinliklerini, bag ve bahcelerini yagmalamak, Hiristiyanlar arasinda eksIk olmayan hirsizlik olaylarini Muslumanlar'in uzerine atmak, din kardeslerimin kaatillerini, yakalanmis olmalarina ragmen beraat ettirmek veya 4-5 ay sonra serbest birakmak... gibi ihanet ve hiyânetler ard arda devam ediyordu." - "Ahh, hic hatirimdan cikmiyor...Sevgili mehmetciklerimiz 1314 (1898) Ekiminde adadan ayriliyorlardi. .. Birdenbire evimizin onune gelen bir bando takimi 'Siz TURKLER'i kesiniz! Zâlimi parcalayiniz!' anlamindaki eski Yunan marsini calmaya basladi!" Zulum ve eziyet adanin Yunanistan'a gecmesi ile de bitmez!.. - "Istiklâl savasini muteakip, Anadolu'dan goc eden Rum muhacirlerin Hanya'ya geldikleri gunlerde, bir cete reisi Provilia koyunde oturan Havva ismindeki guzel bir kizi, once Hiristiyan yapmak, sonra da onunla evlenmek sevdasina dusmus...Bir aksam arkadaslariyla kizi zorla kacirip uzak koylere goturmus. Kiza Hiristiyanligi kabul etmesini ve kendisiyle evlenmesini teklif etmis. Fakat bu dindar ve iffetli TURK kizi yapilan teklifi siddetle reddetmis. Bunun uzerine tam kirk gun olumle tehdit edilerek dovulmus, elbiseleri parca parca edilmis. Nihayet muslumanlarin sIkâyeti uzerine konsoloslarin mudahalesiyle kizin ailesine iadesi saglanmis." Rahmetle andigimiz Mehmed Mâcid'in su ibret verici sozleriyle Girit meselesini bitirelim: - "GIRIT ADASI, ne MELIK MOLLA EBU ABDULLAH ES-SAFIR'in PADOL tepesinde aglayarak KRAL FERDINAND'a teslim ettigi (ENDULUS'UN SON KALESI) GIRNATA gibi,
Ne de ARNAVUT HASAN TAHSIN PASA'nin emri altindaki 40.000 askere bir kere bile silah patlatmadan BALKAN ordularina teslim ettigi SELÂNIK gibi, savunmasiz olarak dusman tarafindan zaptedilen bir Musluman memleketi degildi!"
- "GIRIT ADASI ancak INGILTERE, FRANSA, RUSYA ve ITALYA'nin askerî mudahalesi uzerine, TURK askerlerinin adadan uzaklasmak zorunda kalmasindan, ve yerli halkin savunma silahlari ellerinden alindiktan sonra, YUNANISTAN'a peskes cekilebildi!"
BALKAN HARBI (1912) : Balkan Savasi; Bulgaristan, Sirbistan, Yunanistan ve Karadag'in Osmanli Devleti'ne harp ilan etmesi ile baslamistir... Bulgar Krali Alman asilli Ferdinand, "Hiristiyanlari esaretten kurtarmak icin Turkler'e harb acmak zorunda kaldiklarini" soylemisti. Savas sirasinda Yunan ve Bulgar sansurune ilâveten Rus sansuru de etkili idi. Sadece Hristiyanlarin hissiyatini oksayan haber ve yazilara imkân taniniyordu. Turkler zulum ve vahsete kalkismis gibi gosterilerek dunya kamuoyu aldatilmakta idi. Gercekleri ortaya koymaya calisan Piyer Loti ve Klod Farer onceleri hakarete ugramislar ve kendilerine inanilmak istenmemisti! Ancak butun sansure ragmen Balkan devletlerinin giristikleri tuyler urpertici zulumler en sonunda gizlenemeyecek hale gelmis, bir cogu resmî vesIkalar her tarafta gorulmeye baslamisti. Saldirgan carikli komitacilarin din gayretinden ziyade; yagma, talan, irza tecavuz, ve kinlerini tatmin etme pesinde olduklari meydana cikmisti. Bu zalimler musluman evlerinden tatmin olmadiklari takdirde, hiristiyan evlerine de saldiriyorlardi ! Musluman kadinlari zorla hiristiyan yapmak icin olum ve irza gecme tehdidi ile kiliselere goturuyorlar, istemeyerek hiristiyan olanlara dahi sonradan tecavuz ediyorlardi! Balkan ordulari, tipki 2. Mahmud doneminde Yeniceriler'in ortadan kaldirmasinin yarattigi bosluk gibi, Mesrutiyet ve particiligin yarattigi bosluk icinde olan Osmanli ordusunun zaafindan istifade ederek, 15 gun icinde hudutlarimizi gecmis, Turk beldelerini yagma, talan ve tahribe koyulmuslardi. .. Gectikleri yerlerde evleri, ekinleri yakiyor coluk-cocuk, genc-ihtiyar demeden ele gecirdigi koyluleri cesitli iskencelerden sonra olduruyorlardi.. . Genc kiz ve kadinlari ise oldurmeden evvel doverek, zorlayarak irzina geciyor, bir kismini da kiliselere goturerek zorla Hiristiyan yapiyorlardi. Reddedenleri, digerlerinin gozleri onunde yavas yavas, en âdi usullerle olduruyor, geri kalanlara korku saliyorlardi.. . Memeleri, tenasul uzuvlari kasatura ile kesilen, saclarindan asilan kadinlar... gozleri oyulan, kulaklari, burunlari, dilleri kesilen veya duvarlara kulaklarindan cakilan erkekler... aglamalarina engel olmak icin kundaklarinda sungulenip parcalanan cocuklar... bunlar her yerde tekrarlanan mezalimin alelâde hadiseleri idi! Bu kanli-kinli Hacli ordusuna, yol uzerindeki yerli Hiristiyanlar da iltihak ediyor, bu yuzden Muslumanlarin cogu nereye kacsa kurtulamiyor, yakalaniyor, olduruluyor, olduruluyor, olduruluyorlardi! .. Her nasilsa kacabilenler, ac, ciplak, perisan kafileler halinde gunduzleri ormanda, agaclarin arasinda saklaniyor, geceleri de sogukta, karda, tipide yol almaya calisiyorlardi!.. Bunun ne demek oldugunu, 24-35 yas arasindakiler hem Bosna facialarindan, hem de Kosova felâketinden dolayi bilirler. Boyle perisan kafileler televizyon ekranlarina yansimisti. (1990'lar).. . Ama cekilen acilarin ne kadar buyuk oldugu, yasamadan bilinmez, filim gibi seyretmekle olmaz! Camilere giren komitacilar, duvarlarda asili duran âyet levhalarini yerlere atiyor, Kur'an-i Kerimleri parcalayarak ayaklar altinda cigniyordu!.. Bunu da yasadik. Amerikan askerleri, Guantanamo iskencehanesinde yillardir tutulan Muslumanlar'in elinden aldiklari Kur'an-i Kerimleri (hâsâ!) tuvalet kâgidi olarak kullanmislardi! .. (2000'ler) Tekkeler, zaviyeler ahir haline getiriliyor, turbeler icindeki evliya mezarlari kaldirilarak saman ve arpa deposu yapiliyor, sehitlerimizin mezar taslari ile helâ insa ediliyordu. Ciftlik sahibi beylerin butun mallari yagma ediliyor, kendileri de ciftlik kapisina ayagindan asilip altina ates yakiliyordu! Butun bu vahsete ragmen, korkunc bir karsi propoganda ile "Turkler'in Hiristiyanlar' a zulmettigi" Avrupa'da yayiliyor, bunun icin hayalî kartpostallar, brosurler bastiriliyor, haberler, kitaplar yayinlaniyordu. DIMITRI KITSIKIS adli Rum'un YUNAN PROPOGANDASI (Istanbul, 1963'de tercumesi yayinlandi) adli kitabi bu isin nasil yapildigini anlatmaktadir. Yine de yabanci gazeteciler arasinda sahit olduklari manzara karsisinda isyan edenler de cikiyordu. Bunlardan birisi soyle yazmisti: - "Trakya ve Makedonya'da nazarlara carpan facialar, ilk cagin ve orta cagin zulum ve vahsetlerini fersah fersah gecmistir!" - "Her nereden geciyorsak, parca parca olmus cesetler, yanginlar icinde yakilip yikilmis koyler, tahrip edilmis ciftlikler, yagma edilmis ev ve dukkânlar, kiliseye cevrilmis camiler, acliktan can cekisen binlerce aile, irz ve namuslarina tecavuz edilmis yuzlerce genc kiz..." - "Hasili, tuyler urpertecek facialar, tasvir ve yazmakla bitmeyecek zulumler goruyoruz. Ey medenî Avrupa! Bu zulumlere daha ne kadar muddet seyirci kalacaksin?" Bu tarz bilgileri ihtiva eden vesIkalardan bazilari sunlardir:
- Fransiz subayi Mosyo Folon'un Deba gazetesinde yayinlanan raporu, - Jandarma mufettisi Fransiz generali Buman'in gonderdigi resmî rapor,
- Paris'te Fransizca yayinlanan Jon Turk gazetesinin" Muttefiklerin Dosyasi" ser'i yazisinda yer alan vesIkalar...
Daha sonra bu vesIkalar Jan Rupi yazdigi "Dogu Savasi ve Balkan Hukûmetlerinin Zulumleri" adli kitaba da girmistir.
- "Balkan Zulumlerinin VesIkalarini Yayinlama Cemiyeti"nin yayinladigi belgeler, - Selânik Valisi'nin 9 Aralik 1912 tarihli raporu,
- Istromca Muddeiumumisi' nin 24 Ocak 1913 tarihli raporu,
- Ecnebi gazetecilerin kendi gazetelerinde yayinladiklari raporlar.
- Balkan Savasi'ninda Yunanlar, girdikleri sehirlerdeki hapishanelerden kaatilleri cikararak, her birine resmî bir sifat veriyor, sonra bunlarin oldurdukleri insanlarin uzerinden cikan paradan hisse veriyorlardi! .. Bunu Osmanli tâbiyetinde olan Rum doktor Andoki'ye dahi uyguladilar. Andoki'yi olduren kaatile, bankadaki parasinin bir kismini verdiler. Karisinin feryatlarina aldirmayarak mallarini musadere ettiler!
- SIROZ, DRAMA, KAVALA, NUSRETLI ve DEMIRHISAR halki tepeden tirnaga Bulgarlar tarafindan soyuldu!.. DEDEAGAC ve ISTROMCA'da evlerin pencerelerinde solmus bir perde dahi birakmadilar!. . Sandiklardaki kefen bezlerini dahi aldilar! Yerli Bulgar ahali askerlere ve komitacilara yardim ediyordu. Herkesin mâlî durumu az cok bilindiginden, bir seyler gizlediginden suphelenilenlere, cok agir zulum ve iskence tatbik ettiler!
- DEDEAGAC'ta yanlislik olmasin diye Hiristiyan evlerinin kapisina hac isareti koymuslardi. Fakat sonradan capulculugun olcusunu oyle kacirdilar ki, Rum evlerine de daldilar!.. Italyan rahipleri silah tehdidi ile soydular!.. Fransiz rahiplerin ellerindeki paralar da ayni sekilde gaspedildi. Bulgar ordusu sehre girince, kumandan General Kenol'a sIkâyette bulunuldu. Ancak general toplanan paradan geri alabildigini kendi cebine atti!
- Bulgar papazlari, zaptedilen her sehir ve koye ordunun onunde giriyorlar, Muslumanlar'in mal, can ve irzlarini "helâl" ilân ediyorlardi!. . Kocalari, babalari oldurulen genc kiz ve kadinlar yaka paca kiliseye getirilerek din degistirmeye zorlaniyorlardi !..
- Bulgarlar ISTROMCA'da gruplar halinde genc Turk kizlarini kiliseye goturerek hiristiyanlasti rdilar!.. Kabul etmeyenler, digerlerinin gozu onunde gozleri oyularak, memeleri hancerlenerek yavas yavas oldurulduler!.. Digerleri can korkusu ile papazin dedilerini tekrar etmek zorunda kaldilar!
- 5 Kasim 1912'de ISTROMCA askerî Valisi, sehrin Rum metropolitine "butun ahaliyi Hiristiyan yapmasi" icin bir emir gonderdi!..
8 Kasim'da 300 Bosnak aile, olum tehdidi ile kiliseye goturulerek zorla Hiristiyanlastirildi.
- RAHMANLI'da once katliam yapildi, sonra sag kalan ahalinin tamamen Hiristiyan olmasi luzumunu ilan ettiler!. Kabul edilmezse, halki camiye doldurarak imha edeceklerini bildirdiler. Neticede kabul etmeyenleri soyledikleri gibi oldurduler! Garsofi imzasi ile Bulgaristan' dan gonderilen bir mektupta: - FILIPE'ye bagli CORYANO nahiyesi imami MUSTAFA EFENDI, bir Bulgar papazi tarafindan 27 Kanunisâni 1913'de tevkif edilerek TOLASTIR nahiyesine getirildi. Muslumanlar'in zorla Hiristiyanlasti rilmasi ayinini muteakip, papaz, imama donerek , 'Eger koyunun Islamlar'ina da Hiristiyanligi kabul ettiremezsem, seni asacagim,' dedi. Imam jandarmalarin muhafazasi altinda koyune dondu. O gece evvela kizlarini ve karisini bogazladi, sonra kendisini asti!"
- "Sikâyet uzerine FILIBE kumandani GENERAL ILYOF, Musluman koylerine gitti, ama TESPINO'ya bagli DORKOBO ve KOSTONDOVO koylerine varir varmaz camileri yiktirdi!.."
- "Bulgarlar, Islamlar ile meskûn koylerde her turlu vahseti irtikap ediyorlar! Musluman kizlarinin zorla Hiristiyanlar ile evlendiriyorlar! .. Yuzlerce fukara ve zuafa, ac-bîilâc sokakta dolasiyorlar, zerre kadar merhamet gormuyorlar!"
(Avram Galanti, Tarih Dunyasi cilt 3, sf. 21, 1951)
Bulgar ordusu, Bulgar ve Yunan ceteleri icin irza tecavuz alelâde bir hadise idi!.. Bunun benzerine, 1990'larin basinda Sirp, Hirvat cetelerinin Bosna'da uyguladiklari zulum ve tecavuzleri ile sahit olduk!.. Dnbinlerce Musluman kadin, komsularinin bile tecavuzune ugradi! Sirplar genc Musluman kadinlardan ceteler ic in genelevler olusturdular. Ayni davranisi, Japonlar 1940'larda Kore'ye girdiginde, askerleri icin yapmisti! Zincirini koparmis gibi saldiran bu vahsi eskiyalar takattan kesilinceye kadar tecavuzlerine devam ediyor, mecalleri kalmayinca da zavalli kadinlarin tenasul uzuvlarini kasatura ile kesiyor, olduruyorlardi! Kadinlara kocalarinin onunde bile tecavuz ettiler!.. Kursuna dizmek veya iskenceyle yavas yavas oldurmek uzere bagladiklari erkeklerin gozleri onunde kizlarini kirlettiler! ..
Ozkan BOSTANCI
DUNYADA TURK SOYKIRIMINI BELGELEYEN KITAPLARDAN BAZILARI :
- Anadolu'da Yunan Zulum ve Vahseti (I, II ve III. Kisimlar) , Ankara Matbuat ve Istihbarat Matbaasi, 1338 (1922)
- Bulgar Mezalimi , Istanbul, 1325 (1909)
- Bulgar Vahsetleri , Istanbul, 1328 (1912)
- Bursa Vilâyetinde Yunan Fecaii , Bursa Vilayet Matbaasi, 1342 (1925)
- Pierre Loti , Can Cekisen Turkiye, Istanbul , 1329 (1913)
- Dimetoka'da Kanli Bir Levha , 1325 (1909)
- Izmir ve Mulhakati ile Civarinda Yunan Isgâlinden Mutehaddis Fecaii Hakkinda Vurûd Eden Raporlar ile Bazi Muharrerat ,
Hilâl Matbaasi, Istanbul, 1335 (1919)
- Izmir Fecai
- Seyh Musir Huseyin Kaydavi , Islâma Cekilen Kilic, yahut Alemdârân-i Islâmi Mudafaa , Istanbul , 1919
- Ahmed Cevad , Kirmizi Siyah Kitap , Istanbul, 1329 (1913)
- Lozan Zabitlari (4 cilt ve ekleri) , Ahmet Ihsan ve Surekâsi Matbaacilik Osmanli Sirketi, Istanbul, 1341 (1925)
- Makedonya'da Yunan Mezalimi , Istanbul, 1914
- Muslumanlara Mahsus, Istanbul , 1329 (1913)
- Orta Anadolu'da Yunan Mezalimi (I,II,III ve IV. cuzler) , Orhaniye Matbaasi, Istanbul, 1337 (1921)
- Pontus Mes'elesi , Ankara Matbuat ve Istihbarat Matbaasi , 1338 (1922)
- Turkiye'de Yunan Fecaii Cilt I-II , Matbua-i Ahmet Ihsan ve Surekâsi, Istanbul , 1338 (1922)
- Turk Kaatilleri ve Yunanlilar , Matbaa-i Amedi, Istanbul, 1322 (1906)
- Seyh Musir Huseyin Kaydavi , Turkiye Islâm Imparatorlunun Istikbâli , Istanbul, 1919
- Pol Hevri , Turkiye Nasil Paylasildi? Istanbul , 1329 (1913)
- Yurekler Acisi , Matbuat ve Istihbarat Matbaasi , Ankara, 1337 (1921)
- Zavalli Pomaklar , Istanbul, 1330 (1914)
- Teoman Ergene, Turk Ortodokslari , Istanbul, 1951
- Dimitri KitsIkis , Yunan Propogandasi , Istanbul , 1965
- Kadir Misirlioglu, Yunan Mezalimi , Sebil Yayinevi, Istanbul, 1977
- Kadir Misirlioglu, Lozan - Zafer mi, Hezimet mi ? , Sebil Yayinevi, Istanbul, 1971
- Mehmet Arif , Basimiza gelenler , 3 Cilt , Tercuman, 1001 Eser
- Hasan Izzettin Dinamo , Kutsal Isyan - Kutsal Baris , 15 cilt
- H.Yildirim AGANOGLU , Osmanli'dan Cumhuriyete Balkanlarin Makûs Talihi: Goc , Kum Saati Yayinlari, Istanbul 2001
- Zekeriya Turkmen , Belgelerle Yunan Mezalimi , Ocak Yayinlari; 2000
- Mehmet Gokhan , Kibris'ta Rum - Yunan Mezalimi , Yeni Avrasya Yayinlari , 2003
- YUNAN MEZALIMI , Yeni Istanbul Yay. , 1970
- Mustafa TURAN , Yunan Mezalimi (Izmir, Aydin, Manisa, Denizli - 1919-1923) , Ankara, 1999
- Murat Ozcan , Tarihin Isiginda Yunan Mezalimi , IQ Kultur-Sanat Yayincilik , 2003
- Omer Seyfettin , Bomba
- Omer Seyfettin , Beyaz Lâle
- Halide Edib Adivar , Vurun Kahpeye
- Halide Edib Adivar , Turk'un Atesle Imtihani
- Mehmet Perincek , Ermeni Devlet Adami B.A. Boryan'in Gozuyle Turk-Ermeni Catismasi , Kaynak Yayinlari, 2007
- Ermeni Komitelerinin Emelleri ve Ihtilal Hareketleri , Kaynak Yayinlari, 2007
- Ovanes Kacaznuni , Tasnak Partisi'nin Yapacagi Bir sey Yok , Kaynak Yayinlari, 2005
- A.A. Lalayan , Tasnak Partisi'nin Karsidevrimci Rolu , Kaynak Yayinlari, 2007
- Kizil Kitap, Tasnak Mezalimi , Kaynak Yayinlari, 2007
- A.B. Karinyan , Ermeni Milliyetci Akimlari , Kaynak Yayinlari, 2007
- Selami Kilic , Ermeni Sorunu ve Almanya , Kaynak Yayinlari, 2007
Paylaşımından dolayı; Erdogan GULTAS'a çok teşekkürler...
Zalim, emperyalist, Hiristiyan Batililar hem kendileri soykirim yapmislar, hem de bu kelimeyi icat ederek sucu baskalarinin uzerine atmislardir.
En cok konusulan "Naziler'in yaptigi Yahudi soykirimi"dir. 6.000.000 Yahudi'yi gaz odalarinda zehirliyerek, firinlarda yakarak oldurdukleri soylenir...
Simdi bir dusunun!.. Bizim Avrupa'da 2.000.000 km. kareye yakin topragimiz vardi. Taa Polonya'dan, Cekoslovakya' dan, Macaristan'dan, Yugoslavya'dan, Bulgaristan' dan, Yunanistan'dan, Romanya'dan, Arnavutluk'tan kovulduk, oldurulduk, surulduk, kucucuk Trakya'da ve Anadolu'da kalabildik. Hâkim, idareci unsurduk!.. Buna ragmen "6 milyon kaybimiz var," diyebildik mi?
6 milyon insani saymasi bile zordur. Onlari zehirliyecek gazi, yakacak benzini, gomecek topragi bulmak, hele harp sirasinda neredeyse imkânsizdir.
Siz hic Avrupa'nin bir yerinde boyle bir kiyima isaret eden toplu mezar bulundugunu duydunuz mu?
Bulunanlar ucer beser yuzluk, tas catlasa bin kisilik yerlerdir. Bin kisilik mezar bile olsa, ondan tam 6.000 tane gerekir ki, 6.000.000 Yahudi'yi gomesin!..
Ne Israil, ne Avrupa ve Amerika'daki Yahudi tarihciler(!) bu 6 milyon Yahudi'nin isim listesini verememistir. Tam tersine, boyle bir kiyim olmadigini, bunun bir propogandadan oteye gitmedigini soyleyen pek cok bilim adami, hatta Yahudi bilim adamlari vardir.
Bir onemli nokta da, "soykirimi Naziler'in yapmis olmasi"dir!..
Naziler kim?..
Zalim, emperyalist, hiristiyan Almanlar!..
Ama dikkat edin, hic bir Batili "Alman" demez!.. hep "Naziler" der!.. Boylece kimliksiz, dinsiz, hatta hayalî bir guruh suclanir. Sanki Naziler uzaydan geldiler, Yahudi soykirimi yapip, sonra birden yokoldular!. . Simdiki Almanlar son derece masum!..
Bu yuzden AVRUPA BIRLIGI'nin basini cekmesine, hatta HITLER'in NAZI IMPARATORLUGU' nu, AVRUPA BIRLIGI adi altinda yeniden kurmasina kimse ses cikarmiyor!..
Dikkatli bakin!.. Bugunku AVRUPA BIRLIGI, HITLER'in MUSSOLINI ve FRANCO ile isbirligi yaparak olusturdugu AVRUPA'dir!
Kisacasi, Iran Cumhurbaskani Ahmedinejad, "YAHUDI SOYKIRIMI YOKTUR," derken, son derece hakliydi!.. 2007 yilinda topladigi konferansta bu gercegi butun delilleriyle ortaya koymustur.
Ayni sekilde, Ermeniler'in ve onlara arka cikan emperyalist Hiristiyan Batili devlet ve sozde bilim adamlarinin one surdugu "1.5 milyon Ermeni katledildi," iddiasi da tamamen uydurmadir!..
En buyuk delili, 1925 yilinda, yani sozde katliamdan sadece 10 yil sonra, Paris'te toplanan konferansta, Bogos Nubar Pasa, "Ermeni kaybinin 250.000 oldugunu, buna hastalar, yaslilar ve sefaletten olenlerin dahil oldugunu" belirten bir mektup sunmustur.
Ermeni delegenin verdigi rakamin abartili oldugu kesindir, buna ragmen 250.000 sayisi verilebilmistir. Sonra bu olay unutulmus, Turk askerinin Kibris'a ciktigi 1974 yilina kadar agza bile alinmamistir. Ondan sonra da her on yilda artarak once 500.000, sonra 1.000.000, daha sonra da 1.500.000'a cikmistir!..
Halbuki 1915 yillarinda Turkiye'de yasayan Ermeniler'in sayisi bile 1.5 milyon degildi! Butun bunlar zalim, emperyalist, Hiristiyan Batililar'in 1096'da baslayan Hacli Seferleri'nden beri yaptiklari TURK ve MUSLUMAN SOYKIRIMI'ni ve diger halklara uyguladiklari soykirimlari ortmek icin on plâna cikarilan olaylardir!
Zalim, emperyalist, Hiristiyan Batililar'in baskalarina uyguladiklari soykirimlarin haddi hesabi yoktur.
- HACLI SEFERLERI'nde ANADOLU'da, ARABISTAN'da (ki o zaman Selcuklu Devleti'nin topragi idi) ve KUDUS'te yaptigi TURK ve MUSLUMAN katliami,
- 1450'lerdeki KAZIKLI VOYVODA'nin Musluman Turkler'e, hatta kendi halkina yaptigi katliam,
- 1390'lardan itibaren artan ve 1492'de zirveye cikan ENDULUS'teki (Ispanya-Portekiz) MUSLUMAN soykirimi,
- 1492'de baslayan ISPANYA ve PORTEKIZ'in basini cektigi AZTEK, MAYA ve INKA soykirimi ve koleciligi,
- 1500'lerden baslayip 1900'lere kadar suren HOLLANDA, FRANSA ve INGILTERE'nin yuruttugu KIZILDERILI soykirimi,
- 1700'lerden baslayip 1960'lara, hatta gunumuze kadar suren HOLLANDA, BELCIKA, ITALYA, PORTEKIZ, FRANSA ve INGILTERE'nin AFRIKA kitasinda yuruttugu zenci koleciligi, somurgecilik ve katliami,
- HOLLANDA'nin bugunku ENDONEZYA, MALEZYA ve SINGAPUR'da yuruttugu somurgecilik ve katliam,
- INGILTERE'nin Pasifik adalarinda ve AVUSTRALYA, YENI ZELANDA'da yuruttugu somurgecilik ve aborigin (yerli halk) soykirimi,
- INGILTERE'nin bugunku PAKISTAN, BANGLADES ve HINDISTAN'da yuruttugu somurgecilik, TURK, MUSLUMAN ve HINDU katliami,
- Yine INGILTERE'nin CIN'de yuruttugu inanilmaz somurgecilik ve CINLI katliami,
- RUSYA'nin KORKUNC IVAN (1400'ler) ile baslayan ve DELI PETRO (1700'ler ile devam eden TURK BOYLARI ve MUSLUMAN katliami,
- BALKANLAR'da RUSYA'nin, SIRBISTAN'in, YUNANISTAN'in 1877'den itibaren yaptigi TURK ve MUSLUMAN soykirimi,
- 1823'den itibaren MORA YARIMADASI'nda, EGE ADALARI'nda, bilhassa GIRIT ve KIBRIS'ta yapilan TURK ve MUSLUMAN soykirimi,
- ANADOLU'da ve bugunku ERMENISTAN, GURCISTAN ve AZERBEYCAN'da ERMENILER'in yaptigi TURK ve MUSLUMAN soykirimi,
- YUNANLAR'in TRAKYA ve ANADOLU'da 1919-1922 yillari arasinda yaptiklari TURK ve MUSLUMAN soykirimi,
- INGILTERE, FRANSA ve AMERIKA'nin GUNEYDOGU ASYA'da (eskiden Hind-i Cinî diye bilinirdi) bugunku VIYETNAM, KAMBOCYA, LAOS ve TAYLAND'da uyguladigi katliam,
- Hiristiyan Bati destekli ISRAIL'in FILISTIN'de yapmakta oldugu MUSLUMAN ARAP katliami,
- AMERIKA BIRLESIK DEVLETLERI ve INGILTERE'nin 1991'den beri IRAK'ta ve AFGANISTAN'da uyguladigi MUSLUMAN ARAP ve TURKMEN katliami.
Zalim, emperyalist, Hiristiyan Batililar bununla da yetinmemisler, sozde somurgeciligin sona erdigi 1960'li yillardan itibaren kurulan sozde bagimsiz ulkelerde cesitli etnik gruplari birbirleri aleyhine kiskirtmislar ve cikardiklari ic savaslarda bu halklarin birbirini kirmasina sebep olmuslardir. Bunlardan ilk akla gelenler,
- KAMBOCYA'da KIZIL KMERLER'in uyguladigi katliamda ulke nufusunun yarisina yakini yok edilmistir.
- NIJERYA'da, KONGO'da, ANGOLA'da, LIBERYA'da, CAD'da, KENYA'da ve daha pek cok yerde AFRIKALI KABILELER birbirini kirmistir.
Ornek olarak 1960'larda NIJERYA, BIAFRALILAR'i ablukaya almis, acliktan olume mahkûm etmisti.
1990'larda TUTSULAR ve HUTULAR birbirlerini inanilmaz vahsetle katlettiler.
Bunlar ve bilhassa TURKLER'e yapilan zulum ve soykirim, hic unutmamamiz gereken ibret verici olaylardir...
MUSTAFA KEMAL ATATURK'un,
- "Millî hayatimizda yediden yetmise hepimizin bilmesi gereken zafer gunlerimiz olmakla beraber, ACISINI DUNYA DURDUKCA ICIMIZDEN ATAMIYACAGIMIZ MILLÎ FELÂKET GUNLERIMIZ DE VARDIR... 1877 Rus Harbi sonu buyuk muhaceretleri! .. TURK'UN AVRUPA'DAN ÂDETA KOKUNUN KAZINMASI ISTEGIYLE HORTLAYAN HACLI ZIHNIYETININ GIRISTIGI TOPLU KATLIAMLAR!.. 1912 Balkan Savasi ve TURKLER'e reva gorulen zulum ve ISKENCELER!.. Tarihin bu aci miraslari her TURK'un kalbinde unutulmamak uzere dunya durdukca muhafaza edilmelidir, " ifadesi, VASIYET'tir!. .
Her yil bu aci gunler hatirlanmali, sehitlerimiz hayir dualarla yâdedilmelidir! ..
Yine ATATURK'un,
- "Milletimizin kalbinde HISS-I INTIKAM olmali!.. Bu alelâde bir intikam degil; hayatina, ikbaline, refahina dusman olanlarin mazarratlarini izaleye matuf bir intikamdir," (16.3.1923) sozu geregi, yuregimizde dusmanin artniyetine direnebilecek gucte bir INTIKAM hissi bulundurmak zorundayiz.
AC ve ACIKTA birakilan TURKLER'i, ve onlarin ACLIKTAN kemirdikleri AGAC KABUKLARI'ni goreceksiniz! .. Ta insan elinin yetisebildigi yerlere kadar!... O cok reklâmi yapilan nazi kamplarinda bile boyle bir zulum uygulanmamistir!
Iste bunun icin 1800'lerden beri BALKANLAR'DA, ADALARDA ve daha sonra 1919-1922 tarihleri arasinda ANADOLU ve TRAKYA'da YUNAN ISGÂLI sirasinda uygulanan TURK ve MUSLUMAN SOYKIRIMI'ni, bir nebze olsun anlatmak istiyoruz... Asagida okuyacaklariniz, cereyan etmis olan vahset ve zulmun BINDE BIRI bile olmadigini unutmayiniz!
***
Asagida okuyacaklariniz, KADIR MISIRLIOGLU'nun muhtesem eseri TURK'UN SIYAH KITABI - YUNAN MEZALIMI adli kitaptan son derece kisaltalarak alinmistir. Kolay anlasilmasi icin OSMANLI TARIHI kitabindan ilâveler yapilmistir.
SIRP ISYANI (1804-1816) Sirbistan'da kurulmus olan âdil duzen zamanla bozulmus, ahali kalelerde oturan yeniceri dayilarinin keyfî davranislarina maruz kalmislardi...
1794'de Belgrad valiligine gonderilen Haci Mustafa Pasa reayayi koruyucu tutumundan dolayi Sirplar arasinda "baba" diye anilmaya baslamisti. Ancak keyifleri kacan yeniceriler 1801'de Haci Mustafa Pasa'yi oldurduler, ve ulkede bir baski rejimi yarattilar.
O donemde sadece Sirbistan'da da degil, ulkenin dort bir yaninda eskiyanin, agalarin, âyânin, derebeylerinin ve yeniceri dayilarinin zulmu ve baskisi vardi. Devlet bunlarla basa cikamiyordu. Ama bu baski ve zulum hic bir zaman toplu katliam, toplu irza tasallut ve toplu talan seklinde degildi.
Ne varki, isyanlar ile birlikte durum degisti. Turkler ve muslumanlar hep ezilen taraf oldu!
Yeniceri dayilari daha sonra Knez adi verilen Sirp ileri gelenlerinden bir kacini ldurduler. (1804) Bunun uzerine Sirp isyani basladi. Asiler KARA YORGI adli Knez'i baskan sectiler.
KARA YORGI, Sirp Millet Meclisi'ni (Skupcina) topladi. SKUPC INA, KARA YORGI'yi Bas Knez secerek Sirbistan'in istiklalini saglayincaya kadar Osmanli Devleti ile savasmaya karar verdi. Bu adam dagda eskiyalik, Avusturya ordusunda askerlik yapmis biri idi. Yenicerilere karsi gerilla taktigi uygulamaya basladi. "Padisaha sâdik bir kul oldugunu" ilan ederek muslumanlarin bile destegini sagladi.
Bu siralarda Ruslar, Eflâk ve Bogdan'a girdiler ve 1806-1812 Osmanli-Rus Savasi de basladi.
Car, Sirp asilerine, Turklere karsi beraber savasmak icin anlasma teklifinde bulundu.
Sirp asileri, Ruslardan gordukleri destek ve tesvikler sonucu, Bosna'ya hucum ettiler. Drina Nehri'ni gecen Sirplar; Bosna'ya ait Yadar, Rodiyavana ve daha birkac nahiyeyi aldilar ve hatta Kuzey Bosna'da bulunan Bogurdelen Kalesi'ni zapt ederek halkini kilictan gecirdiler.
Bogurdelen katliamindan sonra, Drina bolgesinde bulunan daha birkac Bosna arazisi ve halki Sirp asilerinin hucum, yagma ve baskisina mâruz kaldi.
Bu olaylar sonucu, Karadag ve Sirbistan'da yasayan cok sayida Musluman, Bosna'ya iltica etmek zorunda kaldi. Ancak tum bu gelismelere ve saldirilara ragmen Bosna halki, Bosna'yi korumak icin saldirilara karsi koydu ve mucadelesini surdurdu. Hatta, Banyaluka ve civarinda Sirplar lehine reaya tarafindan baslatilan bazi ayaklanmalari da bastirdi.
Sirplar'in ve KARA YORGI'nin gercek amacini baslangicta anlayamayan Bosnalilar, bu amaci kisa surede fark ettiler ve Sirp saldirilarina karsi genel bir harp hazirligina basladilar.
1807 yilinda kaptanlar, beyler ve diger Bosna ileri gelenleri eyaletin merkezi olan Travnik'te toplanarak Vali MEHMET HUSREV PASA'ya Bosna'yi ve dinlerini olunceye kadar savunacaklari na dâir soz verdiler.
Toplanti ve alinan kararlardan sonra, ihmal edilen kalelerin tahkimatina baslandi. Hudut bolgelerinde zarar goren halka, mal ve canlarinin guvenligini korumalari icin silah dagitildi.
Sirbistan'a karsi hazirliklar devam ederken 1808 yilinda Sirplar, Bosna'daki Ortodoks reayi ayaklandirmak icin tesebbuse gectiler ve bunda sinirli da olsa muvaffak oldular. Ozellikle Gradikca halkinin ayaklanmaya katilmalari butun Sava Nehri boyunca bircok Hiristiyan halkin da bu ayaklanmaya katilmasina sebep oldu.
Bosna beyleri bu isyanlari yer yer bastirmaya muvaffak oldular. 1809 yili baharinda Ruslarla harp yeniden baslayinca, Sirplar Karadaglilar'la birlikte Bosna-Hersek' te taarruza gectiler.
KARA YORGI, 1806 yilinda oldugu gibi, bu defa da Karadag ile birlesmek umidiyle Yenipazar istikametinde hucumlarini artirdi. Gladnica'yi ve Bosna'dan Rumeli'ye giden yollarin kavsak noktasi olan Senice'yi ele gecirdi. Bosna halki ve beyleri, Sirp saldirilarina karsi mucadelelere devam ederken, Osmanli Devleti, Nis'te bulunan Serasker HURSID PASA'yi Sirp problemini cozmek icin gorevlendirdi.
Bosna Valisi IBRAHIM HILMI PASA ve 30.000 kisilik Bosna Ordusu (Ordunun dortte birini Hristiyan reaya teskil ediyordu.) ile Nis'ten hareket eden Serasker HURSID PASA, koordineli olarak Sirbistan'a hucuma gectiler.
Bosna ve Osmanli birlikleri, 10 Temmuz 1810'da Drina'yi gecti ve Belgrad uzerine yurudu. Ancak, Ruslar'in Sirplar'a yardimi sebebiyle Belgrad ele gecirilemedi. 1810-1811 yilini her iki taraf hazirlikla gecirdi.
Sirbistan sorunu, giderek Rusya ve Avusturya arasinda bir anlasmazlik konusu halini almaya basladi. KARA YORGI, gelisen durumdan da istifade ederek Aralik 1808'de kendisini butun Sirplar'in baskani ilan ettirdi ve verasete dayanan Sirp monarsisini kurdu.
Avusturya Basbakani Metternich, dogmakta olan Sirbistan hakkinda sunlari soyledi: "Dogmakta olan Sirbistan, Rusya ile Avusturya arasinda bir oyuncaktan baska bir sey degildir. Boyle olmaktan ise Sirbistan'in Turkler'de kalmasi daha hayirlidir."
Sonunda Rusya'nin baskisi ile Kuzey Sirbistan'a muhtariyet addedilebilecek imtiyazlar tanindi. Milos Obrenovic adli bir domuz tuccarini Bas Knez sectiler. (1812)
Daha sonra MILOS OBRENOVIC isyan etti, ve Sirplar 1829 Edirne Anlasmasi ile yari bagimsizlik elde ettiler.
Bu isyanlar sirasinda Turk ve Musluman ahali buyuk kayiplara ugradi ve sag kalanlar goc etmek zorunda kaldilar.
YUNAN ISYANI (1815-1930) OSMANLI DEVLETI'nden koparak ilk devlet haline gelen YUNANISTAN'dir.
Sultan 2. Mahmud zamaninda Ruslar'in tesviki ile MORA'da isyan cikarmislar ve Turkler'i oldurmeye baslamislardi. Aslinda YANYA'da TEPEDELENLI ALI PASA vardi ve Rumlar'i kontrol altinda tutuyordu. Rumlar cogunluk olarak Mora, Tesalya ve Ege Adalari'nda bulunmaktaydi ...
Eski Grek medeniyetine sempati duyan Batili ulkeler, ve Ortodokslar'i hakimiyetine almak isteyen Rusya'nin tesviki ile Mora'da isyan cikti. Zaten 1758-1774 Rus harbi sirasinda bazi Ruslar Mora'ya yerlesmis ve milliyetci kiskirtmalara baslamisti...
Etniki Eterya Cemiyeti 1814 yilinda iki Rum ve bir Bulgar tarafindan kurulmustu. Amaci Yunan Patrigi'nin idaresinde Bizans Imparatorlugu' nu yeniden kurmakti.
Rus Cari'nin harp yaveri Aleksandr Ipsilanti cemiyetin esas yoneticisi idi. Aleksandir, aslinda Rum olup, Turkler'e ihanet ederek Rusya'ya kacmis olan Konstantin Ipsilanti'nin oglu idi. Etkili mevkie gelmesini de, o donemde Rus Disileri Bakani'nin Rum asilli olmasina borcluydu!
O donemde Mora, Tepedelenli Ali Pasa'nin idaresinde idi... Pasa'nin doktoru Rum oldugu ve Pasa onu akillica kullandigi icin, Rumlar'in faaliyetinden haberdar idi. Komitacilarin Yanya Rum despotuna yazdiklari mektubu eline gecirmisti. Despotu cagirmis, mektubu uzatmis, "okusaniz da bir dinlesem," demisti!.. O an despota korkudan nuzul indi ve oldu!
Ali Pasa, Babiâli'yi de isyan hazirligindan haberdar etti... Ancak Sultan 2. Mahmud'un muhurdari olan Halet Efendi, hem Rumlar'la menfaat iliskisi oldugu icin, hem de Ali Pasa kendisine gondermekte oldugu hediyeleri kestigi icin, konuyu onemsiz gosterdi!.. Ustelik Ali Pasa aleyhine tezvirlerde bulundu. Ingiliz elcisinin isyan uyarmasi uzerine, Mora'ya birini gondermek zorunda kaldi, ama gonderdigi kisi Etniki Eterya gizli uyesi Nikola Moruzi idi!.. O da Rum ahalinin sadakatini bildiren raporlar duzdu! Bu arada Ali Pasa Ovlonya mutasarrifi Ibrahim Pasa'yi hapsetmis, onun sancagini da kendi idaresine almisti. Sultan 2. Mahmud bu densiz olaya cok hiddetlendi ve Ali Pasa'nin cezalandirilmasi ni istedi. Halbuki Tepedelenli Ali Pasa eskiden bir cete reisi olmasina ragmen, pek cok yararliligi gorulmus dirayetli bir devlet adami idi. Ogullari, torunu da devlet hizmetinde pasa olmustu. Rumlar'i da tam denetim altinda tutuyordu. Kendisine Yanya disindaki yerlerden el cekmesi emrolundu. Pasa af diledi. Ancak Halet Efendi affin kabulune engel oldugu gibi, Pasa'nin vezirligini de geri alindi. Bunun uzerine Pasa isyan etti!.. Uzerine Hursit Pasa komutasinda ordu gonderildi. Rumlar hem Tepedelenli Ali Pasa'nin itibardan dusmesi, hem de ordunun onunla mesgul olmasini firsat bilerek isyan vaktinin geldigine karar verdiler. Ipsilanti, once Eflâk ve Bogdan'da (Romanya) isyan baslatti. Devlet boylece musgul durumda kalinca, Mora Rumlari da isyan ettiler. (1820) Patras Patrigi Pol Germanos butun Rumlar'i Turkler'e karsi savasa davet etti. Tuccar Rumlar'in 600 kadar gemisi vardi. Bunlar Ege adalarina isyani yaydilar. Islâm ahali ve askerler kalelere kapanarak kendilerini savunmaya koyuldular. Fakat merkezden yardim gormedikleri icin, kaleler teker teker asilerin eline gecti. Asiler ele gecirdikleri sehirlerde muslumanlari oldurduler, mallarini yagma ettiler. Istanbul'da Fener Patrigi Gregoryos'un hem Etniki Eterya uyesi, hem de isyanin tesvikcilerinden oldugu anlasilinca, Patrikhane'nin orta kapisina dinî elbiseleri ile asildi. Onunla birlikte bir cok metropolit asildi. Patrigin asilmasi, Rumlar'i kinlendirdi. O tarihten beri Orta Kapi kapalidir ve Rumlar "ayni yerde bir musluman din liderini asmadikca" kapiyi acmayacaklarini beyan ederler!.. Eskiden Heybeliada Ruhban Okulu'nun bitiren papazlar bu kapi onunde ayni yemini tekrarlardi! Bu arada Tepedelenli Ali Pasa ele gecmis ve idam edilmisti. Bu, o bolgede buyuk bir otorite kaybi yaratti. Hursit Pasa serbest kalan ordusuyla isyancilarin uzerine yurudu, ancak yeterli olmadi. 1826'da, butun bu karisIkliklarin arasinda yenicerileri topa tutarak ortadan aldirmis ve boylece ordusuz kalmis olan Sultan 2. Mahmud, Misir valisi Kavalali Mehmet Ali Pasa'dan yardim istedi. Mehmet Ali Pasa, "Girit ve Mora valiligi kendisine verilmesi" kaydi ile oglu Ibrahim Pasa'yi gorevlendirdi. Ibrahim Pasa 400 gemi ve 16.000 kisilik bir ordu ile geldi, Osmanli kuvvetleri ile birlesti ve dort yildir bastirilamayan isyani hizla bastirdi. (1827) Ancak buyuk devletler mudahale ettiler. Ruslar ve Ingilizler 4 Nisan 1827'de Sen Petersburg Protokolu'nu imzaladilar. Buna gore Yunanistan, Osmanli Devleti'ne bagli muhtar bir devlet haline gelecek, ve butun Turkler Mora'yi terkedecekti! .. Daha sonra Fransa'nin da katildigi ayni yonde Londra Muahedesi imzalandi. (6 Temmuz 1827)Osmanli Devleti baskiyi kabul etmedi. Bunun uzerine bu uc devletin donanmalari Osmanli ve Misir donanmalarinin bulundugu Navarin'i bastilar, ve Turk gemilerini batirdilar, 10.000'den fazla askerimizi ne oldugunu anlamadan oldurduler. (20 Kasim 1827) Boylece Meternich'in ifadesiyle "Navarin ile tarihte yeni bir devir" baslamis oldu!.. Ortada bir harb yokken Turk donanmasinin yakilmasi uzerine Osmanli Devleti tzminat ve tarziye (ozur) istedi. Tabii kabul edilmedi. Fransizlar Ibrahim Pasa kuvvetlerinin Misir'a goturulmesi icin gemiler yolladi ve 30.000 asker ile Mora'yi isgal etti. Rusya Osmanli Devleti'ne harb acti! (1828) Tarih kitaplarimizda "reformcu, devrimci" diye adlandirilan Sultan 2. Mahmud, iste devletimizin basina boyle buyuk gaileler acmistir!.. Dirayetli Alemdar Mustafa Pasa'nin oldurulmesine goz yummasi, Tepedelenli Ali Pasa'yi isyana sevkedip oldurtmesi, Yeniceri ordusu zamansiz ortadan kaldirmasi, cevresindeki ihtirasli kisilerin telkinlerine kapilmasi, Rus savasinda maglup olup agir sartlar tasiyan Edirne Antlasmasi'ni imzalamak zorunda kalmasi (1829), Cezayir'in Fransa tarafindan isgal edilmesi (1830), daha sonra gereksiz yere Misir'la savasip devleti Rusya'nin himayesine muhtac etmesi (Hunkariskelesi Antlasmasi ile) ve nihayet 33. DERECEDEN MASON MUSTAFA RESIT PASA'nin tesviki ile, tumuyle Ingiliz Buyukelcisi Canning tarafindan hazirlanmis olan, kapitulasyon niteligindeki 1838 Ingiliz Ticaret Antlasmasi'ni imzalayip Tanzimat'in yolunu acmasi, ulkeyi batirmistir! Yunanistan'in Mora yarimadasi ve Kiklat Adalari'nda kurulusu da, bu Edirne Antlasmasi sonucunda oldu. MORA YARIMADASI VE ADALAR KATLIAMI : 1820 "Mora Isyani" sirasinda, isyancilarin parolasi: "Hicbir Turk kalmayacak, ne Mora'da, ne de dunyada" idi. Nisan ayinda ayaklanma, genellesmisti. Her yerde, daha onceden kararlastirilmis bir isareti almis gibi, koyluler ayaklanmakta ve yakalayabildikleri butun Turkleri, erkegi ile kadini ile cocuklariyla kiyimdan gecirmekte idi."Hicbir Turk kalmayacak, ne Mora'da, ne dunyada!" agizdan agza dolasarak bir kokten kazima savasinin baslangicini ilan eden sarki boyle diyordu. Mora'nin Musluman nufusu 25.000 kisi olarak hesaplanmisti. Ayaklanmanin patlak vermesinden sonraki uc hafta icinde, kentlere kacabilenler disinda bir tek Musluman birakilmamisti. ( Thomas Gordon, History of The Greek Revolution s.149 Edinburg and London, 1832) Buna ragmen Avrupa baskentlerinde "Turkler'in zalimlikleri" anlatildi ve masum Yunan halkinin ozgurlugu icin yardim kampanyalari baslatildi ve gonulluler toplandi, canavar ruhlu isyancilara katildilar! W. Allison Philips adli bir Ingiliz tarihcisinin kaleminden : - "Yunanistan' da Turkler'in telef edilmesi, savas zamanlarinin olagan telâfati degildi. Turklerin hepsi, kadinlar ve cocuklar da aralarinda olarak, Yunan cetelerince alinip goturuluyor ve olduruluyordu. Tek istisna az sayida kadinla cocugun kolelestirilmesiydi. "
"Uc gun boyunca zavalli (Turk) yerlesimciler bir vahsiler guruhunun sehvetine ve zulmune teslim edildiler. Ne cinsiyet ne de yas yonunden bir esirgeme yapildi. Kadinlar ve cocuklar oldurulmeden once iskenceden gecirildiler. .. Kiyim oylesine b uyuk olcudeydi ki (cete reislerinden) Kolokationes' in kendisi bile, kasabaya girdiginde, Yukari Hisar kapisindan baslayarak "atimin ayagi hic yere degmedi" demektedir. Ilerledigi zafer kutlama toreni yolu, (Turk) cesetlerinden bir hali ile dosenmisti."
(The War of Greek Independence, 1821 to 1833, New York, 1897, s.60–61; Justin Mc Carty, Olum ve Surgun s.9 (Ceviren Bilge Umar, Inkilâp, Istanbul –1998)
Sakiz Adasi'nda bulunan, Nea Moni Manastiri'nda sergilenen "Turklerin eseri" olarak sergilenen o kuru kafalar, Rumlar tarafindan katledilen Turklere aittir. Bunun tesbiti de DNA arastirmalari ile mumkundur saniyoruz. Sakiz Adasi'nda, Mora Isyani sirasinda Rum eskiyasi; yogun olarak yasadiklari bolgelerde Turklere saldirilar duzenledikleri gibi, 1921 yilinda da Sisam adasinda silahlanarak, irili ufakli 77 parca donanma ile Sakiz'a hucum ettiler. O sirada Sakiz Muhafizi olarak Mehmet Emin Vahit Pasa gorev yapiyordu. Yaninda sekiz yuz kadar adami olan pasanin yardimina Aydin Vilayeti merkez sancagi olan Sigla Sancagi Beyi Ilyaszade Haci Ilyas Aga kumandasinda alti yuz kadar asker geldi. Vahit Pasa bu gucu yeterli gormeyerek Bâbiâli'den ayrica asker gonderilmesini istedi ise de Bâbiâli; Istanbul'da bulunan Sakizli Rum tuccarlarin verdigi yalan teminata kanarak kuvvet gondermedi. Kisa zaman sonra da eskiyalar, alti bin kisilik bir gucle Sakiz'a ciktilar. Butun Sakizli Rumlarlar ayaklanarak bunlara katilinca, askerler kasabayi birakarak kaleye cekildi. Gunlerce suren bir catisma basladi. Sakiz kasabasi catisma ve yangindan harabeye dondu. Olay haber alininca Izmir'den ve diger sahillerden Cesme Limani'na cok sayida Turk birikti. O tarihte Izmir mevki kumandani Camgozoglu Suleyman Aga idi. Suleyman Aga; Bâbiâli'ye sormadan olusturdugu gonullu kitasini kendi adamlarindan Yusuf Bayraktar isminde bir kahramanin emrine vererek yardima gonderdi. Ancak Yunan gemileri aradaki bogazi tutmus olduklarindan ilk anda Sakiz'a gecemediler. Bu ablukayi iki kisi yarabildi. Bunlardan biri Cesmeli Omer Reis'ti. Teknesine aldigi doksan iki kisi ile bir gece yarisi gizlice Sakiz'a gecti. Digeri ise Cesmeli Ali Reis'in hazirladigi gemilerle ablukayi yaran ve mufrezesiyle birlikte Sakiz'a cikan Yusuf Bayraktar'di. Bu sayede Rum eskiya; Sakiz Kalesi'ni alamadi. Bu arada adanin Fransa Konsolosu; Vahit Pasa'ya giderek yardim onerdi. "Sakiz sahilinde duran Fransiz gemisiyle, Ilyas Aga ve digerlerini Anadolu yakasina gecirmeye ve gemiden muhimmat vermeye hazir oldugunu" soyledi. Ancak amaci; kale icindekilerin guclerini anlamakti. Vahit Pasa; oldukca sert bir cevap verdi : "Basim sIkisirsa cephaneleri ates verir, butun memleketi yakarim!" O gunlerle ilgili halk arasinda yayilan bir soylenceye gore; Yusuf Bayraktar; Sakiz'da, Rumlar tarafindan ablukaya alinir. Ortaligin zifiri karanlik oldugu bir gece yarisi gerceklesen bu ablukada tek basina carpisan, ancak takati kesilen Yusuf Bayraktar'i yarilan bir duvarin icinden cikan aksakalli bir ihtiyar kolundan tutarak ablukanin disina goturur. Savasin baslamasindan yaklasIk uc hafta sonra Istanbul'dan Nasuhoglu Ali Pasa Kumandasinda gelen Osmanli donanmasi Sakiz onune demir atti. Eskiya gemileri Sakiz'in arka tarafina kactilar. Bunun uzerine Cesme sahilinde bekleyen Aydin'dan gelen bir Zeybek kitasi ile Manisa Sancak askeri adaya cikti. Kale cevresindeki siddet bir catismada eskiya alt edildi. Otuz top ellerinden alindigi gibi pek cok gemileri de ele gecti. Sakiz daglarina kacan bazi cetecileri Zeybek ve Manisa kitalari; Alaiyeli Abdi pasa kumandasinda bir tarama hareketi yaparak temizledi. Yapacak bir seyi kalmayan Yusuf Bayraktar mufrezesi Izmir'e dondu. Bu basarinin ardindan Vahit Pasa; civar adalardaki eskiyanin da temizlenmesi geregini ileri surdu. Ancak Amiral Nasuhoglu Ali Pasa bu teklifi kabul etmedi ve gorevinin Mora isyanini izlemek oldugundan soz ederek, diger adalar icin donanmadan gemi ayirip veremeyecegini soyledi. Amiral; Vahit Pasa'yi, Vahit Pasa da amirali Bâbiâli'ye sIkâyet etti. Saray entrikalari Sonucunda Vahit Pasa gorevden affini istemeye mecbur oldu. Istanbul yonetimi Vahit Pasa'nin Anadolu yakasina gecmesine izin verdi ve Alaiyeli Abdi Pasa, onun yerine Sakiz kumandani olarak atandi. Ancak sonradan gelisen olaylar, Vahit Pasa'ya hak verdirmistir. Hem Mora'da, hem Sakiz Adasi'nda hem diger adalarda Turk ve musluman halka buyuk bir katliam ve surgun uygulanmistir. Sonra Turkler'in kafataslari "Turkler'in kestikleri Rum kafataslari" diye sergilenmistir! GIRIT ADASI : 1645 yilinda, Sultan Ibrahim zamaninda Hanya kalesinin fethi ile baslayan Girit savasi, 25 yil surmus, 1669 yilinda ve 4.Mehmet zamaninda Fazil Ahmet Pasa'nin adanin cogunu fethetmesiyle sonuclanmistir. Nihayet 1715 yilinda Damat Ali Pasa'nin Suda, Spinalunga ve Granbusa kalelerini de almasiyla adanin tumu Turkler'in eline gecti ve ondan sonra imtiyazli bir eyalet olarak varligini surdurdu. Mora Isyani sirasinda Girit Rumlari kurduklari Heteria cemiyetinin propogandasi ile isyan ettiler. Daglik koylerde yasayan Rumlar Turkler'le meskûn kasaba ve koylere hucum ettiler, silahsiz erkeleri oldurduler, kadinlara, kizlara saldirdilar, evleri yagmaladilar. Misir Valisi Kavalali Mehmet Ali Pasa'nin oglu Ibrahim Pasa 1925 yilinda Mora isyanini bastirinca ada duruldu. Ancak 1830 yilinda Yunan kralliginin kurulmasi ile Girit Rumlari tekrar isyan ettiler. 1831 yilinda Mehmet Ali Pasa'ya Girit valiligi verilince isyan bastirildi. Mehmet Ali Pasa 1840 yilinda yerini Mustafa Naili Pasa'ya birakti. Ancak Yunan multecilerin tahrikleri ile adada yer yer isyanlar basladi. 1866 yilinda Ruslar'in Hanya konsolosunun da tesviki ile Rum papaz ve ogretmenlerin kiskirttigi Rumlar teskilatlanarak buyuk bir isyan baslattilar. Hatta bir hukûmet kurarak adanin Yunanistan'a ilhakini ilân ettiler! Avrupa devletlerinin baskilari ile tavizler pespese geldi. Once sancaklarda mutasarriflari n yarisinin Islam, yarisinin Hiristiyan olmasi kabul edildi. 93 Harbi sirasinda (1877) tekrar isyan eden Rumlar'a "ozerk" denecek kadar serbest bir idare sistemi saglandi. Devlet ricâlinin bir kismi,simdikiler gibi "ver, kurtul" zihniyetinde idi, ancak Sultan 2. Abdulhamid bunu siddetle reddediyordu. Rumlar bir turlu dek durmayinca, 1889 yilinda Sâkir Pasa adaya gelerek umumî afilan etti, ancak Rum haklari da fermanla onemli olcude kisitlandi. 1896'da saldirilar ve catismalar tekrar adaya yayildi. Kustah Yunan prensi George adaya gemiler gonderip asker cikardi. Osmanli Devleti'nin mudahalesiyle gemileri geri cekti, ancak askerler adada kaldi. Ancak buyuk devletlerin baskilari ile adadaki Osmanli askeri sayisi azaltildi ve Osmanli sancagi ancak Hanya kalesinde dalgalanir oldu. Adanin valisi olarak da Prens George secildi. Boylece ada fiilen kaybedilmis oldu! Prens George 1900 senesinde Hanya kalesindeki Osmanli sancaginin yerine Yunan bayragi cektirdi. 1908 yilinda adanin Rum millî meclisi Yunanistan'a ilhaki kabul etti. 1910 yilinda musluman mebuslari meclise kabul etmemeye karar verdiler! Ada Balkan Harbi'ni muteakip Londra veBukres antlasmalari ile resmen Turkiye'nin elinden cikmis oldu. (1913) Tahmiscizâde Mehmed Mâcid "Girit Hatiralari" kitabinda soyle yaziyor: - "TURKLER'e âit buyuk koyun surulerinin yayildigi yesil otlaklarin arasindan neseyle akip giden derelerin fisiltilarinda, sanki hunhar Girit palikaryalari nin oldurdukleri, diri diri yaktiklari TURK kizlarinin, besIkteki TURK yavrularinin yurekleri yakan iniltileri, bugun hâlâ yankilar yapiyor!.." - "Gok gurultuleri âdeta 1283 (1867) tarihinde patlak vermis olan isyani bastiran, veeskiya surulerini imha eden Serdar Omer Pasa'nin emrindeki 100.000 TURK askeri ile yerli mucahitlerin top ateslerinin gurultulerini andiriyor!.." - "Adanin batisindaki Seline kazasini susleyen yuzbinlerce zeytin agaclarinin dallari, sanki 1312 (1896) senesinde Kadano koyunde albay Vassos kumandasindaki 17.000 kisilik dusman kuvveti tarafindan kusatilan ve tam 45 gunluk bir mukavemetten sonra, ecnebî (Hiristiyan Bati) askerlerinin mudahalesiyle Hanya kalesine cekilen 700 kadar TURK'un kahramanlik hatirasi karsisinda hurmetle sallaniyor!" - "Yine o tarihte Akrator yarimadasinda bulunan Isternis koyu eskiyalar tarafindan kusatilmak uzre iken, koydeki TURK aileleri daha once davranrak kacip sehre siginmislardi. Fakat koyun yardimsever zenginlerinden Mehmed Aga kacmaga muvaffak olamayip, karisi ve cocuklariyla birlikte evinde mahsur kalmisti. Bir kac gun devam eden mudafaasi sirasinda, pencerelerden yagdirdigi kursunlarla cânilerden bir kacini yok eden Mehmed Aga, bilâhare namusunu eskiyalara cignetmemek icin son kursunlarini karisiyla kizlarina sIkarak onlari oldurmus, ve nihayet kendisi de intihar etmisti!" - "23 Ocak 1312'de (1897) Hanya'da Rumlar'in muslumanlar uzerine kursun yagdirmaga ve muslumanlarin da buna siddetle karsilik vermesiyle âniden patlak veren kavga, kanli isyan hareketine butun Rumlar'in katilmasi luzumunu ihtar eden bir isaret teskil ediyordu! Gercekten 2-3 gun zarfinda isyan adanin her yerine yayildi. Her tarafta silah sesinden, koyleri sehirleri bir ates yiginihaline ceviren yangin catirtisindan, yaralilarin, dul kadinlarin, sehit yetimlerinin iniltisinden baska bir sey isitilmiyordu! " - "Adanin dogusundaki Istiye kazasindan gelen vatandaslarimiz Rum barbarlari tarafindan camilere kapatiliyor, dinamit veya petrolle atese veriliyordu! 3-4 gun icinde 1000'den fazla TURK kardeslerimiz en vahsi, en alcakca bir sekilde imha edildi." - "Hanya'da bulunan Fransiz konsolosu Blanc,Turkluge asiri derecede dusman idi. Fransa Dis IsleriBakanligi'na cektigi telgrafta Istiye civarinda meydana gelen fecî katliamin guyâ TURKLER tarafindan Hiristiyanlar' a karsi yapildigi yolunda malûmat vermek gibi alcakca bir harekete tevessul etmisti! Blanc'in cektigi bu telgraf, Fransa kamuoyunu TURKLUK aleyhine galeyâna getirdi ve o gun Paris Universitesi' ndeki TURK ogrencilere saldirida bulunuldu." - "Adaya cikan itilaf devletlerine mensup taburlarin, ozellikle Fransiz mustemleke mufrezelerinin muslumanlara karsi giristigi araliksiz tecavuzler pek siddetli, pek alcakca, ve pek terbiyesizce idi. Hele bir gun Provilia koyundeki Fransiz karakolu erlerinden biri^Gani bir asabiyetle silahina sarildigi gibi, 'TURK, TURK, TURK!' diye bagirip kosarken, yolda her rastladigi muslumana ates ediyordu! Bu azgin canavar Ali Sahane adli bir zavalliyi sehit ettigi gibi, 4-5 masum TURK kardesimizi de olum derecesinde yaralamisti!" - "Beyannâme ilan edildigi gunde (4 Ocak 1898) adada 100.000'e yakin TURK vardi... Onu ilan eden (Emperyalist Hiristiyan Bati Avrupali) devletler, Girit eskiyasini aciktan aciga desteklemislerdir. Beyannâmede sehirlerde mahsur kalmis koylu TURK ahalinin koylerine donebilecekleri acikca belirtildigi halde, o yolda hic bir adim atilmamistir!" - "TURKLER'den bir cok zevatin baslarindan fesler kapilip yirtilmak, Musluman evlerinin kapilarina siddetle vurularak TURKLUK, MUSLUMANLIK hakkinda en cirkin kufurler ve tehditler savurmak,sapkalari ni yoldan gecen Islâm kadinlarinin semsiyelerinin uzerine ativermek, minare alemlerine nisanalarak binlerce kursun sIkmak, ezan okuyan muezzini tasa tutmak, aksakalli yaslilarimiza yol ortasinda saldirmak, merkep kopek gibi hayvanlari Mehmet, Mustafa, Hasan gibi isimlerle cagirmak, Ramazan gunlerinde Muslumanlar'a zorla sarap icirtmek, istavroz cikarttirmak, resmî dairelerde calisan butun TURK memurlarin gorevlerine son vermek, Muslumanlar'in zeytinliklerini, bag ve bahcelerini yagmalamak, Hiristiyanlar arasinda eksIk olmayan hirsizlik olaylarini Muslumanlar'in uzerine atmak, din kardeslerimin kaatillerini, yakalanmis olmalarina ragmen beraat ettirmek veya 4-5 ay sonra serbest birakmak... gibi ihanet ve hiyânetler ard arda devam ediyordu." - "Ahh, hic hatirimdan cikmiyor...Sevgili mehmetciklerimiz 1314 (1898) Ekiminde adadan ayriliyorlardi. .. Birdenbire evimizin onune gelen bir bando takimi 'Siz TURKLER'i kesiniz! Zâlimi parcalayiniz!' anlamindaki eski Yunan marsini calmaya basladi!" Zulum ve eziyet adanin Yunanistan'a gecmesi ile de bitmez!.. - "Istiklâl savasini muteakip, Anadolu'dan goc eden Rum muhacirlerin Hanya'ya geldikleri gunlerde, bir cete reisi Provilia koyunde oturan Havva ismindeki guzel bir kizi, once Hiristiyan yapmak, sonra da onunla evlenmek sevdasina dusmus...Bir aksam arkadaslariyla kizi zorla kacirip uzak koylere goturmus. Kiza Hiristiyanligi kabul etmesini ve kendisiyle evlenmesini teklif etmis. Fakat bu dindar ve iffetli TURK kizi yapilan teklifi siddetle reddetmis. Bunun uzerine tam kirk gun olumle tehdit edilerek dovulmus, elbiseleri parca parca edilmis. Nihayet muslumanlarin sIkâyeti uzerine konsoloslarin mudahalesiyle kizin ailesine iadesi saglanmis." Rahmetle andigimiz Mehmed Mâcid'in su ibret verici sozleriyle Girit meselesini bitirelim: - "GIRIT ADASI, ne MELIK MOLLA EBU ABDULLAH ES-SAFIR'in PADOL tepesinde aglayarak KRAL FERDINAND'a teslim ettigi (ENDULUS'UN SON KALESI) GIRNATA gibi,
Ne de ARNAVUT HASAN TAHSIN PASA'nin emri altindaki 40.000 askere bir kere bile silah patlatmadan BALKAN ordularina teslim ettigi SELÂNIK gibi, savunmasiz olarak dusman tarafindan zaptedilen bir Musluman memleketi degildi!"
- "GIRIT ADASI ancak INGILTERE, FRANSA, RUSYA ve ITALYA'nin askerî mudahalesi uzerine, TURK askerlerinin adadan uzaklasmak zorunda kalmasindan, ve yerli halkin savunma silahlari ellerinden alindiktan sonra, YUNANISTAN'a peskes cekilebildi!"
BALKAN HARBI (1912) : Balkan Savasi; Bulgaristan, Sirbistan, Yunanistan ve Karadag'in Osmanli Devleti'ne harp ilan etmesi ile baslamistir... Bulgar Krali Alman asilli Ferdinand, "Hiristiyanlari esaretten kurtarmak icin Turkler'e harb acmak zorunda kaldiklarini" soylemisti. Savas sirasinda Yunan ve Bulgar sansurune ilâveten Rus sansuru de etkili idi. Sadece Hristiyanlarin hissiyatini oksayan haber ve yazilara imkân taniniyordu. Turkler zulum ve vahsete kalkismis gibi gosterilerek dunya kamuoyu aldatilmakta idi. Gercekleri ortaya koymaya calisan Piyer Loti ve Klod Farer onceleri hakarete ugramislar ve kendilerine inanilmak istenmemisti! Ancak butun sansure ragmen Balkan devletlerinin giristikleri tuyler urpertici zulumler en sonunda gizlenemeyecek hale gelmis, bir cogu resmî vesIkalar her tarafta gorulmeye baslamisti. Saldirgan carikli komitacilarin din gayretinden ziyade; yagma, talan, irza tecavuz, ve kinlerini tatmin etme pesinde olduklari meydana cikmisti. Bu zalimler musluman evlerinden tatmin olmadiklari takdirde, hiristiyan evlerine de saldiriyorlardi ! Musluman kadinlari zorla hiristiyan yapmak icin olum ve irza gecme tehdidi ile kiliselere goturuyorlar, istemeyerek hiristiyan olanlara dahi sonradan tecavuz ediyorlardi! Balkan ordulari, tipki 2. Mahmud doneminde Yeniceriler'in ortadan kaldirmasinin yarattigi bosluk gibi, Mesrutiyet ve particiligin yarattigi bosluk icinde olan Osmanli ordusunun zaafindan istifade ederek, 15 gun icinde hudutlarimizi gecmis, Turk beldelerini yagma, talan ve tahribe koyulmuslardi. .. Gectikleri yerlerde evleri, ekinleri yakiyor coluk-cocuk, genc-ihtiyar demeden ele gecirdigi koyluleri cesitli iskencelerden sonra olduruyorlardi.. . Genc kiz ve kadinlari ise oldurmeden evvel doverek, zorlayarak irzina geciyor, bir kismini da kiliselere goturerek zorla Hiristiyan yapiyorlardi. Reddedenleri, digerlerinin gozleri onunde yavas yavas, en âdi usullerle olduruyor, geri kalanlara korku saliyorlardi.. . Memeleri, tenasul uzuvlari kasatura ile kesilen, saclarindan asilan kadinlar... gozleri oyulan, kulaklari, burunlari, dilleri kesilen veya duvarlara kulaklarindan cakilan erkekler... aglamalarina engel olmak icin kundaklarinda sungulenip parcalanan cocuklar... bunlar her yerde tekrarlanan mezalimin alelâde hadiseleri idi! Bu kanli-kinli Hacli ordusuna, yol uzerindeki yerli Hiristiyanlar da iltihak ediyor, bu yuzden Muslumanlarin cogu nereye kacsa kurtulamiyor, yakalaniyor, olduruluyor, olduruluyor, olduruluyorlardi! .. Her nasilsa kacabilenler, ac, ciplak, perisan kafileler halinde gunduzleri ormanda, agaclarin arasinda saklaniyor, geceleri de sogukta, karda, tipide yol almaya calisiyorlardi!.. Bunun ne demek oldugunu, 24-35 yas arasindakiler hem Bosna facialarindan, hem de Kosova felâketinden dolayi bilirler. Boyle perisan kafileler televizyon ekranlarina yansimisti. (1990'lar).. . Ama cekilen acilarin ne kadar buyuk oldugu, yasamadan bilinmez, filim gibi seyretmekle olmaz! Camilere giren komitacilar, duvarlarda asili duran âyet levhalarini yerlere atiyor, Kur'an-i Kerimleri parcalayarak ayaklar altinda cigniyordu!.. Bunu da yasadik. Amerikan askerleri, Guantanamo iskencehanesinde yillardir tutulan Muslumanlar'in elinden aldiklari Kur'an-i Kerimleri (hâsâ!) tuvalet kâgidi olarak kullanmislardi! .. (2000'ler) Tekkeler, zaviyeler ahir haline getiriliyor, turbeler icindeki evliya mezarlari kaldirilarak saman ve arpa deposu yapiliyor, sehitlerimizin mezar taslari ile helâ insa ediliyordu. Ciftlik sahibi beylerin butun mallari yagma ediliyor, kendileri de ciftlik kapisina ayagindan asilip altina ates yakiliyordu! Butun bu vahsete ragmen, korkunc bir karsi propoganda ile "Turkler'in Hiristiyanlar' a zulmettigi" Avrupa'da yayiliyor, bunun icin hayalî kartpostallar, brosurler bastiriliyor, haberler, kitaplar yayinlaniyordu. DIMITRI KITSIKIS adli Rum'un YUNAN PROPOGANDASI (Istanbul, 1963'de tercumesi yayinlandi) adli kitabi bu isin nasil yapildigini anlatmaktadir. Yine de yabanci gazeteciler arasinda sahit olduklari manzara karsisinda isyan edenler de cikiyordu. Bunlardan birisi soyle yazmisti: - "Trakya ve Makedonya'da nazarlara carpan facialar, ilk cagin ve orta cagin zulum ve vahsetlerini fersah fersah gecmistir!" - "Her nereden geciyorsak, parca parca olmus cesetler, yanginlar icinde yakilip yikilmis koyler, tahrip edilmis ciftlikler, yagma edilmis ev ve dukkânlar, kiliseye cevrilmis camiler, acliktan can cekisen binlerce aile, irz ve namuslarina tecavuz edilmis yuzlerce genc kiz..." - "Hasili, tuyler urpertecek facialar, tasvir ve yazmakla bitmeyecek zulumler goruyoruz. Ey medenî Avrupa! Bu zulumlere daha ne kadar muddet seyirci kalacaksin?" Bu tarz bilgileri ihtiva eden vesIkalardan bazilari sunlardir:
- Fransiz subayi Mosyo Folon'un Deba gazetesinde yayinlanan raporu, - Jandarma mufettisi Fransiz generali Buman'in gonderdigi resmî rapor,
- Paris'te Fransizca yayinlanan Jon Turk gazetesinin" Muttefiklerin Dosyasi" ser'i yazisinda yer alan vesIkalar...
Daha sonra bu vesIkalar Jan Rupi yazdigi "Dogu Savasi ve Balkan Hukûmetlerinin Zulumleri" adli kitaba da girmistir.
- "Balkan Zulumlerinin VesIkalarini Yayinlama Cemiyeti"nin yayinladigi belgeler, - Selânik Valisi'nin 9 Aralik 1912 tarihli raporu,
- Istromca Muddeiumumisi' nin 24 Ocak 1913 tarihli raporu,
- Ecnebi gazetecilerin kendi gazetelerinde yayinladiklari raporlar.
- Balkan Savasi'ninda Yunanlar, girdikleri sehirlerdeki hapishanelerden kaatilleri cikararak, her birine resmî bir sifat veriyor, sonra bunlarin oldurdukleri insanlarin uzerinden cikan paradan hisse veriyorlardi! .. Bunu Osmanli tâbiyetinde olan Rum doktor Andoki'ye dahi uyguladilar. Andoki'yi olduren kaatile, bankadaki parasinin bir kismini verdiler. Karisinin feryatlarina aldirmayarak mallarini musadere ettiler!
- SIROZ, DRAMA, KAVALA, NUSRETLI ve DEMIRHISAR halki tepeden tirnaga Bulgarlar tarafindan soyuldu!.. DEDEAGAC ve ISTROMCA'da evlerin pencerelerinde solmus bir perde dahi birakmadilar!. . Sandiklardaki kefen bezlerini dahi aldilar! Yerli Bulgar ahali askerlere ve komitacilara yardim ediyordu. Herkesin mâlî durumu az cok bilindiginden, bir seyler gizlediginden suphelenilenlere, cok agir zulum ve iskence tatbik ettiler!
- DEDEAGAC'ta yanlislik olmasin diye Hiristiyan evlerinin kapisina hac isareti koymuslardi. Fakat sonradan capulculugun olcusunu oyle kacirdilar ki, Rum evlerine de daldilar!.. Italyan rahipleri silah tehdidi ile soydular!.. Fransiz rahiplerin ellerindeki paralar da ayni sekilde gaspedildi. Bulgar ordusu sehre girince, kumandan General Kenol'a sIkâyette bulunuldu. Ancak general toplanan paradan geri alabildigini kendi cebine atti!
- Bulgar papazlari, zaptedilen her sehir ve koye ordunun onunde giriyorlar, Muslumanlar'in mal, can ve irzlarini "helâl" ilân ediyorlardi!. . Kocalari, babalari oldurulen genc kiz ve kadinlar yaka paca kiliseye getirilerek din degistirmeye zorlaniyorlardi !..
- Bulgarlar ISTROMCA'da gruplar halinde genc Turk kizlarini kiliseye goturerek hiristiyanlasti rdilar!.. Kabul etmeyenler, digerlerinin gozu onunde gozleri oyularak, memeleri hancerlenerek yavas yavas oldurulduler!.. Digerleri can korkusu ile papazin dedilerini tekrar etmek zorunda kaldilar!
- 5 Kasim 1912'de ISTROMCA askerî Valisi, sehrin Rum metropolitine "butun ahaliyi Hiristiyan yapmasi" icin bir emir gonderdi!..
8 Kasim'da 300 Bosnak aile, olum tehdidi ile kiliseye goturulerek zorla Hiristiyanlastirildi.
- RAHMANLI'da once katliam yapildi, sonra sag kalan ahalinin tamamen Hiristiyan olmasi luzumunu ilan ettiler!. Kabul edilmezse, halki camiye doldurarak imha edeceklerini bildirdiler. Neticede kabul etmeyenleri soyledikleri gibi oldurduler! Garsofi imzasi ile Bulgaristan' dan gonderilen bir mektupta: - FILIPE'ye bagli CORYANO nahiyesi imami MUSTAFA EFENDI, bir Bulgar papazi tarafindan 27 Kanunisâni 1913'de tevkif edilerek TOLASTIR nahiyesine getirildi. Muslumanlar'in zorla Hiristiyanlasti rilmasi ayinini muteakip, papaz, imama donerek , 'Eger koyunun Islamlar'ina da Hiristiyanligi kabul ettiremezsem, seni asacagim,' dedi. Imam jandarmalarin muhafazasi altinda koyune dondu. O gece evvela kizlarini ve karisini bogazladi, sonra kendisini asti!"
- "Sikâyet uzerine FILIBE kumandani GENERAL ILYOF, Musluman koylerine gitti, ama TESPINO'ya bagli DORKOBO ve KOSTONDOVO koylerine varir varmaz camileri yiktirdi!.."
- "Bulgarlar, Islamlar ile meskûn koylerde her turlu vahseti irtikap ediyorlar! Musluman kizlarinin zorla Hiristiyanlar ile evlendiriyorlar! .. Yuzlerce fukara ve zuafa, ac-bîilâc sokakta dolasiyorlar, zerre kadar merhamet gormuyorlar!"
(Avram Galanti, Tarih Dunyasi cilt 3, sf. 21, 1951)
Bulgar ordusu, Bulgar ve Yunan ceteleri icin irza tecavuz alelâde bir hadise idi!.. Bunun benzerine, 1990'larin basinda Sirp, Hirvat cetelerinin Bosna'da uyguladiklari zulum ve tecavuzleri ile sahit olduk!.. Dnbinlerce Musluman kadin, komsularinin bile tecavuzune ugradi! Sirplar genc Musluman kadinlardan ceteler ic in genelevler olusturdular. Ayni davranisi, Japonlar 1940'larda Kore'ye girdiginde, askerleri icin yapmisti! Zincirini koparmis gibi saldiran bu vahsi eskiyalar takattan kesilinceye kadar tecavuzlerine devam ediyor, mecalleri kalmayinca da zavalli kadinlarin tenasul uzuvlarini kasatura ile kesiyor, olduruyorlardi! Kadinlara kocalarinin onunde bile tecavuz ettiler!.. Kursuna dizmek veya iskenceyle yavas yavas oldurmek uzere bagladiklari erkeklerin gozleri onunde kizlarini kirlettiler! ..
Ozkan BOSTANCI
DUNYADA TURK SOYKIRIMINI BELGELEYEN KITAPLARDAN BAZILARI :
- Anadolu'da Yunan Zulum ve Vahseti (I, II ve III. Kisimlar) , Ankara Matbuat ve Istihbarat Matbaasi, 1338 (1922)
- Bulgar Mezalimi , Istanbul, 1325 (1909)
- Bulgar Vahsetleri , Istanbul, 1328 (1912)
- Bursa Vilâyetinde Yunan Fecaii , Bursa Vilayet Matbaasi, 1342 (1925)
- Pierre Loti , Can Cekisen Turkiye, Istanbul , 1329 (1913)
- Dimetoka'da Kanli Bir Levha , 1325 (1909)
- Izmir ve Mulhakati ile Civarinda Yunan Isgâlinden Mutehaddis Fecaii Hakkinda Vurûd Eden Raporlar ile Bazi Muharrerat ,
Hilâl Matbaasi, Istanbul, 1335 (1919)
- Izmir Fecai
- Seyh Musir Huseyin Kaydavi , Islâma Cekilen Kilic, yahut Alemdârân-i Islâmi Mudafaa , Istanbul , 1919
- Ahmed Cevad , Kirmizi Siyah Kitap , Istanbul, 1329 (1913)
- Lozan Zabitlari (4 cilt ve ekleri) , Ahmet Ihsan ve Surekâsi Matbaacilik Osmanli Sirketi, Istanbul, 1341 (1925)
- Makedonya'da Yunan Mezalimi , Istanbul, 1914
- Muslumanlara Mahsus, Istanbul , 1329 (1913)
- Orta Anadolu'da Yunan Mezalimi (I,II,III ve IV. cuzler) , Orhaniye Matbaasi, Istanbul, 1337 (1921)
- Pontus Mes'elesi , Ankara Matbuat ve Istihbarat Matbaasi , 1338 (1922)
- Turkiye'de Yunan Fecaii Cilt I-II , Matbua-i Ahmet Ihsan ve Surekâsi, Istanbul , 1338 (1922)
- Turk Kaatilleri ve Yunanlilar , Matbaa-i Amedi, Istanbul, 1322 (1906)
- Seyh Musir Huseyin Kaydavi , Turkiye Islâm Imparatorlunun Istikbâli , Istanbul, 1919
- Pol Hevri , Turkiye Nasil Paylasildi? Istanbul , 1329 (1913)
- Yurekler Acisi , Matbuat ve Istihbarat Matbaasi , Ankara, 1337 (1921)
- Zavalli Pomaklar , Istanbul, 1330 (1914)
- Teoman Ergene, Turk Ortodokslari , Istanbul, 1951
- Dimitri KitsIkis , Yunan Propogandasi , Istanbul , 1965
- Kadir Misirlioglu, Yunan Mezalimi , Sebil Yayinevi, Istanbul, 1977
- Kadir Misirlioglu, Lozan - Zafer mi, Hezimet mi ? , Sebil Yayinevi, Istanbul, 1971
- Mehmet Arif , Basimiza gelenler , 3 Cilt , Tercuman, 1001 Eser
- Hasan Izzettin Dinamo , Kutsal Isyan - Kutsal Baris , 15 cilt
- H.Yildirim AGANOGLU , Osmanli'dan Cumhuriyete Balkanlarin Makûs Talihi: Goc , Kum Saati Yayinlari, Istanbul 2001
- Zekeriya Turkmen , Belgelerle Yunan Mezalimi , Ocak Yayinlari; 2000
- Mehmet Gokhan , Kibris'ta Rum - Yunan Mezalimi , Yeni Avrasya Yayinlari , 2003
- YUNAN MEZALIMI , Yeni Istanbul Yay. , 1970
- Mustafa TURAN , Yunan Mezalimi (Izmir, Aydin, Manisa, Denizli - 1919-1923) , Ankara, 1999
- Murat Ozcan , Tarihin Isiginda Yunan Mezalimi , IQ Kultur-Sanat Yayincilik , 2003
- Omer Seyfettin , Bomba
- Omer Seyfettin , Beyaz Lâle
- Halide Edib Adivar , Vurun Kahpeye
- Halide Edib Adivar , Turk'un Atesle Imtihani
- Mehmet Perincek , Ermeni Devlet Adami B.A. Boryan'in Gozuyle Turk-Ermeni Catismasi , Kaynak Yayinlari, 2007
- Ermeni Komitelerinin Emelleri ve Ihtilal Hareketleri , Kaynak Yayinlari, 2007
- Ovanes Kacaznuni , Tasnak Partisi'nin Yapacagi Bir sey Yok , Kaynak Yayinlari, 2005
- A.A. Lalayan , Tasnak Partisi'nin Karsidevrimci Rolu , Kaynak Yayinlari, 2007
- Kizil Kitap, Tasnak Mezalimi , Kaynak Yayinlari, 2007
- A.B. Karinyan , Ermeni Milliyetci Akimlari , Kaynak Yayinlari, 2007
- Selami Kilic , Ermeni Sorunu ve Almanya , Kaynak Yayinlari, 2007
Paylaşımından dolayı; Erdogan GULTAS'a çok teşekkürler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

