Avrupa Avrupa Dediğimiz

16 Şubat 2009 Pazartesi

http://www.halukakcam.com/Bayraklar/kafkasya.htm sayfasından aldığım

http://www.halukakcam.com/Bayraklar/kafkasya.htm sayfasından aldığım 
aşağıdaki yazıyı sayın M. Halûk Akçam ın affına sığnarak sizlere 
aktarıyorum. 
KAFKASYA HAKKINDA 
M. Halûk Akçam 
19 Mart 2007 

Dünyadaki Türk devletleri ve topluluklarının bayrakları ile ilgili 
sayfaları yayınladığımda, konunun bu ölçüde ilgi odağı haline 
geleceğini tahmin etmemiştim. Aradan geçen birbuçuk sene zarfında, 
gerek övgü dolu mesajları ile beni onurlandıran gerekse Türk dünyası 
ile ilgili yeni gelişmeleri benimle paylaşan değerli okurlarıma 
ilgilerinden dolayı teşekkür ederim. Elbette ki bu arada farklı 
görüşleri olan okurlarımın düşüncelerini de dikkatle değerlendirmeye 
çalışıyorum. Bu çerçeve içinde, genellikle Kafkasya bölgesindeki 
halkların Türk olmadıkları ve bayraklarının da yayınladığım 
sayfalardan çıkarılması gerektiğini belirten görüşler, beni bu konuda 
kısa bir açıklama yapmak zorunda bıraktı. Faydalı olacağını umuyorum. 

"Türk bayrakları" sayfalarını yayınlamadan önce, konu ile ilgili yedi- 
sekiz aylık bir araştırmam olmuştu. Esasen, lengüistik açıdan Türk dil 
ve lehçelerini inceleme merakımın ve Türk kültür tarihi hakkındaki 
araştırmalarımın dışında, politik nitelikli bayrak konusunun uzmanı 
olmadığımı belirtmek isterim. Dolayısıyla, binlerce yıllık geçmişi 
olan ve bugün dünyanın hemen hemen her yerinde görülen Türklerin 
oluşturduğu devlet ve topluluklara ait bayrakların hepsini burada 
yayınladığımı iddia edecek değilim. Ancak, listenin eksik olması, aynı 
zamanda yanlış olduğu anlamına gelmez. 

Bayrak, simgelediği ulusa veya topluluğa ait farklı bir politik 
kimliği belirtir. Dolayısıyla, herhangi bir ulusun veya topluluğun 
bayrağı olarak yayınlanmış resmin kaynağının hangi amaçla bu yayını 
yaptığına öncelikle dikkat etmek gerekmektedir. Keza, yayının tarihsel 
gerçeklerle ne ölçüde bağdaştığını da farklı kaynaklardan 
karşılaştırma yöntemi ile ortaya koymak zorunluluğu vardır. Uzun bir 
süreden beri politik çıkarların gündemde olduğu Kafkasya bölgesine 
ilişkin araştırmada ise bu hususlara özellikle dikkat etmek gerekiyor. 
Zira, ABD, Rusya ve AB entelijansları tarafından bu bölge ile ilgili 
yoğun bir propaganda faaliyeti sürdürülmektedir. Özellikle, kullanımı 
gittikçe yaygınlaşan İnternet kanalıyla, yanlış bilgilendirme ve beyin 
yıkama yöntemlerini uygulayan yüzlerce websitesinin yayınları ve 
serbest forumlara giren özel eğitimli kişilerin çabaları ile bu 
propagandanın başarılı olduğu söylenebilir. 

 Kafkasya'yı tanımayanlar için, soldaki politik harita ve aşağıdaki 
lengüistik açıdan bölgenin demografik yapısını özetleyen liste 
yardımcı olabilir. 

Uluslararası politik kabulleniş açısından, Abhazya (Apsnı), Acaristan 
(Acara) ve Güney Osetya (İrıston), Gürcistan sınırları içinde yer alan 
otonom cumhuriyetler olarak değerlendirilmektedir. Genellikle 
Rusya'dan yardım alan bu otonom bölgelerde bağımsızlık arayışları 
sürdürülüyor. 

Adıgeya (Adıge), Karaçay-Çerkes, Kabar-Balkar (Kabartı-Malkar), Kuzey 
Osetya (Cagat İrıstonı Alaniyı), İnguşetya (Galgay Mohk), Çeçenistan 
(Nokhçiyçö) ve Dağıstan ise Rusya Federasyonu içindeki cumhuriyetler 
olarak biliniyorlar. 

Krasnodar ve Stavropol eyalet olarak Rusya'ya, Kalmukya ise cumhuriyet 
olarak federasyona bağlı. 

Menşei Türk dillerine göre olanlar: 

KARAÇAYLILAR: 1943 kışında Stalin'in marifetiyle, 80000 Karaçaylı 
kadın ve çocuk, Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan'ın meskûn 
olmayan çöl kısımlarına sürüldü ve erkekler de Rus ordusunun ön 
saflarında yerleştirilerek Nazilere kırdırıldı. Bu katliamda, 
sürgündekilerin büyük bir kısmı açlık, sefalet ve salgın hastalıklar 
yüzünden, savaşa zorlananlar da soğuk ve cephanesizlikten öldüler. 
Ondört sene sonra, geriye kalan Karaçaylılar için Kafkasya'daki öz 
vatanlarına dönme izni çıkarıldı. Günümüzde, Karaçay-Çerkes 
Cumhuriyetinde yaşayan Karaçaylı nüfusu 185000 kadardır. Türkiye'de 
Eskişehir ve Konya illeri çevresinde, Özbekistan'da, Kazakistan'da, 
Rusya'da, ABD'de ve Almanya'da yaşayanlar ile birlikte toplam 
Karaçaylı nüfusu 300000 kadardır. Karaçaylılar Türk ve Müslümandır. 
Alanların soyundan geldiklerine inanırlar. 

Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti 14100 km² olup başkenti Çerkesk'tir. 480000 
nüfusun beşte ikisini oluşturan Karaçaylılar burada en büyük etnik 
gruptur. İkinci sırada olan Çerkesler ise nüfusun dokuzda biri 
kadardır. Ülkedeki Karaçaylı ile Çerkes oranı yediye ikidir. Kıpçak 
Türkçesinin bir kolu olan Karaçay dili, Malkar dili ile büyük bir 
benzerlik taşır. Nalçık ve Maykop kazılarından elde edilen bulgular, 
Türklerin bu bölgeye beşbin yıl önce yerleştiklerini kanıtlamaktadır. 

MALKARLAR: İkinci Dünya Harbi sırasında, Malkarlar da Karaçaylılar ile 
birlikte Ruslar tarafından sürgün edilmişlerdir. Günümüzde, Kabardino- 
Balkar Cumhuriyeti'nde 120000 Malkar Türkü yaşamaktadır. Bir milyon 
nüfusu olan Kabardino-Balkar Cumhuriyeti'nin alanı 12500 km² olup 
başkenti Nalçık'tır. Malkar dili Kıpçak Türkçesinin bir koludur. 
Türkiye'de Konya ili çevresinde de yaşayan Malkarların dünya genelinde 
nüfusu 150000 kadardır. Kafkasya'da yaşadıkları bölgenin adına (Malkar 

> Balkar) izafeten aslında Malkarlılar denilmesi gereken Malkarlar 

Türk ve Müslümandır. 

Karaçaylılar ve Malkarlar önceleri Kafkasya'da, Kuban, Terek ve Kuma 
nehirlerini kapsayan geniş bir alanda yaşamaktaydılar. 15. yüzyılın 
sonunda bölgeye giren Kaberteylerin sürekli saldırıları yüzünden 
Elbruz dağının (Mingi tav) etrafına çekilmek zorunda kalmışlardır. 
Kıpçak kökenli bu iki Türk ulusu aslında dil ve kültür açısından 
birbirine son derece benzer. 

KUMUKLAR: Hazar kolundan gelen Kumuklar çoğunlukla Dağıstan'ın kuzey 
ve doğusunda (420000) yaşarlar. En çok Sulak ile Terek nehirleri 
arasında bulunurlar. Osmanlı döneminde Türkiye'ye sığınan Kumuklar ise 
Tokat, Sıvas, Çanakkale gibi illerimize yerleşmişlerdir. Kumuk dili 
Kıpçak Türkçesinin bir koludur. Kumuklar Türk ve Müslümandır. 

NOGAYLAR: Günümüzde, kuzey Dağıstan'da sadece 42000 Nogay bulunmasına 
karşın, Nogay nüfusu oldukça geniş bir alana yayılır. Azak Denizi'nin 
kuzeyinde, Kırım'da (Cedişkul, Camboyluk), Dinyester nehri civarında 
(Bucak, Cedsan), Çeçenistan'da, Stavropol eyaletinde, Romanya'da 
(Dobruca) yaşayan Nogayların 100000 kadarı da Türkiye'de Ceyhan, 
Ankara, Eskişehir illeri ve Tuz Gölü civarında bulunmaktadır. Yakın 
tarihte Rusların hışmına uğrayan Nogaylar özellikle Kırım'da büyük bir 
katliamın kurbanı olmuşlardır. Dünyadaki Nogay nüfusunun yarım milyona 
yakın olduğu kabul edilir. Dilleri gibi, Nogaylar Türklerin Kıpçak 
kolundan gelirler ve Müslümandırlar. Dağıstan'dakiler Kara Nogay 
olarak bilinirler. Nogay adı, Cengiz Han'ın torunu Nogay Han'dan 
gelir. 

TÜRÜKMENLER: 17. yüzyılda Türkmenistan'dan Kafkasya'ya ve Stavropol 
eyaletine göçeden Türkmenler kendilerine Türükmen ve bazen de Türken 
derler. Oğuz Türkçesi konuşurlar ve Müslümandırlar. 1958 yılında 
nüfusun 15000 olduğu belirtilmiştir. Sonraki nüfus sayımlarında Rus 
olarak kaydedildikleri için sayıları bilinmiyor. 

AZERÎLER: Hun İmparatorluğu döneminden beri bölgede yerleşik 
Azerilerin 8.5 milyonu bugün 86600 km² alanı kaplayan ve başkenti Bakü 
olan bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nde yaşamaktadır. Diğer yandan, 
dünyadaki Azeri nüfusu yaklaşık 35 milyon kadardır ve hepsi 
Müslümandır. Türkiye'de bir milyon Azeri vardır. Ancak, en büyük 
çoğunluk 24 milyon nüfus ile İran'ın kuzeybatısında yaşamaktadır. 
Türkiye Türkleri gibi, Azeriler ve dilleri Oğuz Türklerinden gelir. 
Azerbaycan dışında, özellikle Ermenistan (15000?), güney Dağıstan 
(125000) ve Gürcistan'ta (310000) olmak üzere, Kafkasya'da yarım 
milyonu aşkın Azeri yaşamaktadır. Rusların desteği ile, Ermeniler 
1918'de 12000 ve 1992'de 20000 Azeriyi vahşice katletmişlerdir. Halen 
de Azerbaycan'ın Dağlık Karabağ bölgesinde Ermenilerin kışkırtıcılığı 
devam etmektedir. 

NAHÇIVAN ve GÖKÇAY TÜRKLERİ: Azerbaycan'ın sınırötesi parçası olan 
Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti'ndeki Azeriler ve Ermenistan sınırları 
içinde kalan Zangezur bölgesi ile Gökçe gölün (Sevan) güneydoğusunda 
yaşayan Azeri toplulukları, Ermeniler tarafından sistemli olarak 
katledilmiştir. 1992 yılındaki büyük katliamdan sonra oldukça azalan 
Gökçay Türklerinin bugünkü nüfusu bilinmemektedir. Ermenistan'ın 
güneydoğusunda 8000 kadar oldukları tahmin ediliyor. Nahçıvan adı, 12. 
yüzyılda bölgenin hakimi olan İldenizli Atabeyi Cihan Pehlivan'dan 
gelmedir (Nakş-ı Cihan Pehlivan = Cihan Pehlivan'ın eseri). Bugün 
380000 nüfusunun %98'i Azeri olan Nahçıvan Cumhuriyeti'nin alanı 5500 
km² ve başkenti Nahçıvan Şeher (Babek)'dir. Nahçıvan'ın 11 km'lik 
sınırı ile Türkiye'ye coğrafi bağlantısı vardır. 

MESKET - AHISHA TÜRKLERİ: Bugünkü Türkiye'nin Gürcistan sınırındaki 
Ahıska (Mesket) bölgesinden 1944 yılında Stalin tarafından Orta 
Asya'ya sürülen Türklerin çoğu Kırgız, Kazak ve Özbek çöllerinde açlık 
ve sefalet içinde telef oldular. Günümüzde nüfusu 350000 kadar olan 
Ahıska Türkleri Müslüman ve Kıpçak boyundandır. Sürgünün etkisiyle 
modern Kıpçak diline kayan Oğuz Türkçesi konuşurlar. Gürcistan'ın 
güney kısmı uzun bir süre Kıpçak Atabeylerinin egemenlik alanı olmuş, 
16. yüzyılda da Osmanlı İmparatorluğu'na dahil edilmiştir. Batıda 
Acaristan, ortada Mesketistan ve doğuda da Borçalistan olan üzere bu 
bölgeye Güney Kıpçak İli denirdi. 1829 Edirne anlaşması ile Ruslara 
bırakılan bölgedeki Türkler sürekli soykırımına uğradılar ve 2. Dünya 
Savaşı sonunda Stalin'in marifetiyle topluca sürgün edildiler. M.Ö. 6. 
yüzyıldan beri Ahıska Türklerinin anavatanı olan bölge, günümüzde 
Samtske-Cavaketi adı ile Gürcistan'a bağlıdır ve Ermeniler buraya da 
göz dikmişlerdir. 

KARAPAPAKLAR: Ermenistan ile Gürcistan'ın sınır bölgesinde, batı 
Azerbaycan'ın kuzeybatı kısmında, Sulduz bölgesinde ve Türkiye ile 
Gürcistan sınır bölgesinde yaşayan Karapapaklar'a Terekeme Türkleri de 
denir. Bu sözcük, Arapçada Türkler anlamındaki "Terâkime"nin bozulmuş 
halidir. İran'da yaşayanlar Azeri sayılmaktadır. Oğuz boyundan ve 
Müslüman olan Karapapak nüfusu 300000 civarındadır. Karapapakların bir 
kolu olan Borçalı Türkleri de Gürcistan'ın eyaletleri olan Kartli'de 
ve Kakheti'nin güneyinde yaşarlar. Türkiye'de Kars, Ardahan, Adana, 
Sıvas, Tokat, Amasya gibi illerimizde Karapapak nüfusu vardır. 
Karapapak dili, Azeri Türkçesinin bir lehçesidir. 

KALMUKLAR: Adları hernekadar geride kalan anlamında Türkçe "kalmık"dan 
türemiş ise de, dillerinden ötürü batılılar Kalmukları Moğol halkından 
sayarlar. Ancak, Kalmuklar Moğol olmadıklarını savunurlar. Oyratlar, 
Buryatlar ve Halkalar gibi, Kalmukların soy olarak Türklerle yakın 
bağları vardır. Kalmuklar, şamanizm ile karışık bir Budist inancını 
benimsemişlerdir. Uygur dillerine benzeyen Kalmuk dilinin ne ölçüde 
Moğol grubundan sayıldığı tartışmalıdır. Nüfusunun yarısı Ruslar 
tarafından katledilen ve sürülen Kalmuklar, bugün genellikle 
Kalmukya'da, Moğolistan'ın batı kesiminde, Sibirya'da ve Çin'in 
batısında yaşarlar. Sürgündekilerin bir kısmı, örneğin 
Kırgızistan'daki Sart Kalmuklar Türk dilini konuşurlar ve 
Müslümandırlar. Bütün dünyadaki toplam nüfusları 600000 civarındadır. 
Rusya Federasyonu'na bağlı cumhuriyet olan Kalmukya'nın nüfusu 300000, 
alanı 76100 km² ve başkenti Elista'dır. 

Menşei Kafkas dillerine göre olanlar: 

I - KUZEY KAFKASYA 

A - Kuzey-Batı Kafkasya 

ÇERKESLER: Aslında bugün Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti'nde 55000 ve Adıge 
Cumhuriyeti'nde 5000 civarında olmak üzere, Kafkasya'da Çerkes varlığı 
azınlıktadır. Ancak, Adıgeler, Kabarlar, Abhazlar, Abazalar ve 
Ubıkhlara toplu olarak Çerkes dendiği düşünülürse, bu sayı elbette ki 
artar. Esasen, tarih boyunca bütün bu kabilelere toplu olarak verilen 
addan kaynaklanır "Çerkes" deyişi. Çerkesler önceleri Don nehri ve 
Azak denizi ile Karadeniz'in kuzeydoğu sahilinden Kuzey Kafkasya'ya 
kadar uzanan geniş bir alanda yaşayan iki milyonu aşkın nüfusa 
sahiplermiş. Çok eski devirlerden beri var olan Çerkesleri, Romalılar 
ve Bizanslılar "Kerketes" veya "Sirakes" gibi adlarla anmışlardır. 
Çerkesler, 18. yüzyılın ortasından 19. yüzyılın ortasına kadar sürekli 
Rus saldırıları ile boğuşmuşlar. Sonunda, Rusların katliamından 
kaçabilenler Osmanlı İmparatorluğu'na sığınmışlar. 1864 yılındaki 
sürgünde büyük bir kısmı telef olan Çerkeslerin yaklaşık bir milyonu 
veya biraz fazlası Osmanlı toprağına sığınabilmiştir. Günümüzde, 
nüfusu iki milyona yakın olan Çerkeslerin yarıdan fazlası Türkiye'de, 
biri Düzce'den Çanakkale'ye ve diğeri de Samsun'dan Hatay'a kadar 
uzanan iki geniş bölgede yaşıyorlar ve ana dilleri çoğunlukla 
Türkçedir. Çerkes dili dendiğinde de genellikle akla Kabar ve Adıge 
dilleri gelir. 

Toplam iki milyona yakın Çerkes nüfusunun yarıdan fazlasını Kabarlar 
(% 57.0), üçte birini Adıgeler (% 32.7), onda birini de Abhazlar (% 
7.6) ve Abazalar (% 2.7) oluştururlar. Çerkeslerin yarıdan fazlası (% 
51.5) Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşayan ve Türkçe konuşan 
vatandaşlarımızdır. Kabarların % 56'sı, Adıgelerin % 50'si, Abhazların 
% 30'u ve Abazaların % 24'ü ülkemizde yaşamaktadır. Abhazya'daki 
Abhazlar (% 5.3) dışında bütün Çerkesler Müslümandır. Günümüzde, 
Çerkeslerin toplam nüfusunun sadece üçte biri Kafkasya'da bulunuyor. 
Çerkes çoğunluğunun Türkiye'de olmasının yanısıra, örneğin Adıgelerin 
üçte biri bölgenin ötesindeki diğer ülkelerde yaşamaktadır. 

KABARLAR: Adıgelerin bir kolu olarak kendilerine "Kabertey" diyen 
Kabarlar yaklaşık bir milyon nüfüsa sahiptir. Karaçay-Çerkes (55000 
Çerkes) ve Kabardino-Balkar (500000 Kabar) Cumhuriyetlerinde 
yaşayanların dışında büyük bir kısmı Türkiye'de özellikle Kayseri- 
Uzunyayla bölgesine yerleşmişlerdir. Az bir kısmı da Gürcistan'da 
bulunmaktadır. Kabar dilinin Terek ve Besleney lehçeleri vardır. 
Kabarlar Müslümandır. Bir milyon nüfusa sahip Kabardino-Balkar 
Cumhuriyeti 12500 km² olup başkenti Nalçık'tır. 

ADIGELER: Toplam nüfusu yaklaşık 600000 olan Adıgeler Müslümandır ve 
büyük bir çoğunluğu Samsun, Balıkesir, Sakarya, Düzce, Kayseri, Tokat, 
Kahramanmaraş gibi Türk kentlerinde yaşarlar. Kabileye göre lehçeleri 
olan Adıge dilini konuşanların sayısı yaklaşık 300000 kadardır ve 
Kafkasya'dakiler genellikle Bzeduğ ve Kemirgöy lehçelerini 
kullanırlar. Türkiye'de ise genellikle Abzek ve Şapsığ hakimdir. 
Adıgabze denilen bu dilin Besleney kabilesince konuşulan Kabertey 
diline yakınlığı yüzünden, her ikisini de Çerkes dilinin batı ve doğu 
dalları olduğunu düşünenler vardır. Nitekim, Kabarlar da kendilerini 
Adıgelerin bir kolu olarak görürler. Çoğu kez Çerkes olarak anılan 
Adıgelerin yaklaşık 120000'i Rusya'nın Krasnodar eyaleti içinde yer 
alan Adıge Cumhuriyeti'nde (Adıgeya) bulunmaktadır. Yarım milyonluk 
nüfusunun yaklaşık üçte ikisi Rus olan Adıge Cumhuriyeti'nin alanı 
7600 km² ve başkenti Maykop'tur. Adıge'de azınlık olsalar da politik 
yetki Ruslar tarafından Adıgelere verilmiştir. 

ABHAZLAR: Toplam nüfusun yaklaşık 160000 olmasına rağmen, Gürcistan'da 
otonom bir cumhuriyet sayılan Abhazya'da nüfusun sadece %44'ünü 
oluşturan 95000 Abhaz yaşamaktadır. Günümüzde, Abhazların yaklaşık 
üçte biri (50000) Türkiye'de Çoruh, Bolu, Sakarya gibi illerde 
bulunuyor. Abhazya'dakilerin kıyı şeridinde oturanlar Rus baskısı 
yüzünden Ortodoks Hıristiyan dinini kabullenmelerine karşın, iç ve 
dağlık bölgedekiler ile Türkiye'deki çoğunluk Müslümandır. Kafkasya'da 
Abhaz dilini konuşanlar yaklaşık 50000 kadardır ve burada Abzıva 
lehçesi hakimdir. Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkiye'ye yerleşmiş 
olan Abhazlar'ın ana dilleri ise Türkçedir. Ancak, yaşlılar arasında 
az sayıda da olsa bu dilin Bzıb ve Sadz lehçelerini bilenler vardır. 
Abhazya 23 Temmuz 1992'de Gürcistan'dan bağımsız olduğunu ilan etmiş 
ise de bu girişimi sadece Ruslar destekledi. Ayrılıkçı parlamentonun 
18 Ekim 2006'da aldığı bağımsızlık kararını da Ruslardan başka 
destekleyen çıkmadı. Başkenti Sukhum ve nüfusu tahminen 220000 olan 
Abhazya yaklaşık 8600 km² kadardır. 

ABAZALAR: Toplam nüfusu yaklaşık 50000 olan Abazalar, genellikle 
Karaçay-Çerkes Cumhuriyetinde yaşarlar. Bir kısmı Adıge Cumhuriyetinde 
ve yaklaşık 12000 kadarı da Türkiye'dedir. Müslüman olan Abazaların 
dili Abhazcaya yakındır ve Aşkereva ile Tapanta lehçeleri vardır. 
1991'den bu yana özerk bir Abazinya kurmaya çalışan Abazalar, 2006'da 
Rus Federasyonu'nun izniyle başkenti Psız olan Abazinski'nin 2009 
yılında ilan edileceği vaadini aldılar. 

UBIKHLAR: Rusların 1864 yılında Çerkesleri toplu olarak sürdükleri 
sırada, bütün Ubıkhlar Osmanlı İmparatorluğu'na sığındılar. Bugün 
sayıları gayet az olmakla birlikte, Ubıkhlar Balıkesir ve Manyas 
civarındaki köylerde çiftçilikle geçiniyorlar ve ana dilleri Türkçe 
olup hepsi Müslümandır. Bu dili konuşan son kişi olarak merhum T. 
Esenç'in 1992'deki vefatı ile Ubıkhça tarihe karıştı. 

B - Kuzey-Orta Kafkasya (Nakh kolu) 

ÇEÇENLER: Yaklaşık birbuçuk milyon Çeçenin büyük çoğunluğu 
Çeçenistan'da yaşamaktadır. Çeçenler Müslümandır. Kadiri ve Nakşıbendi 
tarikatlarına ilgi duyarlar. Çeçenler kendilerine Nokhçı derler. 
Dağıstan'da ve Moskova'da yoğunlaşmış olan Çeçenlerin bir kısmı da 
Türkiye'de, özellikle Sivas, Muş ve Mardin kentlerinde yaşamaktadır. 
Çeçen dili, Vaynakh da denilen Nakh dil grubunun en önemli koludur. 
Rus Federasyonu'nda yer alan Çeçenistan 15300 km² olup başkenti 
Grozni'dir ve ülke nüfusunun (1300000) % 95'ini Çeçenler 
oluşturmaktadır. İçkerya ise, bağımsızlık için savaşan Çeçenlerin 
kendi cumhuriyetlerine verdikleri isimdir ve başkentlerinin adını da 
Caharkale olarak değiştirmişlerdir. Bağımsızlık savaşında bugüne kadar 
ikiyüz binden fazla Çeçen, Ruslar tarafından katledilmiştir. 

İNGUŞLAR: Kendilerine Galgay adını veren İnguşların nüfusu yaklaşık 
450000 kadardır. Stalin döneminde Sibirya ve Kazakistan bölgelerine 
sürüldüklerinde büyük bir kısmı telef olan İnguşlar Müslümandır. 
Çoğunluk (380000) İnguşetya Cumhuriyetinde yaşar. Bir kısmı halen 
Kazakistan, Çeçenistan ve Türkiye'de bulunmaktadır. İnguş dili, Nakh 
dil grubunun önemli bir koludur. 4000 km² kadar bir alanı olan 
İnguşetya'nın nüfusu yaklaşık yarım milyon ve başkenti Magas'tır. 

KİSTLER: Gürcistan'ın kuzeydoğusunda, Argun ile Aksay havzalarında ve 
Grozni çevresinde yaşayan Kistlerin nüfusu yaklaşık 7500 kadardır. 
Kistler Müslümandır. Kist dili Nakh dil grubuna aittir. 

BATSLAR: Gürcistan'ın kuzeyinde yaşayan Batsların nüfusu yaklaşık 3600 
kadardır. Batslar Müslümandır. Sadece konuşulan bir dil olan Bats 
dilinin Nakh dil grubuna ait olduğu varsayılır. 

C - Kuzey-Doğu Kafkasya 

AVARLAR: Nüfusu 900000 civarında olan Kafkas Avarlarının tamamına 
yakını (860000) Dağıstan'ın dağlık kısmında yaşar. Başta kuzeybatı 
Azerbaycan olmak üzere, Çeçenistan, Kalmukya, Gürcistan ve Türkiye'nin 
Marmara bölgesinde, Balıkesir ve Tokat'ta yaşayan Avarlar da vardır. 
Kuzey ve güney kabilelerine göre belirlenen iki ana kolda onbeş 
lehçesi olan Avar dili, daha çok Nakh dil koluna ait dillere benzer ve 
kuzeydoğu Kafkas dillerinin Avar-Andi-Tsez alt grubunu oluşturur. 
Tarihteki büyük Türk imparatorluklarından birini kurmuş olan Avarlar 
ile Kafkas Avarlarının akrabalığı konusu oldukça tartışmalıdır. Kafkas 
Avarları Müslümandır. Yaklaşık üç milyon nüfusu olan Dağıstan 
Cumhuriyeti'nin alanı 50300 km² ve başkenti Makaçkale'dir. Dağıstan'ın 
tarihi kahramanı olan Şeyh Şamil Avarlardandır. 

Avar dilinin hakim olduğu kuzeybatı ve batı Dağıstan'da yine aynı dil 
grubuna giren Andi lehçelerini konuşan az sayıda halklar da vardır. 
Andi, Botlik, Godoberi, Karata, Akvakh, Bagvalal, Tindi, Çamalal gibi 
Müslüman küçük gruplardan oluşan bunların toplam nüfusu 50000 
kadardır. Tsez veya Dido adını alan üçüncü alt grup ise güneybatı 
Dağıstan'da yerleşik yaklaşık 15000 kişi tarafından konuşulan Tsez ile 
birlikte Hinukh, Bezta, Kvarşi, Hunzib dil veya lehçelerini kapsar. 
Müslüman olan bu kabileler okur-yazar değillerdir. 

LEZGİLER: Yaklaşık 750000 nüfusu olan Lezgilerin yarısı güney 
Dağıstan'da, üçte biri kuzey Azerbaycan'da ve altıda biri de dağınık 
olarak Kafkasya'da ve Türkiye'de Tokat ile Balıkesir civarında 
yaşamaktadır. Lezgiler Müslümandır. Kuzeydoğu Kafkas dillerinden 
sayılan Lezgice, aslında lehçe niteliğindeki on dilden oluşan bir dil 
grubuna aittir. Grubun diğer dilleri veya lehçeleri, kabile adlarına 
göre şöyle sıralanır: Tabasaran, Mıhabişdı (Rutul), Yıkbı (Tsakur), 
Agul, Udi, Arçi, Budukh, Krız ve Kınalug. Lezgi dili ile birlikte bu 
gruptaki dilleri konuşanlar yaklaşık bir milyon kadardır ve genellikle 
Dağıstan'ın güneyi ile Azerbaycan'ın kuzeyinde yaşarlar. Nüfusu 10000 
olan Udiler dışında hepsi Müslümandır. Lezgiler genellikle Türkçe 
konuşurlar. 

DARGALAR: Yarım milyon kadar olan nüfusunun büyük bir çoğunluğu 
(480000) Dağıstan'ın ortasında yaşayan Dargalar Müslümandır. Lezgi 
diline yakın olan Darga dilinin Kaytag, Kubaçi, İtsari, Çirag 
lehçeleri vardır. Kaytag kabilesinden olanlar genellikle Türkçe 
konuşurlar. 

LAKLAR: Yaklaşık 140000 kadar Lak güney Dağıstan'da ve 20000 kadarı da 
ülkenin orta kısmında yaşamaktadır. Az bir kısmı da kuzeybatı 
Azerbaycan'da bulunur. Gazi-Kumuk da denilen Lak dili Lezgi diline çok 
yakındır. Laklar Müslümandır. 

II - GÜNEY KAFKASYA 

GÜRCÜLER: Toplam beş milyon nüfusun dört milyonu Gürcistan'da 
yaşamaktadır. Türkiye'de beşyüz bin Gürcü vardır. Genellikle Artvin 
ili çevresinde, Çoruh nehrinin batısında, Ordu'da, Sakarya'da 
yaşarlar. Diğerleri ise Rusya, ABD ve AB ülkelerindedir. Türkiye'deki 
Gürcülerin Müslüman olmasına karşın, diğerleri Ortodoks Hristiyandır. 
1828/29 ve 1877/78 Türk-Rus savaşlarında Rus katliamından kaçan 
Müslüman Gürcüler, başta Artvin ve Ardahan olmak üzere doğu Karadeniz 
sahilindeki muhtelif illere yerleşmişlerdir. Çveneburi olarak da 
anılan göçmen Gürcüler, Türk kökenli olduklarını savunurlar. 

Güney Osetya, Abhazya ve Acaristan dışında 54300 km² alanı olan 
Gürcistan'ın nüfusu bu alanda dörtbuçuk milyon ve başkenti Tiflis'dir. 
Üçe ayrılan güney Kafkasya dil ailesinde, Kartvel grubunda Gürcü dili 
ve lehçeleri, Zan grubunda Megrelian ve Laz dilleri, üçüncü kolda da 
Svan dili vardır. Başka bir hipoteze göre de Gürcü (Kartul) dili, 
Megrelian (Margalur) ve Svan (Luşn) dilleri ile güney Kafkasya'nın 
Kartvelian dil ailesine dahildir. Gürcü dilinin bir lehçesi sayılan 
Kivrul (Gruzi) dili ise sayıları az olan Gürcistan Yahudileri 
tarafından konuşulmaktadır. Gürcü ulusunun, Kartvel, Megrel ve Svan 
adını alan etnik gruplardan oluştuğu varsayılır. Ancak, Müslüman 
Gürcüler kendilerini ayrı tutmayı yeğlerler. 

LAZLAR: Lazur adını verdikleri dilleri Megrellerin Margalur diline 
benzediğinden, Lazlar güney Kafkasya kökenli sayılırlar. Tamamına 
yakını Türkiye'de, özellikle Karadeniz Bölgesi'nin doğu kesimindeki 
kıyı şeridinde, Rize, Arhavi, Hopa, Artvin'de ve bir kısmı da Sakarya, 
Kocaeli, Bolu gibi yerleşim alanlarında yaşayan Lazlar Müslümandır. 
Acaristan'da da küçük bir grup oluşturan Lazların yeryüzündeki toplam 
sayısı ikiyüz bin kadardır. Gürcüler ile etnik bağı olmayan Lazlar, 
Kartvel kimliğinin dışında kalan Megreller ile birlikte, dilleri 
açısından güney Kafkasya'nın Zan grubunu oluştururlar. Laz dilinin 
Hopa, Arhavi, Düzköy, Pazar ve Ardeşen gibi yerleşim alanlarına göre 
belirlenen lehçeleri vardır. Laz dilinin fazla kullanılmaması ve bu 
farklı lehçeler arasında anlaşmanın zor olması yüzünden Lazlar 
genellikle Türkçe konuşurlar. 

ACARLAR: Sovyet döneminde Müslüman Gürcüler olarak nitelenen Acarlar, 
Kıpçak Türkleri ile Gürcülerin birleşmesinden oluşmuş bir halktır. 12. 
yüzyılda Kıpçakların Gürcistan ve çevresine yerleşmeleri ile, gerek 
Gürcü asilleri gerekse halkı ile Kıpçaklar arasında yıllar boyu süren 
evlenmeler sonunda, zaten Gürcüler bir anlamda yarı Türk sayılan bir 
ulus haline gelmişlerdi. Daha sonra, Gürcü asimilasyonuna 
başkaldıranları ve Hıristiyanlığı benimsemeyenleri dışlayan bir 
politika uygulandı. Güneybatıya sürülen Müslüman Kıpçak-Gürcüler, 
Batum civarına yerleştiler. 1479-1878 arasında Osmanlı 
İmparatorluğu'nun bir parçası olan Acaristan, daha sonra Rus 
mezaliminden etkilenmiş ve Acarlar sürgüne uğramıştır. 1918'de 
Acaristan tekrar kurtarılmış ise de 1921 Kars antlaşması ile 
Türkiye'nin garantörlüğü altında olmak kaydıyla Gürcistan'a bağlı 
özerk cumhuriyet konumuna gelmiştir. Acaristan'ın alanı 2900 km² olup 
nüfusu 400000 kadar ve başkenti Batum'dur. Yoğun bir misyonerlik 
faaliyetine ve süregelen devlet baskısına rağmen, Acarlar günümüzde de 
Müslümandır. Acar dili Gürcücenin bir lehçesi olarak kabul edilse de 
Acarlar genellikle Türkçe konuşurlar. 

Menşei diğer dillere göre olanlar: 

OSETLER: Bilimsel açıdan kanıtlanmamış bir varsayım ile, Osetlerin 
Alanlar, Sarmatlar ve İskitler ile tarihsel bağları olduğu ve bunların 
da İran kökenli kavimler sayılması gerektiği söylenir. Oset dili de 
Kuzeydoğu İran dil grubunun tek kolu olarak kabul edilir. Bu gruptan 
sayılan Yagnubi dilini ise doğu Tacikistan'da sadece 2000 kişi 
konuşmaktadır. Osetçe konuşanların sayısı da günümüzde gittikçe 
azalmaktadır. Osetlerin çoğunluğu Ortodoks Hıristiyan dininden sayılsa 
da önemli bir kısmı Müslümandır. Yaklaşık 700000 civarında nüfusu olan 
Osetlerin beşte dördü, adına İrıston dedikleri ve kuzey bölümü Rus 
federasyonu, güney bölümü de Gürcistan sınırları içinde sayılan 
Osetya'da yaşarlar. Türkiye'de elli bin Müslüman Oset, Kars, Bitlis, 
Yozgat, Erzurum, Sarıkamış, Muğla, Antalya dolaylarında bulunmaktadır. 

Kuzey Osetya'nın alanı 8000 km², nüfusu 780000, başkenti 
Vladikafkas'dır. Nüfusun üçte ikisini (490000) Osetler oluşturur. 
Güney Osetya'nın alanı 3900 km², nüfusu 100000, başkenti 
Tskinvali'dir. Burada da nüfusun üçte ikisini (65000) Osetler 
oluşturmaktadır. Kafkasya'nın jeopolitik öneminden ötürü, Güney Osetya 
günümüzde büyük güçlerin savaş alanlarından biri olmuştur. 

TATLAR: Yaklaşık 15000 Tat Dağıstan'da, 25000 kadarı da Azerbaycan'da 
yaşamaktadır. Dillerinden ötürü İran kökenli bir ulus olduğu 
varsayılan Tatların % 95'i Müslümandır ve bunlara genellikle "Dağlı" 
derler. Geri kalanlar ise Dağıstandaki Hıristiyan ve Musevi Tatlardır. 
"Dağçıfıtı" veya Dağlıçıfut" denilen Musevi Tatlar Azerbaycan'ın 
kuzeydoğusundaki Oğuz boyları arasında da yaşarlar. Kafkasya 
Yahudileri, Dağ Yahudileri veya Cuhuro gibi adlar verilen bu 
Musevilerin Hazar Hanlığından kaldığı varsayılır. Konuştukları dil de 
Yahudice unsurlar taşıyan Tat dilidir. Tati denilen Tat dilinin İran 
dil grubunun batı kolunda yer aldığı öne sürülür. Musevi azınlığın 
dışındaki Tatların Kafkasya'da Pers ordusundan kalan kişilerden 
türediği düşünülmektedir. Tat adını bu ulusa Türkler vermiştir. 

ERMENİLER: Kendilerine Hay derler. Tarihsel geçmişleri hakkında 
yeterli belgeye dayanmayan ve masal niteliğindeki hikayeler bir kenara 
bırakılırsa, Kafkasya'nın güneyinde yer alan küçük bir bölgede yaşayan 
Ermeniler, geçmişte kısa süreli dönemlerde küçük krallıklar 
kurmuşlarsa da, genellikle başka devletlerin egemenlik alanı içinde 
varlıklarını sürdürmüşlerdir. Hıristiyan dünyasından ayrı olarak, 
kendilerine mahsus bir Hıristiyan inancını benimserler. 16. yüzyılda 
Osmanlı İmparatorluğu ile Safevi Devleti arasında paylaşılan bölge, 
daha sonra Osmanlıların Ermenilere otonomluk bahşettiği bir yer 
olmuştur. 19. yüzyılda Rusya'nın işgaline uğrayan Ermenistan, 1. Dünya 
Savaşında Ruslarla birlikte Osmanlı ordularına karşı savaşmıştır. Bu 
savaşın sonlarında, Rusların himayesindeki Ermenilerin doğu Anadolu'da 
ve Azerbaycan'da Türklere uyguladıkları katliamda binlerce kadın ve 
çocuk vahşice öldürülmüştür. Rus arşivlerindeki belgelere göre, 
katledilen Türklerin sayısı yarım milyondan fazladır. Keza, Osmanlı 
arşivlerinde bu katliam ile ilgili ikiyüz kadar toplu mezarın kaydı 
vardır. Sadece Erzurum'da, iki sene içinde ellibin Türk, Ermeni 
çetelerince öldürülmüştür. Ancak, batılı ülkelerin politik çıkarları 
gereğince, daha sonra bu katliamın Ermenilere yapıldığı şeklinde bir 
hikaye uyduruldu. 

1991 yılında SSCB'nin çöküşü ile bağımsızlığını ilan eden 
Ermenistan'ın alanı 29800 km², nüfusu 3250000 ve başkenti Yerevan'dır. 
İran ve Türk dillerinden çok sayıda kelime barındıran Ermeni dili 
hakkında bir sürü spekülasyon yapılmıştır. Hind-Avrupa dil ailesinden 
sayılan izole bir dildir. Günümüzde, 70000 civarında Ermeni Türkiye'de 
yaşamaktadır. Keza, Müslüman Ermeni olan Hemşinliler İstanbul, 
Sakarya, Düzce, Kocaeli, Zonguldak, Rize, Artvin kentlerinde yaşarlar 
ve konuştukları Hemşince dili Anadolu Türkçesinin bir lehçesidir. 
İstanbul, Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon gibi kentlerde yaşayan 
Ermeniler ise Hıristiyandır. 

SLAVLAR: Kafkasya bölgesinde Slav kökenli Rusların ve Ukraynalıların 
sayısı her ülkede azınlıkta olmak üzere muhteliftir. 

Tarihsel Özellikler 

Tarihsel açıdan baktığımızda, Karadeniz ile Hazar Denizi arasında 
kalan ve genellikle yaşam şartları zor olan dağlık yapıdaki bu coğrafi 
köprünün, asırlar boyunca göçlere aracılık ettiğini görmekteyiz. 
Dolayısıyla, Kafkasya bölgesindeki günümüz insanlarının binlerce yıl 
önce gökten zembille inmiş veya burada mantar gibi bitmiş bir ulustan 
türediğini varsayan iddiaların bilimsel açıdan pek bir değeri olmuyor. 

Asya'daki gerek politik yapılanmaya gerekse iklim koşullarına ilişkin 
değişiklikler, bu göçlerin daha çok doğudan batıya doğru ve genellikle 
istilacı amaçtan çok zorlayan koşullar yüzünden olmasına yol açmıştır. 
Bu dönemde, Türklerin en yoğun olduğu Hazar Denizi ile Baykal Gölü 
arasındaki bölgeden de - Hazar'ın kuzeyinden ve güneyinden olmak üzere 
- Doğu Avrupa'ya, Anadolu'ya, Orta Asya'ya Türklerin göç etmek zorunda 
kaldıkları bilinen bir gerçektir. Bu göç sürecinin aralıklı olarak çok 
uzun bir süreyi kapsaması ve her ara dönemde Kafkasya bölgesine 
yerleşen yeni bir Türk ulusunun kendine has kapalı bir kültür 
oluşturması sonucunda da günümüzde bölgede farklı gibi görünen çok 
sayıdaki topluluklar ortaya çıkmıştır. Elbette ki, bu asırlar boyunca 
süren aralıklı göçler ile, Türk olmayan başka uluslar da Kafkasya 
bölgesine yerleşmişlerdir. Ancak, demografik yoğunluk olarak 
bakıldığında, göçlerden en çok Türk uluslarının etkilendiği 
görülmektedir. 

Bu aralıklı göçlerin ne zaman başladığını incelersek, Mezopotamya'daki 
ilk kültür birimlerinin oluştuğu devirlerde, Sümer uygarlığının ortaya 
çıktığı dönemde bile bunların varlığını görebiliriz. Dolayısıyla, 
sözkonusu migrasyon sadece son bir-iki bin yıllık bir oluşumdan ibaret 
değildir. Nitekim, Asya'nın kültürel tarihinin en eski devirlerine ait 
bulgularda Türk izlerine rastlayan Rus araştırmacıların, SSCB 
döneminde ve öncesinde yayınlanmış çok sayıdaki bilimsel makalesinde 
bu kanıt niteliğindeki belgeler görülebilir. Asya'da Türk kültürünün 
ilk varlığı, Hazar Denizi'nin doğusundaki arkeolojik kazılarda bulunan 
artefaktlara göre M.Ö. 7400-7250 arasındaki bir döneme rastlar. 

Asya'daki Türk varlığının bu kadar uzun bir süreyi kapsamadığına 
ilişkin iddialar ise, bu araştırma sonuçlarının hemen ardından ortaya 
çıkmış politik amaçlı bir propagandaya dayanmaktadır. Osmanlı 
İmparatorluğu'ndan doğan genç Türk Cumhuriyeti'nin ulusal birliğe 
verdiği önem, Lenin sonrası Sovyet iktidarını pek mutlu etmemişti. M. 
Kemal Atatürk'ün önderliğinde yeniden canlanan ulusal Türk kimliği, 
Ruslar açısından ayrı bir önem taşıyordu. SSCB sınırları içinde 
yaşayan Türkler, zaten nüfus olarak Sovyet rejimini rahatsız edecek 
bir yoğunluğa sahiplerdi. Dolayısıyla, buna bir de binlerce yıllık 
geçmişi olan tarihsel kimlik eklendiğinde ortaya çıkabilecek 
potansiyel tehlikeyi farkeden Ruslar, yoğun bir asimilasyon hareketi 
başlattılar. Türk uluslarına farklı isimler veren, kendi dillerinde 
eğitimi yasaklayan, kültürel miraslarını unutturan bu geniş çaplı 
hareketin yanısıra, 2. Dünya Savaşı sırasında Rus ordusunun ön 
saflarında kırdırılan veya özellikle Stalin döneminde sürgünde 
öldürülen Türklerin sayısını da unutmamak gerekir. Elbette ki Kafkasya 
halkları da bütün bu asimilasyondan ve mezalimden aynı ölçüde 
etkilendi. 

Tarihte ve günümüzdeki Türklerin varlığını önemsiz veya asılsız gibi 
gösterme çabasının elbette ki saldırgan devletlerin çıkarları 
açısından çok yararlı bir amacı vardır. Genetik değerlendirmelerden 
antropolojik araştırmalara kadar geniş bir akademik yelpaze içinde, 
amaca uygun raporların yayınlanması için sarfettikleri paranın ve 
oluşturdukları kuruluşların miktarına baktığımızda, bu işi ne denli 
ciddiye aldıklarını görüyoruz. Tarihi kendi çıkarları doğrultusunda 
yazmayı uygun bulanlar, tarihsel gerçekleri toplumlardan gizlemek için 
her olanağı kullanacaklardır. Zira, gerçekler su yüzüne çıktığında, 
uyanan toplumları yönetmenin ne denli zor olacağını gayet iyi 
biliyorlar. 

Ancak, insanları sürekli olarak aldatmak mümkün değildir. Örneğin, 
eski Çin kayıtlarında geçen Mete Han adını kasıtlı olarak Modun Şan 
diye okutmak için yıllarca sarfedilen bütün çabalara rağmen, sonunda 
gerçeğin duyulmasını engelleyemediler. Bu kez de teknolojik üstünlüğün 
yarattığı olanağı kullanarak, genetik açıdan bir sürü akıl dışı 
örnekleme ile yine tarihteki Türk varlığı ile bugünkü Türk 
toplulukları arasındaki güçlü bağı yok etme çabasını sürdürüyorlar. Bu 
garabet iddialara göre ne geçmişte ne de günümüzde Türklere has ne bir 
ırk ne de bir kültür vardır! Bu denli gözüdönmüşlüğün ardındaki telaş 
ve korkunun sebebini araştırdığımızda da büyük bir potansiyel 
oluşturan Türklerin birleşmeleri halinde ortaya çıkacak politik 
durumdan kimlerin zarar göreceği noktasına geliyoruz. 

Kafkasya bölgesine ilişkin propaganda da hiç kuşkusuz aynı zihniyetin 
eseridir. Bölgedeki her beş kişiden dördünün kültürel ve etnik kökeni 
ile Türklerin kültürel ve etnik kökeni arasında son derece kesin 
bağlar vardır. Ancak, bunu kanıtlamak için bilimsel kaynaklara dayalı 
bir rapor sunmaya kalkıştığınız anda ırkçı, şovenist veya sahtekar 
gibi bir sürü iftiranın hedefi haline gelirsiniz. Diğer yandan, bu 
bölgenin insanlarını yüze yakın farklı etnik gruptan sayan ve bunları 
birbirine düşman edici propaganda yapan bir yaklaşım içinde olursanız, 
o zaman bu gerçek dışı tezinizi maddi olarak destekleyen bir sürü 
uluslararası kuruluşun kahramanı olursunuz. 

Örneğin, yakından tanıdığım Alman toplumunda bu çabanın somut 
örneklerine bizzat tanık oldum. Türkiye'den Almanya'ya giden Kafkasya 
kökenli vatandaşlarımız yoğun bir Türk düşmanlığı ve etnik 
ayrılıkçılık kışkırtıcılığına maruz durumdadır. Bu maksatla kurulmuş 
şu veya bu etnik kitleyi hedef alan derneklerde yapılan propaganda ise 
daima aynı çıkar çevrelerinin amacına uygun olarak hazırlanmaktadır. 
Keza, bu derneklerdeki propagandaya katkıda bulunanlara da sosyal 
yardım adı altında para verilmektedir. Öğrendiğim kadarı ile, Avrupa 
Birliği'ne dahil bütün ülkelerde benzeri dernekler AB kültür 
dayanışması çerçevesinde maddi destek almaktadır. Nitekim, Türkiye'de 
de benzeri kuruluşlar vardır ve yine dış kaynaklı maddi destek ile 
varlıklarını sürdürmektedirler. Provokasyon amaçlı bu propagandanın en 
çok Çerkesler üzerinde yoğunlaşmış olması ile Çerkes nüfusunun yarıdan 
fazlasının Türkiye vatandaşı olması rastlantı değildir. Kısacası, 
bütün bu gelişmelere uyanık bir göz ile baktıktan sonra düşünmekte 
yarar var. 

Sovyet rejiminin çökmesinden sonra, bu çöküşte büyük rolü olan ABD ve 
İngiltere'nin desteği ile, beş Türk "Sovyet Cumhuriyeti" derhal 
bağımsızlığını ilan etti. Hernekadar teşvikçiler daha sonra 
vaadettikleri yardımı yapmayıp bu yeni Türk devletlerinin zor koşullar 
altında varlıklarını sürdürme çabalarından faydalandılar ve bu arada 
Kazakları da kısmen Ruslara kaptırdılar ise de, sonuçta bu 
cumhuriyetler kurulmuş oldular. Ancak, Kafkasya'da bu operasyon anında 
başarılı olamadığı için, daha sonra Rus Federasyonu'nun toparlanması 
ve devreye Almanya ve Fransa'nın da girmesiyle bölgede kaotik bir 
ortam oluştu. Zira, coğrafi açıdan bölge küçük ve verimsiz gibi 
görünse de, yeraltı kaynakları ve özellikle petrol sevkiyatı dikkate 
alındığında Kafkasya'nın neden bu denli paylaşılamaz olduğu 
anlaşılacaktır. 

Onbeş seneyi aşkın bu süre içinde Kafkasya bölgesinde yaşanan 
olayların geçmişi muhakkak ki eskiye, Osmanlı-Rus dönemindeki 
yapılanmaya dayanmaktadır. Ancak, global olarak dünyanın politik 
yapısı bugün farklıdır ve dolayısıyla bölgede uygulanan yeni 
stratejinin argümanları değişiktir. Özellikle Türkiye Cumhuriyeti'ni 
zayıflatarak ve ardından parçalayarak bölgedeki hakimiyetlerini 
perçinleyeceğini zannedenler, bu yanılgılarının eseri olan strateji 
gereğince her olanaktan yararlanmaya çalışıyorlar. Örnek bir 
bağımsızlık savaşı ile kendi sınırlarını dünyaya kabul ettirmiş 
Türkiye'yi müttefiki olarak ilan eden ABD, ilginçtir ki başından beri 
Türkiye'nin sınır bütünlüğünü tanımamakta ısrarlıdır. Keza, kendi 
bünyesine alma vaadi ile akılalmaz entrikalar çeviren Avrupa Birliği, 
Türkiye'deki her türlü etnik kışkırtmanın her zaman en faal destekçisi 
olmaktadır. Bunların yanısıra, Türkiye'nin başına bela ettikleri 
eşkiyanın yarattığı terörü de hem politik hem de askeri alanda açıkça 
desteklemektedirler. İşte, bu "dost" devletlerin ağzını sulandıran bir 
başka bölge de Türkiye'nin komşusu olan Kafkasya'dır ve aynı oyunu 
orada da oynuyorlar. 

Bu kirli oyunda, hem Ortadoğu hem de Kafkasya politikası açısından 
Türkiye'nin ele geçirilmesi önemlidir. Gerek yeraltı ve yerüstü 
kaynakları gerekse jeopolitik konumu bakımından Türkiye ayrı bir önem 
taşımaktadır. Hazar Denizi çevresindeki petrol rezervleri ve özellikle 
Asya'daki potansiyel Çin tehlikesini batıdan abluka altına almak 
açısından da Kafkasya bölgesi önemlidir. Dolayısıyla, "demokrasi 
getirmek" ve "bağımsızlık kazandırmak" adına saldıran bu güçler, asıl 
amaçlarına ulaşıncaya kadar Kafkasya bölgesinde yaşayan insanları acı 
ve gözyaşına boğmaya devam edecekler. Diğer yandan, Kafkasya'nın 
başına üşüşen çakallar sadece ABD ve malum Avrupa devletlerinden 
ibaret değildir. Bölgeyi kendi malı zanneden Rusya, elbette ki burada 
baş çakal rolünü kimseye kaptırmak istememektedir. 

Bu saldırganlar, Kafkasya bölgesinde yaşayan insanların etnik 
kimlikleri, dillerinin kökeni, hangi bayrağın altında kimlerin 
toplandığı, hayattan ne istedikleri gibi konuları sadece tek bir amaç 
uğruna değerlendirirler: Onları ilgilendiren tek şey, "acaba biz bu 
insanları kendi amacımız uğruna nasıl kullanabiliriz?" sorusuna 
bulacakları yanıttır ve bunu da hiç acımaksızın yaparlar. 

Bu çerçeve içinden baktığımızda, Kafkasya bölgesinde yaşayanların 
Çerkes, Çeçen, Türk veya filanca etnik kökenli olmasının ne gibi bir 
önem taşıdığını daha iyi anlayabiliriz. Kafkas halkı, kendi etnik 
kimlikleriyle ilgili değer yargıları ne olursa olsun, sonuçta bu 
saldırganların gözünde sadece kullanılacak birer aletten ibarettirler. 
Diğer bir deyişle, bağımsızlık veya demokrasi gibi klişe sözlerle 
yaklaşan sözde dostlarının gözünde bu insanların aslında başka bir 
değeri yoktur. Dolayısıyla, eğer kendi amaçları doğrultusunda bir işe 
yarayacak ise, elbette ki önce Çerkes, Çeçen, Gürcü, Laz ve saire 
olarak bu insanları gruplara ayırarak bölmeyi yeğleyecekler. Ardından 
da birbirlerine düşman olmaları için aralarına nifak sokacaklar. 
Ancak, eskiden beri uygulanan bu "böl ve birbirine kırdırarak sömür" 
yöntemini şimdi çok geliştirdiler. Nasıl olduğunu merak edenler, bu 
etnik kimlik uğruna yapılanları soğukkanlı bir biçimde gözden 
geçirdiklerinde gerçeği görebilirler. Kim kime ne vaadediyor, bu 
vaadlerde bulunanlar kimlerden besleniyor, bu arada acı çekenin payına 
ne düşüyor, diye bir kez olsun düşünmekte fayda vardır. 

Elbette ki, çeşitli etnik gruplara ayrılıp bölünerek zayıflamanın 
alternatifi olarak Türk kimliği altında birleşip güçlenmenin 
faydasından bahsetmiyorum. Bu gibi politik bir yaklaşım ile kendime 
ilke edindiğim bilimsel yaklaşımın bağdaşması olanaksızdır. Ayrıca, 
Kafkasya bölgesindeki insanların birleşerek politik bir zafer 
kazanması veya birbirlerine kırdırılarak telef olmaları bana ne zarar 
verir ne de bir çıkar sağlar. Burada önemli olan, gerçeği 
görebilmektir. Dolayısıyla, her insanın gerçeği görebilmesi için çıkar 
gözetmeksizin çaba sarfetmenin gereğine inanırım. Gerçeği gördükten 
sonra seçiminizi yaparsanız, yaşam sizin için daha verimli olur. 

Türk kültürünün tarihsel geçmişi ve etkinlik alanı dikkate alınırken, 
bunu sadece basit bir dil-din-ırk birliğine indirgeyerek 
değerlendirmek yanlıştır. Nitekim, sözünü ettiğim bölücülük 
propagandası da bu indirgeme yanılgısını günümüzde maksatlı olarak 
kullanarak amacına ulaşmaya çalışıyor. Kültür birliğinin içinde 
elbette ki dil, din, ırk gibi unsurlar vardır. Ancak, sadece bu üçünü 
kıstas olarak alırsanız, sonunda büyük bir alana dağılmış ve çok 
eskiden beri varolan bir kültürü, farklı ve bağımsız parçalara ayırma 
yanılgısı içine düşersiniz. Örneğin, Yakutları veya Karaimleri 
Müslüman olmadıkları için Türk saymamaya başlarsınız. Kafatası ölçme 
saplantısına kapılınca da Trakya Türkleri ile Hakasya Türklerinin 
tamamen farklı ırklardan olduklarını kabullenmek zorunda kalırsınız. 
Oysa, bilimsel açıdan geçerliliği olmayan bu gibi varsayımlar tamamen 
yanlıştır. Keza, özellikle Rusya'da anadili Rusça'dan başka dil 
bilmeyen yüzbinlerce Türk yaşamaktadır. Yıllarca süren asimilasyonun 
etkisiyle dil bağından zorla koparıldılar diye, yaşamları ile Türk 
kültür tarihinin canlı belgeleri olan bu insanların Slav ırkından 
geldiğini kimse iddia edemiyor. 

Rusların hışmına uğrayan Kafkas halkının içgüdüsel olarak Türklere 
sığınma eğiliminin kökünde ümmet birliği inancı veya Osmanlı'nın 
kudretinden faydalanma isteği mi vardır, yoksa aralarındaki kültür 
birliğinin başat karakteri yüzünden mi bu sürülenler kendi 
kardeşlerinin yurduna kaçmışlardır, diye meseleyi ele almakta fayda 
vardır. Kardeşlik bağının somut kanıtlarını görmek için, Kafkasya 
bölgesinin uzak tarihine ilişkin gerçek belgelere ulaşmak ve bunları 
bilimsel yöntemle inceleyerek sonuca varabilmek elbette ki uzmanlık 
gerektiren bir iştir. Ancak, uzman olmayınca da her söylenen lafa 
kanmak kolaylaşıyor. Dolayısıyla, etnik kimlik kavgasına 
sürüklenenlerin sırtından kimlerin neler kazanacağına dikkat ederek 
işe başlamak daha akıllıca olur. 

Bu sitenin amacı herhangi bir polemik yaratmak olmadığından, zihni 
bulanmış bazı Çerkes okurlarımın ısrarlı isteklerini hoşgörü ile 
karşılıyorum ama bayraklarını "Türk Bayrakları" sayfalarımdan 
çıkarmıyorum. Ülkemizde yaşayan yaklaşık bir milyon nüfusa sahip 
Çerkes kökenli Türklerin içinden sadece beş kişinin itirazı, veya on 
kişinin kurduğu bir web sitesinin propagandası elbette ki fazla 
önemsenecek bir mesele değildir. Zira, bu gafiller öyle bir 
aldatmacanın esiri olmuşlardır ki kendi içlerinde bile birbirlerini 
saf Çerkes olmamakla suçlayarak, "bölerek kırdırma" tuzağında 
debelenmekten başka bir şey yapmıyorlar. Bunlardan uzak durmayı 
yeğleyen ve Kafkas kültürünü yaşatma çabası içinde olanların yararlı 
faaliyetlerini ilgi ile izliyorum ve hepsine saygı duyuyorum. Keza, 
ülkemdeki bütün Kafkas kökenli yurttaşlarımı da cân-ı gönülden 
severim. Benim gözümde hepsi Türktür ve dolayısıyla çok asil 
insanlardır. Ancak, zihni bulandırılmış olan bu üç-beş kişinin de 
dikkat etmesi gereken bir konu var: 

Günün modasına uyarak, sürekli provokasyonların etkisiyle Türk 
olmadığını savunan bu kişiler eğer kültürel açıdan kendilerini farklı 
olarak nitelemek istiyorlar ise, anadili olarak hangi dilde 
konuştuklarını, ibadet olarak hangi dini benimsediklerini, gelenek ve 
görenek olarak kimlere benzediklerini, yaşam biçimlerindeki ortak 
özelliklere en çok kimlerde rastladıklarını hatırlamaları iyi olur. 
Eğer ırkçılık adına bunu savunuyorlar ise, aile ağaçlarını 
incelediklerinde herbirinin soyunda kaç Türk olduğunu görmelerinde 
fayda vardır. Eğer milliyetçilik adına bunu savunuyorlar ise, Türkiye 
Cumhuriyeti'nde bu vatanın ekmeğinden suyundan havasından sebeplenen 
her vatandaşın Türk olduğunu ve bununla da gurur duyduğunu unutmamak 
gerekiyor. Onun bunun kışkırtmasına kanıp "ben Türk değilim" zannına 
kapılanlar, buyursunlar gitsinler her nereye ait iseler. Kafkasya'da 
kendi soydaşları kan ağlarken, Türkiye'de yan gelip yatarak "biz Türk 
değiliz!" diye nutuk atmakla olmuyor bu işler. 

---oOo--- 

Ek not: Bu makalemin yayınlanmasından sonra, konu ile ilgili gelen e- 
mail sayısı arttı. İlginize tekrar teşekkür ederim. Ancak, Kafkasya 
kökenli olduğunu belirten üç-beş kişinin yazılarında ne yazık ki 
genellikle Türk milletine, Türklüğe ve şahsıma yönelik küfür, hakaret 
ve tehditlerden öte kayda değer bir şey bulunmuyor. Birtakım takma 
isimler ardına gizlenmekle cesaret bulan bu vatandaşlarımızın elbette 
ki IP adreslerini ve e-mail kayıtlarını tesbit edip ilgili makamlara 
bildiriyoruz. Zira, yurttaşlık görevimizdir. Ancak, gönül isterdi ki, 
bilimsel nitelik taşıyan karşı tezler ile konuyu zenginleştirsinler ve 
onların bu çalışmaları sayesinde biz de aydınlanmış olalım. 

Kaynakça göstermemi isteyen okurlarım için kısa bir liste hazırladım. 
Bu konuda oldukça zengin bir bibliyografya bulmak mümkündür. Burada 
ise sadece dijital ortamda, İnternet kanalıyla hemen önünüze gelecek 
bazı siteleri veriyorum. 

Öncelikle, "Wikipedia" adlı sitede konu ile alakalı zengin malzeme 
bulunmakla birlikte, bu sitenin her türlü görüşe açık olması 
bakımından, bazı açıklamaların bilimsel açıdan güvenilirliği 
kuşkuludur. Nitekim, aynı başlık altındaki bir makalenin, farklı 
dillerdeki Wikipedia sitelerinde oldukça farklı versiyonlarına 
rastlayabilirsiniz. Deneme açısından şu adresleri karşılaştırmalı 
olarak gözden geçirmekte fayda vardır: 

Vikipedi, özgür ansiklopedi --- http://tr.wikipedia.org/ 
Wikipedia, The Free Encyclopedia --- http://en.wikipedia.org/ 
Wikipedia, die freie Enzyklopädie --- http://de.wikipedia.org/ 
Wikipédia, L'encyclopédie libre --- http://fr.wikipedia.org/ 

Keza, aşağıdaki sitelerde bulacağınız makaleler, linkler ve özellikle 
referans olarak gösterilen eserler yararlı olabilir. 

Dil açısından kaynakça arayanlar, şu sitelerde bol miktarda güvenilir 
bibliyografya bulabilirler: 

Thesaurus Indogermanischer Text- und Sprachmaterialien --- 
http://titus.uni-frankfurt.de/ 
Ethnologue, Languages of the World --- http://www.ethnologue.com/ 
(Sergei Starostin's) The Tower of Babel --- http://starling.rinet.ru/intrab.php?lan=en 
Department of Linguistics at the University at Buffalo --- 
http://linguistics.buffalo.edu/ 
Joshua Project, Unreached People of the World --- http://www.joshuaproject.net/ 
World Language Phyla/Family Mapping --- http://www.gmi.org/wlms/users/huffman/ 
Caucasian Languages --- http://linguarium.iling-ran.ru/publications/caucas/alw_cau_content.shtml 

Bayraklar ile ilgili kaynaklar: 

Vexillology, Flags of The World --- http://www.fotw.net/ 
Flags of the World --- http://www.crwflags.com/ 
Flaggenlexikon --- http://www.flaggenlexikon.de/ 
The Flag Research Center --- http://www.flagresearchcenter.com/ 
World Flag Database --- http://www.flags.net/ 
Encyclopaedia Heraldica --- http://eh.lenin.ru/ 

Genel olarak Kafkasya ile ilgili kaynaklar: 

CIA World Factbook --- https://www.cia.gov/library/publications/the-world-factbook/index.html 
The Red Book of the Peoples of the Russian Empire --- http://www.eki.ee/books/redbook/ 
Unpresented Nations and Peoples Organization --- http://www.unpo.org/ 
Perry-Castañeda Library Map Collection --- http://www.lib.utexas.edu/maps/ 
Caucasus --- http://www.grid.unep.ch/product/map/images/caucasus_envsec2_popdensit... 
Caucasus --- http://www.hunmagyar.org/turan/caucasus/index.html 
Gene Expression --- http://www.gnxp.com/ 
Circassian World --- http://www.circassianworld.com/ 
Balkarians and Karachais --- http://www.geocities.com/Tokyo/Pagoda/7675/chapt1.html 
Doç.Dr. Ufuk Tavkul --- http://www.kafkas.gen.tr/ 
Kafkas Vakfı --- http://www.kafkas.org.tr/ 

İlgilenenlere daha fazla kaynak bulmak mümkündür. Yeter ki, anlamsız 
küfür ve tehdit saçmalığını bırakıp bilimsel araştırmaya eğilim 
gösteren okurlarımız olsun. 

Hiç yorum yok: